'Silivri' bir bütündür, parçalanamaz

2011-03-06 19:14:00
 
 

Ergenekon tertibinin üç sene önce Hikmet Çiçek, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Deniz Yıldırım'la başlayan gazeteci ayağı dalga dalga yandaş olmayan tüm basını sarınca büyük tepki gördü. Cemaate dokunanın, AKP'ye alçak ya da yüksek derecede muhalefet edenin gazeteden atılmaktan Silivri'ye konmaya kadar çeşitli şekillerde sindirilmeye başlandığı bu süreçte, tepki gösterenler arasında Hadi Uluengin'inden Can Dündar'ına, bazı Taraf yazarlarından suya-sabuna dokunmayıp köşesine sığınanlara varıncaya dek, tertibe alkış tutmuş, yazıları ve gazeteleriyle tertipçilere destek vermiş ya da nispeten "tarafsız" kalmaya çalışmış ama son tutuklamalarla birlikte "basın özgürlüğü" konusunda ciddi şekilde kaygılanmaya başlamış bir kesim de var. Bu iki kesimden yükselen aynı türdeki şu sözler son zamanlarda kulaklarımıza çok fazla çalınıyor:

"Onu tanırım, ona kefil olurum. Onun Ergenekon'la ne ilgisi olabilir?" (Gözaltına alınan gazeteci için söyleniyor)

"Ergenekon operasyonunu sulandırıyorlar."

Bu sözlerle tertibe karşı çıkılmadığı gibi tertipçilere koz verilmektedir. Ergenekon tertibi zaten halk nezdinde "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" ve "Kurunun yanında yaş da yanıyor" algısı içinde yürütülmektedir. Bu yaklaşım; Ergenekon diye bir yapılanma, bir terör örgütü var, darbe plânı iddiaları vs. gerçek ama tutuklananların hepsi aslında bunun parçası değil, AKP araya sevmediği bazı kişileri, bazı muhalif gazetecileri de kaynatıyor algısına hizmet etmektedir.

Son olarak, Can Dündar'ın özeleştirisinde geçen " Aramızda iktidar oyununu sevenler vardı; darbecilerle düşüp kalkanlar..." sözleri, Taksim'deki eylemde açılan ve sonra kapattırılan, sahibi bilinmeyen, imzasız "Ergenekon'u böyle örtemezsiniz" pankartı da bu doğrultudadır.

Yalnızca "endişeli" hâle gelmeye başlamış kesim değil, tertibe hedef olmuş bazı kişiler ve destekçileri bile bu algıya katkı sağlayacak durumda bulunabiliyor. "Ben onlardan değilim"li, "Müvekkilimizin Ergenekon Terör Örgütü'yle bağı bulunmamaktadır"lı açıklamalar, tertip aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti cayır cayır yakılıyorken yangından değerli mal kurtarma telaşını ve aymazlığını göstermektedir.

Odatv baskınıyla birlikte başlayan "Basının sesi mi kısılıyor?" endişesi tertipten bağımsız değildir. O gazeteciler, hükümetin TOKİ vasıtasıyla yaptığı yolsuzlukları, HES'lerle sebep olunan yıkımı haber yaptıkları için değil, doğrudan doğruya Ergenekon'un bir tertip olduğunu, işin içindeki ABD ve cemaat parmağını gözler önüne seren haberleri nedeniyle hedef olmuştur. çünkü Ergenekon tertibi Türkiye'ye bölme, Ilımlı İslâm rejimini kurma projesinin aracıdır, zurnanın zırt dediği yerdir.

Tertibin ilk dalgasından son dalgasına, hedef alınanlar arasında fark yoktur, Silivri bir bütündür, parçalanamaz...

Odatv de tertibin gidişatı ve girilen son evreyle "Ona nasıl Ergenekoncu derler?" gibi çocukça sözler hakkında " SENİN ERGENEKONCUN BENİM ERGENEKONCUM" başlıklı bir değerlendirme yazmış, "Tertibe toptan karşı çıkmanın önemine" işaret etmiş.
İşte o yazı:

yazının linki: http://www.odatv.com/n.php?n=senin-ergenekoncun-benim-ergenekoncum--0503111200

Anıl Poyraz
tgb.gen.tr

0
0
0
Yorum Yaz