Kırmızı çizgileri kim koyuyor?

2011-09-12 19:50:00

      Arslan Bulut       Önce habere bakalım: Çeşitli sivil toplum örgütlerinin bir araya gelmesiyle oluşturulan “Şanlıurfa Demokrasi Platformu” üyesi yaklaşık 200 kişi, öğle saatlerinde Ali Şelli Parkı’nda toplandı. Aralarında BDP Milletvekili İbrahim Binici’nin de bulunduğu grup, 12 Eylül’ün yıldönümü nedeniyle park içerisinde “Barış çadırı” kurmak istedi. Ancak, polis bu isteği kabul etmedi. BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, “Barış çadırı” kurma isteklerinin kabul edilmemesi ardından basın açıklaması yapacakları alanda, bomba araması yapıldığı gerekçesiyle polisin kendilerini bekletmesine tepki gösterdi. Binici, bomba araması yaptıklarını söyleyen polislere, “O zaman bombayı siz koymuşsunuz. 1 Eylül’den bu yana Urfa’da özellikle çatışma ortamı yaratmak istiyorlar. Bu halk en kötü günlerinde bile şiddetten yana olmamıştır ama tahammül sınırımızı aşmak üzereler, bizim de kırmızı çizgimiz bir yere kadardır” dedi. Demek ki neymiş? Artık kırmızı çizgileri BDP veya PKK koyuyormuş.. Türkiye’nin ise hiçbir çizgisi kalmadı. Öyle ki, bir gün “NATO’nun ne işi var Libya’da?” diye soruyorsunuz, ertesi gün, “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu göstermek için Libya’ya gitmelidir” diyorsunuz. Sonra da İzmir’i Libya’ya müdahalenin merkezi haline getiriyorsunuz. Veya Baas rejiminin sürdüğü Suriye’nin Başkanı ile ortak bakanlar kurulu toplantısı yapıyorsunuz, sonra da CHP’yi Baas’çılıkla suçladığınız yetmezmiş gibi, mezhepçilikten dolayı Suriye’ye destek verdiğini iddia ediyorsunuz.. ... Devamı

Kaç cephede?

2011-09-12 19:33:00

          Çok sayıda cephede, çok sayıda düşmana karşı savaşmak Türk’ün ezeli kaderidir… Çarpışırız ve bazen bazı cephelerde yenik de düşeriz, ama sonunda, “mâkûs talihimizi” yeneriz… Bugün de, öylesine çok taraflı saldırılara karşı onurumuzu, çıkarlarımızı, var oluşumuzu korumak için savaşmak durumundayız… *** Kış bastırmadan Kuzey Irak’a, Kandil ve yöresine kara harekâtı yapılacak inşallah!.. Akdeniz’de donanmamız İsrail’le dalaşacak. İsrail devletinin Mavi Marmara olayındaki küstahlığı, hele İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman’ın PKK’ya destek vermek tehdidi karşısında Orta Doğu’nun ABD’den ve Avrupa’dan yüz bulan bu “şımarık oğlanına” haddini bildirmek vâcip oldu… Bu kriz başından beri iyi yönetildi mi; aleyhimizdeki cephe gereksiz yere genişletildi mi? Tartışılması gerekecek ayrı konu. AKP hükümeti bu sorunda sonuna kadar gidecek mi?.. *** Sırası gelmişken, İsrail-PKK ilişkileri konusunda şunu söyleyeyim: Her devlet kendi çıkarlarına göre hareket eder… İsrail de PKK kozunu elinde tutmak için Mossad ajanlarını PKK’lılarla temasa göndermişti… Fotoğraflarla sabit… Ama sonra yine Mossad Apo’nun yakalanmasına yardım etmişti... *** Herhalde şu sırada milli çıkarlar söz konusu olduğunda, ülkemizde “millî birlik” şart… Ne var ki, “millî birliğin” omurgası Türk Ordusudur… Türk Deniz Kuvvetleridir…Türk Hava Kuvvetleridir… Türk Donaması bölgede en büyük güçtür... Buraya bir “mim” koyun. Ülkemizde komutanlara karşı açıktan harekâtta hedeflerin ön... Devamı

“Yeni-Osmanlı” Projesi Bir Amerikan Senaryosudur

2011-09-12 19:25:00

        Gülümser Heper           AKP kontrolündeki Türk dış siyasetinin yönünün nereye kaydığı uzun süredir Batı gazetelerinin hemen çoğunun tartışma konusu. Bu tartışma WikiLeaks belgelerindeki bir ifade ile daha da hız kazandı. Türkiye’de 2004 yıllarında yaşayan bir Amerikalı diplomat belgelerde, Ahmet Davutoğlu’nun “Yeni-Osmanlı” fantezilerini açıklamakta idi. Bir Amerikalı diplomatın AKP’nin bir think tank örgütünün toplantısına katıldığı ve bu toplantıda Avrupa’da İslam’ın yayılmasında Türkiye’nin rolünün tartışıldığı ve bu toplantıdaki çoğunluğun 1683 Viyana kuşatmasındaki yenilginin öcünün alınması gerekliliğini dile getirdikleri de ifade ediliyordu. Batı’da bu ifadelerin altında Türkiye’nin güvenilir bir NATO müttefiki mi olduğu yoksa İslamcı bir ajandasının olup İran’la bir partnerliğe mi soyunduğunu tartışmaya başlandı.Tartışmalar devam ederken 2009 sonlarında Davutoğlu, Saray Bosna’da Türkiye’nin dış politikasını anlattığı bir konuşma yaptı. Balkanların, Kafkasya’nın ve Ortadoğu’nun Osmanlı kontrolü altında olduğu dönemlerde daha iyi durumda olduğunu ifade etti. Bu konuşmanın ardından Doğu Avrupa ülkeleri de bu konuşmanın ardındaki gerçeği merak etmeye başladı ve tartışmanın tarafı oldu. Bilindiği üzere Mısır’ın Fransa tarafından işgali öncesi Ortadoğu Osmanlı İmparatorluğu ve Pers İmparatorluğunun kontrolü altında idi. Batı henüz kontrolü bölgede sağlayamamıştı. Son iki yüz yıldır Ortadoğu, Amerikan güçleri tarafından taşınan Anglo-Fransız hegemonya kontrolünde. Bugün Amerika’nın bölgede etkisini kaybettiği gözleniyor. Türkiye ve İ... Devamı

Tayyipgiller çıldırdı

2011-09-12 19:21:00

          Emin Çölaşan           SEVGİLİ okuyucularım, hükümet gündemi değiştirmek için ne gerekirse yapıyor. Şehitler mi var, kıyamet kopmaya başlayınca gündem değiştirmek için Suriye’ye posta koymaya başlıyor: “Bak haa, isyancıların üzerine ordunu sevk edersen, ateş ettirirsen seni fena yaparız!..” Çünkü isyancılar şeriatçı, bizimkilerin adamı. Ya da Kuran’dan esinlendiği Yahudi düşmanlığı olayından yola çıkıp bu kez İsrail’e kafa tutmaya başlıyor. Biri İsrail’in şımarık oğlan olduğunu söylerken, Çankaya’daki “Nankör israil” demeye başlıyor! Oysa bir süre önce Yahudi kuruluşlarından ödül alırken pek şen şakrak ve neşeli idiler. / Dudaklarında gülücükler oluşuyor, Yahudilere teşekkürler sunuyorlardı. Suriye yıllar boyu Abdullah Öcalan denilen katili beslemiş, kendi topraklarında barındırmış, koruyup kollamıştı. Toprakta altı bin üniformalı şehidimizin cesetleri yatarken Suriye’ye posta koymak, sert çıkmak akıllarına hiç gelmemişti. Tam tersine Esad Ailesi ‘yle al gülüm ver gülüm ilişkisine girmişler, sarılıp öpüşmüşler, dostluk mesajlan vermekten sıkılmamışlardı. İki ülke arasında vizeler karşılıklı kaldırılırken bizim Tayyip ve Çankaya’da oturan şahıs pek mutluydular. Üzerlerinden mutluluk akıyor, demeç üstüne kutlama demeci veriyorlardı. Ne zaman ki Suriye’de halk olayları çıktı, bizimkiler celallenmeye başladı. “Bak Esad, sonra karışmayız haa, adımını denk at!” Hariciye Nazın, büyük devlet ve hükümet adamı Davutoğlu Ahmet Şam’a gidip Esad’la görü... Devamı

Kinlerini Kusuyorlar

2011-09-12 19:07:00

        "Yarım kalmış işlerin bitirilmesine ihtiyaç var. Yaralı halde bırakmak doğru değil." (Bülent Arınç) Kin kötü ahlaka ait niteliklerdendir. İslamiyet kini ve kindarlığı benimsemez. Gayri Müslimlere ait bir değer ve duygu olarak değerlendirir. Bunların Müslümanlığı ise, kinlerini çoğalttıkça artıyor. Ne kadar çok kin duyarlarsa, Allaha o kadar yaklaşıyorlar. Orduya, Kemalistlere, aydınlara karşı sürdürdükleri savaşta, Ordunun yaralı olduğunu ve yaralı olanların sağlığına kavuştuğunda, daha tehlikeli olacağından dem vuruyor. Aslında orduya bu kadar kin duymak, kin duydukça Amerika'ya yaklaşmak, yaklaştıkça aklını kullanamamak... Kin bir olgunun bir duygunun zihinde sürekli canlı tutulmasıdır. O duyguyu gerekli, gereksiz her eyleme ve düşünceye rehber kılmaktır. Kine göre düzenlemeler yapmaktır. Yani hastalıklı bir ruh halidir. Psikolojik anomaliler çerçevesinde çok insanda tahribat yapan bir duygudur, kin. Olan bir psikolojik rahatsızlığın zaman içinde artmasına neden olur. Kin, iyi ilişkiler ve pozitif düşünmenin önündeki engeldir. Siyasette kin ise, sıcak savaşın sürekliliğini gerektirir. Sen, Orduya ve senin gibi düşünmeyenlere bu kadar kin duyarsan, kendini de, bulunduğun camiayı da yönetemezsin. Kin insanın aklının tamamını alır. Aklını kullanamayanlarda, eninde sonunda, aklını kullananlara karşı yenik düşer. Bunların kinleri, şimdilerde, Amerika'yı sevmeyenlere karşı yönelmiştir. Bir dernek, bir siyasi organizasyon Amerika'ya karşı ise, bunlar tüm güçlerini bu guruplara karşı kullanıyorlar. İşbirlikçi olmayanlara kin kusuyorlar. Demek ki, işbirlikçilik "kindar olmayı" gerektiriyor. Demek ki kin ve i... Devamı

ESAD’A 15 GÜN VERDİLER, BİR AY OLDU!

2011-09-10 13:41:00

        Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail’e 5 maddelik yaptırım ilanı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “C planı da sırada“ demesi, medyada savaş baltalarının kuşanılmasına, savaş çığlıklarının atılmasına neden oldu. Hele Başbakan Erdoğan’ın “donanmamız Doğu Akdeniz’de daha fazla görünecek” demesi, Kıbrıs’ta “ver kurtul” diyenleri bile Barbaros’a dönüştürdü! Yandaş medyanın kalemşorları, İsrail’e “haddini bildiren” Erdoğan’ı göklere çıkarmakta, onun Refah Sınır Kapısından Gazze’ye girmesine hazırlanmaktadırlar! Özetle, tüm asker karşıtları “savaşçı” kesildi! Peki bu durum ne kadar gerçekçi? ESAD’A VERİLEN SÜRE İKİ KEZ DOLDU Bugün 9 Eylül. Yani, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la dünyada gündem olan 6.5 saatlik görüşmesinin ve ona “15 gün süre tanımasının” birinci ayı! Bugün İsrail’e sefere hazırlanan kalemşarlar, o gün de Suriye’ye “savaş” istiyorlardı. Peki ne oldu? Suriye’ye “15 gün” süre veren AKP dışpolitikası, geçen iki kere 15 günden sonra bu konuyu unuttu mu,  kapattı mı? İSRAİL’E DÜŞMANLIK İMAJI Türkiye’nin aynı anda hem Suriye’ye hem de İsrail’e “düşmanlık” yapması siyaseten de, teknik olarak da mümkün değil. Ki İsrail ile Suriye zaten birbirine karşıt. Kaldı ki, AKP’nin bu konuda 3 yıla sığdırdığı “politika” da ortada: Erdoğan önce İsrail ile Suriye arasında arabulucu oldu. Sonra Suriye’ye dost olup İsrail’a “düşman” oldu, ardından Suriye’ye de düşman oldu!... Devamı

BAŞBAKAN ERDOĞAN FETHULLAH GÜLEN'E NEDEN SESİNİ YÜKSELTMEDİ

2011-09-10 13:38:00

        CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu; İsrail'in Mavi Marmara gemisine yaptığı baskınla ilgili, BM'nin hazırladığı rapor konusunda özetle şöyle dedi: “Dünya kamuoyunun büyük desteğine rağmen Türkiye'nin ve dolayısıyla Gazze'nin aleyhinde çıkan bu rapor, dış politika tarihimizin en ağır hezimetlerinden birisidir.” Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamasına Başbakan Erdoğan şu yanıtı verdi: “İsrail'in avukatlığını bıraksın. İsrail'in avukatlığına soyunan bir muhalefet, bu ülkede siyaset yapamaz.” Ardından, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da benzer bir açıklama yaptı ve Kılıçdaroğlu'nu “İsrail'in avukatlığını yapmakla” suçladı. Peki... Dokuz vatandaşımızı kaybettiğimiz o günlere dönelim... Hani; İsrail'in yoğun bir şekilde suçlandığı, İnsani Yardım Vakfı'nın (İHH) Gazze seferinin her şeye rağmen alkışlandığı günler... İşte o günlerde Fethullah Gülen, ABD'de Wall Street Journal gazetesine ne demişti, hatırlayanınız var mı? Gülen'in ağzından şu çarpıcı sözler dökülmüştü: “Gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi. Çok çirkin şeylerdi. Organizatörün Gazze'ye yardım götürmeden önce İsrail'le uzlaşma yolunu seçmemeleri faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye başkaldırmaktadır. İHH'nın politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil.” O ana kadar İHH'nın Gazze seferindeki tavrını eleştirenlere demediğini bırakmayan hükümet, Fethullah Gülen'in bu çıkışı karşısında sessizliğe gömüldü. Ne başbakan Erdoğan ne de Bülent Arınç, Fethullah Gülen'e “İ... Devamı

PKK’yı bitirmek veya bitmek…

2011-09-10 13:31:00

          Medyadaki malûm allâmeler, “Kürt Muhipleri”, bir süredir Kuzey Irak’a, Kandil’e ve yöredeki PKK inlerine-üslerine hava harekatı başladıktan sonra, -bu harekatın arkasından mantıki olarak Kuzey Irak’a kara harekatının da başlaması söz konusu iken- İran’ın da Kandil’i vurması, PKK eşiti PJAK’yi sıkıştırması, bütün bölücü teröristlerin kıskaça alınması, sureta “aydınlar” taifesini kaygılandırdı… “Barış süreci” engellenecekmiş!.. “Suriye ekseninde”, İran-Türkiye işbirliği hususunda çeşitli komplo teorileri üretiyorlar… “Kürt sorunu, silahla değil, barışla, eşkıya ile müzakere yoluyla çözülsün” derler… Çünkü onlara göre, PKK’yı silahla bitirmek mümkün değil… “Kürt sorunu” nun radikal olarak çözülmesi de, “Demokratik özerklik”, yani “Büyük Kürdistan”la mümkün!.. Aslında umutları bu; dillerinde ve gönüllerinde yatan da bu… PKK’yı TSK’den, TC’den fazla sever ve kollarlar. *** Ne var ki PKK, bölücüler “terörle”, silahla istedikleri yere vardılar: TC devletini pazarlık masasına oturttular. Taviz, hatta teslimiyet noktasına getirdiler… Erdoğan’ın, PKK’ya, BDP’lilere kükremesine bakmayın; durumu “açılımları” ile bu noktaya getirmekten sorumlu olan, başta o ve iktidarıdır... TSK ve komutanlarının maneviyatını kıran, Ergenekon vb. davaların fahri savcısı kendisi komutanları adeta “esir” alan onun hükümeti ve yargısıdır!.. *** Kısacası, PKK silahla bitirilmese de, TC silahla bitirilsin; ne gam... Devamı

KORKUYOR MUSUNUZ?

2011-09-10 13:29:00

      Erdal Sarızeybek         AKP siyaseti ve hukuku korku salıyor artık halkımıza… Konuşursan eğer… Yazarsan eğer… Meydanlara çıkarsan eğer… “Biz yapacağımızı biliriz” gibisinden korku salmak istiyor… Gölgesinden korkan insanlarımız, kurum ve kuruluşlarımız içerisinde kısmen de olsa başarılı oldular… Baksanıza etrafınıza, gerçeği anlatan, söyleyen, konuşan, yazan kaç kişi var… Bireysel olarak olaya baktığınızda, bu korkuyu anlamak mümkün… Olur ya, çalmıştır, çırpmıştır, AKP siyaseti ve hukuku da bunu öğrenmiştir, tehdit ediyordur, o da korkuyor ve ses çıkarmıyor olabilir… Korku bedenini sarmışsa eğer, ondan zaten hayır gelmez, bırakın korkuları içinde yaşayıp yok olsunlar… Ama ya örgütlü kurumlar, kuruluşlar, dernekler, ocaklar? Korku onların neresinde… Biz düşüncelerimizi anlatalım… Silivri’de “hukuksuzluğun daniskası var”, üstelik bunu “Barolar Birliği” söylüyor ama eyleme geçmiyor? Neden? Ankara ve İstanbul Baroları bu konuda en çok ses getirmeye çalışan iki kuruluş, ama yetmiyor ve yetmedi… Yetmiş olsaydı bu Silivri hukuku ülkede korku salabilir miydi hiç! Peki, ötekiler nerede, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep, Kahraman Maraş, Şanlıurfa? Yok… Halkımızı kim aydınlatacak ve gerçeğin ışığı ile halkımızı kim harekete geçirecek? Yine bu kuruluşlar, başta Barolar… Bakın etrafınıza, var mı bir hareket? Yok… Bir Baro’nun yaptığı bir “BASIN AÇIKLAMASI” ile bu konular geçiştirilemez, halkımıza mal edilmesi gerekir… Halkımıza bu meseleleri mal edebilmek için de, halkımızın uyarılması ve tepkisini orta... Devamı

RUM PATRİKHANESİ’NDE HAREKETLİLİK VAR!

2011-09-10 13:27:00

          Patrikhane’nin 12 kişilik bir dini meclisi (Sen Sinod) vardır ve bu mecliste “metropolit” dini rütbesinde olan papazlar görev yapar. Burada görev yapacak olan papazların, 6 Aralık 1923 tarihli ve 1092 sayılı bir valilik genelgesine göre; “Türkiye’de ikamet eden ve TV vatandaşı olan metropolitler olması” gerekliliği bulunmaktaydı. Bu süreçte; (1923’ten itibaren) Türk vatandaşı olmayan bir patrik ve din adamı da zaten (resmen) görev yapmamıştı. Rum Patriği Bartholomeos 2004’de ani bir kararla 12 kişilik Sen Sinod’da, 6 yabancı uyruklu din adamına görev verdi. 2004 itibariyle; Patrikhanede “20” civarında metropolit seviyesinde din adamı bulunuyordu. Buna rağmen “12 kişiyi tamamlayamıyoruz, eksiğimiz var” diye asılsız bir gerekçeyi ortaya attılar ve 17 kişilik bir listeyi TC vatandaşı yapmak üzere harekete geçtiler. 17 kişilik bu liste müracaat esnasında elendikten sonra 13’e indi. 1500 kişiden az kalmış Rum Cemaati’nin dini ihtiyaçlarının karşılanması, amaçladıkları gaye ise bu papaz sayısı -kişi başına hesaplandığında- çok fazladır. Buradaki amaç; “Ekümenik Patrikhane”ye “maiyet” teminidir ve 2010 sonunda “çoğaldılar” ama bu da yetmedi. 13 kişi kabul edilir edilmez, 11 kişilik bir liste için daha Türkiye’den vatandaşlık talep edildi. 12 kişiyi tamamlamıyoruz diye 6 yabancı uyruklu papaz ile yasalarımızı delmişlerdi. 13 taze vatandaş papaz, Türk vatandaşlığı alınca normal olarak; o tarihte yapılan ve  28 Şubat 2011’e kadar sürecek görevlendirmeye yeni Türk vatandaşı olanların yer verilmesi gerekirdi. Ama böyle yapmadılar ve sadece bir taze vatandaş papazı kadroya alarak, yine 5 yabancı ile Sen Sinod &cced... Devamı

10’urumuzu çiğnetmeyiz

2011-09-10 13:18:00

      Yılmaz Özdil         Her 10… Pazarcıdan biri üniversite mezunu. Her 10… Öğretmenin yedisi ek işle geçiniyor. Her 10… Emeklinin dördü çalışıyor. Her 10… Kişiden yedisi borçlu. Her 10… Kişiden ikisi icralık. Her 10… Çalışandan beşi asgari ücretli. Her 10… Kişiden dördü yoksul. Her 10… Yoksulun beşi çocuk. Her 10… Oyuncağın beşi Çin malı. Her 10… Ekmekten biri çöpe atılıyor. Her 10… Gençten üçü işsiz. Her 10… Kişinin altısı, eğitimini aldığı mesleği değil, çaresiz, alakasız mesleği yapıyor. Her 10… Çiftçinin dokuzu borçlu. Her 10… Kişiden biri depresyonda. Her 10… Saatte üç kişi intihar ediyor. Her 10… Kişiden biri mahkemelik. Her 10… Saatte 441 suç işleniyor. Her 10… Saatte iki kişi öldürülüyor. Her 10… Saatte 270 trafik kazası oluyor. Her 10… Kişiden biri sabıkalı. Her 10… Kişiden dokuzu vergi kaçırıyor. Her 10… Liranın dört lirası kayıtdışı. Her 10… Kilo etin üç kilosu kaçak. Her 10… Generalden biri hapiste. Her 10… Kasım’da sap gibi ayakta durmanın âlemi olmadığı söyleniyor. Her 10… Kadından dördü dayak yiyor. Her 10… Bin kişiden 9 bin 999’u hiç kitap okumuyor, sadece biri kitap okuyor. Her 10… Kişiden sekizinin dişi çürük. Her 10… Kişiden biri tarikatçı. Heron’ların altısı İsrail’de. Her 10… Kişiden beşi, yani iki kişiden biri sormuyor çünkü&he... Devamı

‘Ahde Vefa Nedir, Bilir misin?’

2011-09-10 13:01:00

        Mustafa Akten         “Ahde Vefa nedir, bilir misin? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını, yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefa; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.” (Mevlana) … Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur. KURAN (İsra Suresi, 34) Ayeti. Ahde Vefa, sözünü yerine getirme, sözünde durma, sevgi, dostluk ve bağlılıkta kararlılık ve milli, ulusalcı olarak duyarlı yurttaş olmak Atatürk milliyetçiliği, devrimleri, ilkeleri konusunda sorumluluklarını yerine getirme anlamlarına gelir. Sn.Tuncay ÖZKAN bu düşüncelerden hareketle Bizkaçkişiyiz oluşumunda sayıları binleri bulan yurtseverleri Atatürk ilkelerine Ahde Vefa duyguları ile bağlı insanları bir araya getirmiş, dahası meydanlara CUMHURİYET MİTİNGLERİ için bu düşünceleri paylaşan milyonlarca insanın yığılmasında en büyük aktör ve liderlerden biri olmuştur. Tuncay ÖZKAN bu gün 1950-1960 dönemi arasında en büyük siyasi, ekonomik, askeri, harici, idari hataları yapan ve bu hatalarını arzu edilmemesine rağmen hayatı ile ödeyen Adnan Menderes dönemine bire bir özenti içinde olan onların geçmişte yaptıklarının aynını misli ile fazladan yapan AKP Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi garez ve kinine, Cumhuriyet mitinglerinin verdiği ruh bozukluğunun hezayanına maruz kalarak Silivri zindanında hükümsüz hükümlü olarak olarak ömür tüketmektedir. Yaklaşık 3 yıldır bu çile ona yaşatılmaktadır. Bununla tatmin olmayan AKP ve onun militan Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in mesajından anlıyo... Devamı

Basında Ertuğrul Özkökleşme Utancı!

2011-09-10 12:57:00

          Emin Çölaşan         Sevgili okuyucularım, Türk basınından kimler geldi, kimler geçti. Nice düzgün ve onurlu gazetecilerle birlikte hırsızlar, üçkağıtçılar, yalancılar, satılıklar, sahibinin sesi cambazlar, omurgasızlar, korkaklar, yağcılar, yalakalar!.. Ve patron parasını biraz daha yiyebilmek, patronun çıkarlarını sonuna kadar korumak amacıyla zaten olmayan onurunu biraz daha dibe gömenler!.. Bugün size o gelip geçenlerden birini, Ertuğrul Özkök‘ü biraz daha anlatacağım. Aslında onun beceri ve marifetlerini, toplam 98 baskı yapan son üç kitabımda yeterince anlatmıştım. (Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi, Her Kuşun Eti Yenmez ve Sakıncalı Gazeteci.) Gazeteci olmayan bu şahıs Hürriyet‘in başına eski patronumuz, saygın insan Erol Simavi tarafından getirilmişti ve onun kapısında esas duruşta beklerdi. (Eğer Erol Bey’e ulaşma olanağınız olursa, Ertuğrul’u o birinci ağızdan dinlemenizi öneririm!) Gazeteyi Aydın Doğan satın alınca bu kez yeni patronun kapısında beklemeye geçti ve görevde kalmayı başardı. Patronun tüm maddi ve manevi çıkarları artı ona emanetti. Bazen yemeğe çağrılır, gözlerimizle gördüğümüz manzaradan utanç duyardık. Patronun salatasına kendi elleriyle sos koyar, onun etini az pişmiş getiren garsonları aarlarken yan gözle patrona bakıp bir aferin beklerdi. Günün birinde AKP iktidara geldi ve medyada her şey altüst oldu. Tek parti iktidarının, Ertuğrul’un patronu Aydın Doğan‘ın üzerine -benim yüzümden- çöktüğünden yakınmaya başladılar. Geçmişte Türk basınının gerçek amiral gemisi olan Hürriyet giderek kişiliğini yitiriyordu. Her iktidarı eleştiren bi... Devamı

Tahammülsüz Ülker Hanım!..

2011-09-10 12:53:00

          Mehmet Türker         Recep Bey’in ve genel olarak iktidarın tahammülsüzlüğü malum!.. Hem “ileri demokrasi” derler, hem demokrasinin gereklerine tahammül edemezler!.. Ama sadece eleştiriler için değil!.. Başka şeylere e tahammülsüzdürler!.. “Çanak soru” olmadığı takdirde gazetecileri de azarlarlar!.. Çabuk sinirlenirler!.. Keyifleri çabuk kaçar!.. Bunun son örneği Eskişehir’de yaşandı!.. Yeni Adli Yıl’ın başlaması nedeniyle yapılan törende Eskişehir Baro Başkanı konuşmaya ve iktidarın “bam teline” basmaya başlayınca AKP Milletvekili Ülker Can çareyi salonu terk etmekte buldu!.. Tahammüş edemedi!.. *** AKP Eskişehir Milletvekili Ülker‘in salonu terk etmesine sebep olan, Baro Başkanı Ali Rıza Öztekin’in konuşmasından bazı cümleler şöyle: “Ilımlı İslam, dinler arası diyalog gibi söylemlerle yice dinizimin içini boşaltmak isteyenler(…)” “İkinci cumhuriyetçiler, emperyalistler ve işbirlikçileri rejimin temellerini hiçe saymakta(…)” “Atatürk ve Atatürkçülüğü bir türlü kabul edemeyenler(…)” “Yeni Anayasa yapmaya talip olanların, anayasanın değiştirilemez maddelerinin mazide kalabileceğini söylemeleri (…)” Şu kadarı bile Ülker‘in sinirini bozmaya yetmiş olamaz mı?.. *** AKP Eskişehir Milletvekili hanımefendi orada oturuyor, Baro Başkanı bunlardan söz ediyor, hukuksuzlukları eleştiriyor!.. Genel olarak AKP iktidarından şikayetçi!.. Olacak iş mi?.. Tabii AKP milletvekili Ülker de salonu terk ediyor, dışarıda “AK” plakalı Mercedes’ine binip... Devamı

Tutukluluk uzunmuş!

2011-09-10 12:49:00

            Meclis Başkanı Cemil Çiçek “Tutukluluk bir tedbirdir ceza değil” dedi… İktidar üyeleri de zaman zaman tutukluluğun uzamasını eleştiriyor! Cezaya dönüşen tutukluluğa karşı “sözde” duyarlı mesajlar veriliyor… Ama sözde… Esasta durum farklı… Silivri’de tahliye veren ne kadar yargıç varsa HSYK tarafından başka yerlere sürgün edildi. Davalar birbiri üzerine yığılarak bilinçli olarak uzatılıyor… Tutukluluk bilinçli olarak cezaya dönüştürülüyor… “Tutukluluk cezaya dönüştürülmesin” temennisi boş bir temenniden öte gitmiyor. Hapishaneleri doldurmak, tutukluluğu uzatmak bilinçli bir politikadır… Böylece muhalefet eziliyor, daha da önemlisi topluma bu yoldan gözdağı veriliyor. Bırakın diğerlerini… Milletvekili seçilmiş tutukluları bile hapisten çıkarmaya yanaşmıyor iktidar partisi… Kimse kimseyi ayaküstü uyutmaya kalkmasın! Ergenekumpir… Kıymet Nadir Bindebir, “Biz Apaçık Yazılar İndirmişizdir” adlı son kitabında Ergenekon mavrası yapıyor… “Silivri’de kumpircinin biri… “Nasolsa közlenmiş patateslerin içine de sosisti, turşuydu, mısırdı, kısırdı ne varsa dolduruyorsun” deyip iddianameden ilhamla satışını “Ergenekumpir’e gel vatandaaaş” diyerek yapsa bu kumpirciye de ‘çete’le tutulup gözaltına alınır mı bilemem. Fikir uygulamaya geçilirse görülür. Ergenekumpirin üzerine geciktirici sprey sıkmak suç kapsamına girer mi, yoksa davadan mülhem bir yemek olması cihetiyle geciktirici sprey kumpirin mütemmim cüzü mü addedilir, bunu da ben bilmez, say... Devamı