SAVAŞ GÜCÜ VE MORAL!

2011-09-13 14:48:00

          Başbakan Tayyip Erdoğan, dün Mısır, Tunus ve Libya’yı kapsayan “Arap Baharı” turuna başladı. Beş günlük turun ilk durağı Mısır. Başbakan, bu gezinin sonunda, Mısır yönetimi izin verirse, Refah Sınır Kapısı’ndan geçerek Gazze‘yi ziyaret etmek istiyor. Erdoğan, El Cezire televizyonuna verdiği demeçte “Şu anda arkadaşlar çalışma yapıyor. Er veya geç Rabbim ömür verirse Gazze’ye inşallah gideceğim” dedi. Erdoğan‘ın gezi öncesinde “Türk gemileri artık Akdeniz’de daha sık görülecek” diye İsrail’e gönderdiği sert mesajlar, İsrail ablukası altındaki Gazze halkını çok sevindirdi. Dışişleri Bakanlığımız’ın “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de seyrüsefer için gerekli önlemleri alacağı” şeklindeki açıklaması ne anlama geliyor? Deniz Kuvvetlerimiz kollarını sıvayacak ve Akdeniz’in doğusunda, saldırgan İsrail‘in muhtemel olumsuz davranışlarını engelleyecek. Yani, Deniz Kuvvetlerimiz kritik görevler yapacak, gerekirse çatışacak, çarpıcak. İsril ile bir deniz savaşı göze alınıyor! İyi de… Deniz Kuvvetleri’nin en üst düzeydeki 18 amirali, yani 18 denizci general ve 20′den fazla denizci albay şu anda tutuklu olarak hapiste bulunuyor. Bu amiral ve albayların yokluğu Deniz Kuvvetlerimiz’in savaş gücünü ne ölçüde etkiliyor? Suçsuz olduklarını savunan tutuklu amiral ve albayların yerine görevleri vekaleten devralan komutanların psikolojik durumları, moralleri ve mücadele azimleri nasıl? Bu hiç düşünülüyor mu acaba? TOKMAK – SÖZCÜ   ... Devamı

Şemdinli,Mısır,Gazze Vesaire

2011-09-13 14:36:00

        EMİN ÇÖLAŞAN           SEVGİLİ okuyucularım,Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde önceki gün gerçekleşen yeni bir PKK baskınında bir polisimiz ve bir askerimiz şehit düştü.Aynı çatışmada üç sivil vatandaş öldü.Ayrıca çok sayıda yaralı var. Terör örgütü bu kez ilçeyi basarken İlçe Emniyet Müdürlüğü,Tugay Komutanlığı ile Jandarma Komutanlığı uzun menzilli silahlarla tarandı,roketler havada uçtu Bu yörede baskınlar danışıklı dövüş yapıyor! Baskın başladığı anda ilçede elektrikler ve telefonlar kesildi. Türkiye’nin bir ilçesinde çıkan bu çatışma tam iki saat sürdü. Teröristler ,her zaman olduğu gibi kaçmayı başardılar. Baskın sonrası yapılan yerel açıklamalarda yine her zaman olduğu gibi “Teröristlerin yakalanması için geniş çaplı operasyon başlatılmıştır” denildi! Bu önemli haber,bu baskın olayı dün Sözcü dahil sadece üç gazetede yer bulmuştu.Yine dün pek çok haber sitesinde yoktu.Medyamız artık bu gibi olayları görmek ve iktidarın hoşuna gitmeyecek haberleri yayınlamak istemiyordu!Terör olayları kanıksanmış,toplum bu haberlere alıştırılmıştı.Bunlar artık sıradan haber olmuştu. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde şehit polisimiz ve askerimiz cenaze törenleri düzenlenecek,tören eğer uygun bir yerde ise protokol görevlileri zorla katılacak ve ardından aynı palavralar sıkılacak: “Kanları yerde kalmayacak!” Böyle bir olay başka bir ülkede olsa,bir ilçe orada basılsa kıyametler kopar,o ülkenin sorumlu kişileri hele bunca terör olayı sonrasında g&o... Devamı

Anayasa Hükmünde Kararname…

2011-09-13 14:33:00

      Cüneyt Arcayürek         Hükümet 3 Mayıs’ta 6 aylığına Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi aldı, tepe tepe kullanıyor. Sistemimize göre, kâğıt üzerinde, yasa çıkarma yani yasama yetkisi Meclis’in. TBMM bu yetkiyi halk adına kullanıyor. Hiçbir kişiye ya da kuruma devretmemesi gereken önemli bir güç. Geçmiş hükümetler döneminde de bu yetki, KHK çıkarma yöntemiyle iktidara devredilebiliyordu. Bugünkü iktidarın kökenleri dahil muhalefet partileri bunu şiddetle eleştiriyordu. KHK’lerin ilk tartışıldığı dönemlerde hükümetler şu gerekçenin arkasına sığınmıştı: “Efendim çok acil bir durum oluyor ve Meclis tatile girmiş bulunuyor. Bu durumda ne yapacağız? Hükümet acil işi halletsin, en kısa zamanda da o KHK Meclis’te yasalaşsın.” Perde gerisinde yatan bir başka gerçek de koalisyonla kurulmuş hükümetlerin kimi kritik yasaları Meclis’te oylarken yenilmekten korkmasıydı. *** Oysa AKP’nin böyle bir korkusu yok. Değil oylamayı kaybetmek, birkaç oyluk fire bile büyük haber değeri taşıyor. Buna karşın hükümet aylardır KHK üretiyor. Bunun pek çok nedeninden biri şu olsa gerek: Halktan kaçırmak! Çünkü yasa tasarısı Meclis’e geldiğinde muhalefet konuşuyor, medyada tartışılıyor. Yasadan etkilenecek kesimler harekete geçiyor. KHK ile bütün bu “engeller” aşılmış oluyor. İleri demokrasinin çok ileri bir aşaması olsa gerek. Son çıkarılan 40’tan fazla yeni düzenlemeyi içeren KHK külliyatı kendi alanında bir rekor. Tüm düzenlemeler aynı gün çıkınca i&cced... Devamı

Biz Atatürk’ü Sevdik…

2011-09-13 14:15:00

      Bekir Coşkun     “Er geç razı olacaklar ve katlanacaklar” dediği belki olabilirdi… Ama bize Atatürk’ü sevdirmeselerdi… O zaman kolaydı… Onun bize bıraktığı cumhuriyet tarumar edilirken umursamaz, emaneti ilkelere kulak asmaz, umut ve şevkle kurduğu laik devlet totaliter rejime dönüşürken dönüp bakmazdık. Diyelim ki laiklik mi tekmeleniyor?.. Şöyle deyip geçerdik: “…Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, en büyük tahribatı vermiş olan sistemin ilkelerinden birisi de laiklik ilkesidir…” (Abdullah Gül-1992) * Ya da “Ne mutlu Türk’üm diyene” mi demişti Atatürk?.. Şunları söyleyip dönüp giderdik: “…Milliyetçilik öyle olmuş ki Türkçülük şeklinde olmuş… Mesela ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ lafını tutup her yere yaza yaza, özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür…” (Abdullah Gül-1992) * Diyelim ki vatan sevgisi… Eğer bize Atatürk’ün vatan sevgisini öğretmemiş olsalardı, şöyle derdik “vatan sevgisini” soranlara: “…Seyahat ederseniz Doğu ve Orta Anadolu’ya geldikçe ‘Önce vatan’ yazdığını da görürsünüz. Yani bunlar tek parti döneminden kalan zorla halkın kendi inanç değerleriyle bütünleşmemiş bir dünya sistemini halka zorla kabul ettirmektir…” (Abdullah Gül-1992) * Misal; yeni bir anayasa yapılırken, Atatürk’ün rüyası ve ideali “çağdaş yaşam” mı söz konusu?.. Sil... Devamı

Siz Hiç Hapis Yattınız mı?

2011-09-13 11:57:00

        Feza Tiryaki             Ben hiç hapis yatmadım. Nasıl bir şey olduğunu sadece okuduğum kitaplardan biliyorum, bir de seyrettiğim filmlerden. Gezdiğim iki “hapishane –müze” de bir fikir verdi bana hapishaneler üzerine. Bizde Sinop hapishanesi müze haline getirilince orayı birkaç kez rehber eşliğinde gezdim. Bir de ünlü Alkatraz hapishanesini gezdim. Sinop hapishanesi deniz kenarındadır, biz çocukken duvarlarına deniz vururdu, denizin kenarındaydı. Sonra sahil doldurma modasından orası da nasibini aldı, şimdi denizden hayli uzakta… Alkatraz da bir adada. Orada çevirdikleri bir filmle Amerikalılar burayı dünyaca ünlü yapmışlar. “Alkatraz Kuşçusu” filmi denince bilmeyen yoktur. Her iki hapishanenin de ortak yönü bir denizle ilişkili olmalarıdır; yani biri denize dayalıdır, diğeri denizin ortasındadır. İkinci ortak yönü de bu hapishanelerden kaçmanın imkansız oluşudur. Alkatraz’dan deniz suyunun soğukluğu yüzünden kaçmaya kalkan yüzemez, yarı yolda donar ölürmüş…   Sinop’un zindanları karanlık, hücreleri öldürücüdür. Sinop’ta nemden, rutubetten taş hücreye atılan hükümlü, çok geçmez hastalanır, ölürmüş… Hapishaneler üzerine bizleri düşündüren, Edip Akbayram’dan duyduğumuz, herkesin bildiği ezgi de “Aldırma Gönül Aldırma” şarkısıdır. Yazar, şair Sabahattin Ali, Sinop’ta hapis yatarken bunu şiir olarak yazmış. 1932 yılında Atatürk’e hakaretten burada kısa bir süre yatmış, sonra onuncu yıl affıyla çıkmış. Pişmanlık gösterince öğretmenlik mesleğine devam etmiş.... Devamı

12 Eylül’ün çocukları

2011-09-13 11:50:00

          Doğu Perinçek         Bugün 12 Eylülün programı uygulanmaktadır. Derinleştirilerek ve tutarlılaştırılarak uygulanmaktadır. Devamlılık yalnız programda değildir. Günün iktidar sahipleri, 12Mart ve 12 Eylül darbelerini yapan örgütün mensuplarıdır. Turgut Özal kilit isim 12 Eylül’ü Gladyo yaptı ve bir Gladyo rejimi kurdu. Turgut Özal kilit isimdir. 12 Eylül yönetimi tarafından ekonominin başına getirildi ve arkasından başbakan yapıldı. Köprü personeldir. Sözleşmeli personele bağlanır. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, Turgut Özal’ın devamıdırlar. Aynı örgütsel ağ içinde yetiştirilmişlerdir. Yalnız tarikat ve cemaat ilişkileri ağsından değil, NATO’nun ünlü örgütlenmesi açısından da! Kanlı Pazarlar’dan Gülbettin Hikmetyar’in CIA tarikatına kadar uzanan ulusal ve uluslararası pratikler içerisinde… Dünya ekonomisiyle bütünleşme programı Tayyip Erdoğan-Abdullah Güllerin programı, tek cümleyle özetlenecek olursa, dünya ekonomisiyle bütünleşmektir; sınırların kaldırılmasıdır, milli devletlerin yok edilmesidir. Bu programın uygulanmasına 24 Ocak 1980 günü Turgut Özal’ın patronluğunda başladılar. O program ancak sopayla uygulanabilirdi Sopa, 12 Eylül’de geldi. 12 Eylül’ün sopası Bugün Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün elindeki sopa, işte o sopadır; 12 Eylül’de Türkiye’nin tepesine indirilen Gladyo sopasıdır. Ekonomik sınırlar, sopasız kaldırılamazdı. Kemalist Devrim sopasız yıkılamazdı. Milli devlet sopasız tasfiye edilemezdi. Türk Ordusunun tasfiyesi, 12Mart’ta, 12Eylül’de başladı. 12Mart’ta 1500,... Devamı

Ortadoğu’daki Şeytan Üçgeni (!) ve Araplar

2011-09-13 11:48:00

          Erol Manisalı         Ortadoğu hızlı bir şekilde yeniden devşirilirken sahnede ortaya konan oyun ile perde arkasındakiler oldukça farklı: - “Diktatörler temizleniyor, demokrasi getiriliyor” biçiminde sunulan mesele, “petrol ve doğalgazın paylaşılmasına yönelik ilerliyor”. Irak ve Libya bunun tipik örnekleri; artık Sudan’ı da ekleyebiliriz. - Ortadoğu Arap (ve Müslüman) dünyasında Şii (ve İran) cephesine karşı Sünni bir yeniden yapılanma yürütülüyor. - Bu yeni yapılanmada şimdilik kontrol altına alınmış Müslüman Kardeşler cephesi öne çıkarılıyor. Bu bağlamda “İslami (ve dini) bir toplumsal yapı, demokrasinin önüne geçirilmek isteniyor. Çünkü denetimi ve yönetimi çok daha kolay. Bu arada Mısır usulü ve asker tarafından denetim altına alınmış ara rejimler de her zaman kullanılabiliyor. 12 Eylül 1980 sonrasında biz de yaşadık. Bütün bunlar zeminin, sosyal ve siyasal dokunun yeniden yapılandırılması amacına yönelik. 2011 yılı başından beri Arap uyanışı olarak ortaya çıkan gelişmeler birer birer istenen sonuçları doğurmaya başladı bile! ABD ve AB’nin Arap dünyasına yönelik bu politikasına karşın, bölgenin üç büyük aktörü bazen şablonun dışına çıkabiliyorlar. İran, İsrail ve Türkiye üçgeninde Batı’nın kontrol edemediği şeyler var. Üç büyüklerin Batı açısından en uyumlusu Ankara olmasına karşın Türk-İsrail ilişkileri sorun yaratabiliyor. En azından, “Arap uyanışının kontrol dışına çıkması olasılığını” tahrik ediyor. Hatta, Sünni-Şii ayrışması yerine yakınlaşmasına bile yol açabilir. Arapların “halled... Devamı

Bu nasıl bir gerekçe anlayamadım

2011-09-13 11:45:00

      Mehmet Y. Yılmaz         BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Mardin Kızıltepe’de düzenlenen Demokratik Özerklik Toplantısı’nda konuştu. Şöyle diyor: “Savaşın olduğu bir dönemde Meclis’e gitmeyiz. Özgürlüklerimiz üzerinden pazarlık yapmayız. 4 yıldır parlamentodayız, AKP ne yaptı?” Gerçekten ilginç bir durum! Bir muhalefet partisi, parlamentoda olmayı ya da olmamayı, iktidar partisinin bir önceki dönemde yapıp yapmadıkları ile sorguluyor, ona göre tutum alıyor. Ayla Akat Ata’ya hatırlatmalıyım ki muhalefet partilerinin seçime girme ve TBMM’de temsil hakkı kazanmaları, iktidar partisinin bir önceki dönemde ne yaptığı ile ilgili değildir. Siyasi partiler seçimlere, kendi görüşlerini duyurmak, taraftar toplayıp oy almak ve Meclis’te mümkün olduğunca güçlü olmak için girerler. Seçimi kazanamayacaklarını bilseler bile! Seçimi kazanacak partinin, kendi görüşlerine hiç değer vermeyeceğini bilseler bile! Meclis’te bulunmalarının nedeni, meşru bir zemini kullanarak, çıkacak yasaları etkilemek, hükümet faaliyetlerini denetlemek, Meclis’te bulunmanın verdiği olanakları kullanarak fikirlerini kamuoyuna ulaştırmak ve hükümetler üzerinde bu yolla etkili olmaya çalışmaktır. BDP milletvekiline şunu sormak isterim: Geçen dönem AKP’nin bir şey yapmamış olması, Meclis’te bulunmayı anlamsız kılıyorsa neden seçimlere girdiniz? Sorumluluğunuz oylarını aldığınız insanlara karşıdır, o oyların değerini bugün bilmezseniz yarın da gidip oy istemeye yüzünüz olmaz. Sokaklar rahatlamış ama yürüyen yok Geçen gece Beyoğlu Belediyesi’nin icraatlarının sonuc... Devamı

Ayılar bile isyanda

2011-09-13 11:43:00

        Yalçın Bayer         BU insanlar HES’lerle mi, termik santrallarla mı, Ergene Nehri’yle mi, katı atık fabrikalarıyla mı, kirlenen denizlerle mi uğraşacaklar, neyle? Çevresel anlamda ülkesini seven, duyarlı insanlar imkânları ve güçleri oranında tepki göstermeye çalışıyorlar. Pankartlarını alanlar dağlara çıkıyor, ovalara iniyorlar. Doğasının, kirlenmesini, yağma edilmesini istemiyorlar. Sadece insanlar mı, yaşamından yok edilenler de isyanda… Gazetelerde ‘ayıların’ isyanı geniş yer buluyor. Doğudaki ayılar köylere iniyor, insanlara saldırıyor diye… Neden; çünkü dağlardan Karadeniz’e inen derelerin üzerinde kurulmasına izin verilen HES’ler için patlatılan dinamitlerden yuvaları dağılıyor ayıların; geçiş noktaları kapanıyor; yiyecek alanları yok oluyor. Orman ve Su Bakanlığı bunu ne kadar dikkate alır? ‘Vahşi yaşam’ alanları, insanlar tarafından katledilirse, yaşama ortamları ortadan kaldırılırsa ne yapılır? Saldırır!.. “Kimse bunların katli vaciptir” demesin! Sadece ayılar değil, patlamalar nedeniyle arılar da kaçıyor. Gerze’de Anadolu Grubu’nun termik santralına karşı direnenlerden bugüne kadar 30 kişi yaralandı, yüzlerce insan biber gazı, tazyikli su ve plastik mermilere karşı durarak, topraklarına siper oldu. Onlar da bugün İstanbul’da eylem yapacaklar… Orman ve Su Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na çok iş düşüyor. Türkiye’nin çevre kahramanları! ÇEVRE ile mücadelede önce TEMA’nın onursal başkanı Hayrettin Karaca’yı anarak bu konularda mücadele veren kurum ve kişilerin listesini çıkartmaya çalıştık, eksik veya fazla… &Ccedi... Devamı

İş´, Bu Kadarla Kalırsa, ´İyi´!.

2011-09-13 11:23:00

        Attila İlhan         27 Mayıs ‘darbesi’, Türkiye Radyoları ‘nın mikrofonlarından; Albay Alparslan Türkeş ‘in ‘davudi’ sesiyle, bütün dünyaya neyi ilan ediyordu, bilin bakalım: ‘Hareket’ in, ‘NATO’ya ve CENTO ‘ya bağlı olduğunu!’. Bu söylediğimi, eskiler mahzun bir tebessüm ile hatırlayacak; eminim ki yeniler, merakla soracaktır; ”NATO’yu anladık da, CENTO neyin nesi?”. Washington , dünya sorunlarını çözmeye heveslendi mi, ‘dindar’ bir çerçeveden çıkamıyor ya; o ‘Soğuk Savaş’ dağdağası içinde; Sovyetler ‘i güneyden kuşatmak için, İslam ‘a dayanan bir ‘yeşil kuşak’ çekmeyi tasarlamış; Türkiye üzerinden, İran ‘ı da işin içine katarak; NATO ‘yu, bir manada Pakistan ‘a uzatmıştı: CENTO , işte budur! O tarihte adına ‘Ak Devrim’ de dediğimiz ’27 Mayıs’, NATO ‘ya olduğu kadar, işte ona da bağlıdır. Bu da nereden mi çıktı? İlk anda hiç de münasebetli görünmeyecek ama, ramazan münasebetiyle tertiplenmiş, dinler arası bir iftar sofrasından! Olayın sadece başlıkları bile, insana ister istemez, ‘Soğuk Savaş’ın o sevimsiz ‘sıcak günlerini’ hatırlatıyor: ”Dinler Farklı da Olsa, Dilekler Dünya Barışı İçin / Barış Duası İçin Buluştular / ‘Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ Üç Semavi Dinin Önde Gelenlerini, Barış Duası İçin Bir Araya Getirdi. Vakfın ve Kültürlerarası Diyalog Platformunun Öncülüğünde Bir Araya Gelen, Semavi Dinlerin Temsilcileri, Teröre Karşı Barış Duası Yaptılar!..” (Davetiye, Sayı. 1 Ekim 2004. S.  Asrımızın... Devamı

İddianameyi okurken utandım

2011-09-13 11:18:00

          Can Ataklı       Evet çok utandım. Çünkü onlar hapiste. Hiçbir hukuk onların hakkını savunmak için kullanılamıyor. Onlar hayatlarından koparılmış durumda, ne olacağını bilemedikleri kaderlerini bekliyorlar. Ahmet Şık, Nedim Şener, Soner Yalçın ve Odatv hakkında hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianameden söz ediyorum. İddianameyi okudukça şaşırıyorum, öfkeleniyorum, üzülüyorum, içim içimi yiyor, işin içinden çıkamıyorum. Çoğu argo deyimle “geyik” sayılabilecek “telefon kayıtları”ndan yola çıkılarak “işte” deniyor, “hükümeti yasa ve hukuk dışı yöntemlerle, yani darbe yaparak devirmek için plan yapıyor, talimatlar veriyor, uygulamaya sokuyorlar.” İddianamede geçen konuşmaları, hangi görüşten olursa olsun hemen her gazeteci günde birkaç kez yapıyor. Nereden biliyorum, çünkü biz böyle konuşuruz. “Yazsana şunu” der örneğin bir meslektaş ya da tanıdığımız biri, “Ver şunların ağzının payını.” Ya da “Ben yazamadım bari sen yaz” diye önerir bir başkası. Haydi daha da gerçekçi olalım, kendi özelimizdeki konuşma biçimiyle yazayım “geçir şunlara” der kimileri. Gaza gelirsiniz, “Yarın öyle bir çakıyorum ki” dersiniz siz de. Şimdi bütün bu meslek içi konuşma üslubu, geyik muhabbetleri, esprili bilgi alışverişleri “iddianame” olarak çıkıyor karşımıza. Böyle bir iddianame o çok girmek istediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinin birinde ya da neredeyse demokrasi kıblesi yapılan Amerika’da olsa, önce meslek kuruluşları, sonra diğer sivil toplum kuruluşla... Devamı

Tüm muhalifler bu anlayışla içeri tıkılabilir!

2011-09-13 11:13:00

          Mustafa Mutlu           Aylar geçti; yargıya duyduğumuz saygıdan dolayı sabırla bekledik… Bekledik ki Ergenekon’un gazetecilere yönelik son dalgasında tutuklanan Soner Yalçın neyle suçlanacak, görelim… Odatv.com’un yöneticileri Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, nasıl bir ihanet planına dâhil olmuşlar, öğrenelim… Gazeteci Müyesser Uğur bu silahlı örgütün hangi pis işine aracılık etmiş, bilelim! *** İddianame açıklandı ama bu dediklerimin hiçbirini göremedik… Soner Yalçın’ın ve Doğan Yurdakul’un suçunu öğrenemedik… Nedim Şener’in, Ahmet Şık’ın içeri girdikleri güne kadar deşifre etmeye çalıştıkları sözde Ergenekon Terör Örgütü’yle ilişkilerini anlayamadık… Hayatta bir kez bile görmedikleri… Hatta telefonda bile konuşmadıkları kişilerle “aynı terör örgütü”nün yöneticileri olarak gösterilmelerinin sırrını çözemedik… İddianameden tek anladığımız şu: Bu ülkede Fethullah Gülen cemaatine dokunmayacaksın kardeşim! Böyle bir şey yazıyor mu iddianamede? Hayır… Ama mantığı tamamen bu mesajı veriyor! *** Soner Yalçın, Doğan Yurdakul’un eşinin ölüm döşeğinde olduğunu ve bu yüzden kendisine son görevlerini yerine getirmek için izin verilmesini istediği son yazısında bu durumu şöyle dile getiriyor: “Ben, ‘Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor’ kitabında, cemaatin ABD faaliyetlerini yazdım. Nedim Şener, ‘Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat’ kitabını çıkardı. Ahmet Şık, ‘İmamın Ordusu’... Devamı

AKP – İSRAİL İLİŞKİSİNİN KISA TARİHÇESİ – 2

2011-09-13 01:30:00

              AKP’nin İsrail’le ilişkilerini özetlemeyi bugün de sürdürüyoruz: 11.) AKP hükümeti, Mavi Marmara’ya saldırıdan iki hafta önce, Tel Aviv’in gemiye müdahale edeceğini söylediği günlerde, İsrail’in OECD’ye üye olmasına izin verdi! 12.) AKP, Mavi Marmara saldırırından sonra TBMM’nin yayımlayacağı deklarasyonda “TBMM, Türk hükümetinden İsrail’le siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri gözden geçirmesini bekliyor” ifadesine itiraz etti. Dönemin AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç metne bu haliyle imza atamayacaklarını belirtti. Metinden ifade çıkartılmadı. Fakat muhalefetin ısrarı nedeniyle AKP öğleden sonra gerçekleşen oturumda metne imza atmayı kabul etti. 13.) Davos’ta sözde “one-minute” krizi yaşanırken, TBMM’de Türkiye-İsrail Dostluk Grubu üyesi 361, Türkiye-Filistin Dostluk Grubu iyesi ise sadece 60 milletvekili bulunuyordu! 14.) Erdoğan, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin 49 yıllığına İsrail’li şirkete verilmesine itiraz edenleri “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçladı. 15.) Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 13 Şubat 2009 tarihinde, okullarda İsrail mallarının boykot edilmemesi için genelge yayımladı! ORTAK “YAHUDİ URFA PROJESİ” 16.) Urfa’daki “mayınlı arazilerin” İsrail’e peşkeş çekilmesinin tartışıldığı günlerde, 26 Mayıs 2009’da, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy “Yahudi Urfa Projesi” olarak bilinen “dinler buluşması” kapsamında Urfa’yı ziyaret etti. Levy “Urfa ile Harran bizim için çok önemli, her Yahudi için atalarımızın, dedelerimiz... Devamı

Erdoğan bu ülkeyi savaşa götürüyor

2011-09-12 23:30:00

        Tuncer BAHÇIVAN       Başbakan Erdoğan son açıklamasında diyor ki: Akdeniz'de seyrüsefer serbestîsinin sağlanmasıyla ilgili bir soru üzerine, Su anda Türk askeri gemileri şüphesiz ki, birinci derecede kendi gemilerini korumakla mükelleftir. Ve bizim oraya yapacağımız insani yardımlar vardır. Ve bu insani yardımlarımız Mavi Marmara'da olduğu gibi artık herhangi bir saldırıya uğramayacaktır Ben de diyorum ki saldırıya uğrayacaktır, İsrail hiç çekinmez vurur! Dünya çapında teknolojisi var arkasında da babaları AB, ABD var. Daha Mavi Marmara yoldayken de yazmıştım İsrail vurur dedim ve vurdu. Adamların o bölgede hayatta kalma konsepti bu, tereddüt bile etmezler. Peki, böyle bir riske girmeye değer mi? Niye ve kimin için? Birinci Dünya Savasında Mehmetçiği arkadan vuran dişlerini söken onlar değil miydi? Niye Arapların işine bu kadar burnumuzu sokuyoruz? Bilmediğimiz bir şeylerin karşılığı mı bu? Bir bedel mi ödüyoruz? Teğet bile geçmeyen ekonominin sırrı bunda mı? İsrail’le savaşa girsen sanıyor musun ki tek Arap ülkesi yardım eder? Kendilerine yardım edebiliyorlar mı ettiler mi? Peki bir soru: İsrail attığı bir Harpoon füzesiyle veya Dolphin denizaltısıyla bir firkateynimizi ortadan ikiye bölse: Allah korusun yüzlerce Mehmetçik şehit olsa, bunun hesabını nasıl verecek  Sayın Başbakan? Diyeceksiniz ki, bizim askerler öyle dururlar mı karşılık vermezler mi? Durmazlar karşılık da verirler, ama böyle bir savaşa gönülsüz gittikleri için otomatikman zafiyet doğar. Niye gönülsüz giderler? 1-Bu bir milli dava değil AKP davası 2-En büyük operasyonu donanma yedi; Komutanların çoğu hapiste! Sonra bir önceki yazımda bahse... Devamı

"ABD, PKK'ye havan topu verdi"

2011-09-12 21:08:00

      İran Kara Kuvvetleri Harekât Komutanı, Erbil'deki ABD konsolosluğunun PKK ve PJAK'a havan topları ve el telsizleri verdiğini iddia etti. İran Kara Kuvvetleri Harekât Komutanı General Ali Arateş, geçen ay içinde Irak'ın Erbil kentinde bulunan ABD konsolosluğu aracılığıyla PKK ve PJAK'a çok sayıda 120 mm'lik havan topu ve el telsizi verildiğini öne sürdü. Fars Haber Ajansı'nın haberine göre, PJAK'a karşı yürütülmekte olan operasyonlara İran devrim muhafızlarının yanı sıra kara kuvvetlerine bağlı birliklerin de katıldığını belirten General Arateş, iki grubun son bir aydır Kandil dağındaki Jasosan bölgesinde bolca tünel kazdığını bildirdi. İranlı general iki grubun, ateşkesle zaman kazanarak Kandil'de düzenlenecek daha geniş çaplı bir harekata karşı hazırlık yapmak için zaman kazanmaya çalıştığını söyledi gazetevatan.com   Devamı