Şeyh Sait ayaklanması ve Cumhuriyet Devrimi

2011-09-14 19:21:00

          Öyle günler yaşıyoruz ki, tarihimizde ne kadar gerici, karşı-devrimci hareket varsa yeniden ve yeniden toplumun önüne getirilmekte ve toplumun tarih bilinci ve hafızası bozularak çürütülmek istenmektedir. Sınıf mücadelesi aynı zamanda tarihseldir. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Devrimci sınıflar tarihlerindeki ilerici ve devrimci mirasa sarılarak mücadele ederler. Karşı-devrim de kendi gerici ve irticai mirasını yeniden toplumun gündemine getirerek devrimi yıkmaya çalışır. Türkiye tarihi, iki yüzyıldır kapitalist emperyalizm, yerli gericilik ve irticai hareketlerle mücadele tarihidir. İttihat Terakki, Cumhuriyet Devrimi hatta bunların da öncülü Genç Osmanlılara azgın bir saldırı yürütülmesi bu nedenledir. 31 Mart, Menemen olayları Ermeni Tehciri ve gerici Kürt isyanlarının bugün aklanmaya çalışılması bundan dolayıdır. 1925 yılında patlak veren Şeyh Sait ayaklanmasının 85. yıldönümünde düzenlenen anma etkinlikleri de bu nitelikte bir eylemdir. Yakın zamana kadar İslamcı gruplar hariç, toplumun öncü kesimi olsun, geniş kesimi olsun Şeyh Sait ayaklanmasını gerici ve emperyalizme hizmet eden bir hareket olarak değerlendiriyordu. Bu değerlendirme büyük oranda kendini sol olarak tanımlayan Kürt grupları tarafından da paylaşılıyordu. Öcalan bile 70’lerin ortalarında Şeyh Sait hareketini karşı-devrimci bir hareket olarak ilan etmişti. 2000 yılında bile, “Şeyh Said isyanı taviz koparma amacıyla Kürtleri ateşe atmıştır. Bu isyan Kürtler için büyük felaket oldu. (…) İlk Kürt isyanları Batı’ya dayanıyordu. Söylemek istediğim şuydu: O dönemde hem Kürtler üzerinde, hem de Türkler üzerinde emperyalizmin oyunu vardı. O zamanki isya... Devamı

Her Türk Bir Atatürk Olsa!

2011-09-14 19:10:00

            13 Eylül 2011 “Yırttım attım. Yazmak bir işe yaramıyor!..” Birkaç yıl önceki bir yazıma bu satırlarla başlamışım. Sonuna da şunları eklemişim: Kurtuluş halktadır. Halkın uyanmasında. Halkın bilinçlenmesinde… Ama bırakmıyorlar, elini kolunu bağlıyorlar, aydınlarını hapislere tıkıyorlar… Bu yazıyı da yırtıp atmalı mı? *** Zaman geçmiş. Yıllar geçmiş. Eylülün ortasındayız. Değişen bir şey var mı? Bizler yine halkımıza seslenmeyi sürdürecek miyiz? Çok daha beter olmuş!.. Bir tek adam her şeyi elde etmiş! Meclis’te çoğunluk, yönetimde kesin etkinlik, karşısında güçlü bir muhalefet yok. Ülkenin iç düzeni karmakarışık. Hiçbir sorun çözüme götürülmemiş. İçte dışta tam bir kararsızlık, belirsizlik… Dün Libya’nın Kaddafi’si dostumuz, bugün düşmanımız. Suriye kardeşimiz, ama belki şu günlerde ABD’yle ona bir şeyler yapacağız. Kürt sorunu ortadan kalkmış diyorlar, ama kalkan bir şey yok, başkaldıran var! Bir ayda verdiğimiz şehitler sayısız. Her gün yine bir şehit, yine bir bombanın patlayışı, ağlayan analar babalar… Hep halkın çocuklarıdır yitip giden! Üç dört yıldır süren mahkemeler! Milletvekili seçilseler de hücrelerindeki gazeteciler, aydınlar… *** Bir utanç duyuyorum. Bir utanma yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor, düşünen duyan kafalarda, yüreklerde… Ama onlara ulaşmıyor! Kimlere mi? Meclis’teki yüzlerce AKP’liye, bakanlarına, Başbakan’a bile!.. Önce iktidar sahiplerinin utanç duyması gerekir! Bir şeyler yapmak istediler, ne yapacaklarını da bilmeden! İşleri daha da karıştırdılar. Her şey tam bir &ccedi... Devamı

12 Eylül 1980 11 Eylül 2001 12 Eylül 2010

2011-09-14 19:04:00

            Emre Kongar     Aslında tam kronolojik sıralamayı şöyle yapmak gerek:   1945: Soğuk Savaş’ın başlaması ve milliyetçilik ile dinciliğin Sovyetler Birliği’ne (Komünizme) karşı etkin kullanımı.   1946: Türkiye’de Çok Partili Düzen’in başlaması ve tarikat ve cemaatlerin geri dönüş kıpırdanmaları.   1947-1948: Komünizme karşı Yunanistan ve Türkiye’ye de destek verilmesini öngören Truman Doktrini’nin ilanı ve Marshall Planı çerçevesindeki yardımların başlaması.   1950: Çok Partili Düzen çerçevesinde Türkiye’deki iktidar değişikliği ile Cumhuriyeti kuran CHP’nin muhalefete düşmesi, Demokrat Parti’nin iktidarı; komünizme karşı savaş için Kore’ye asker yollanması.   1952: Türkiye’nin NATO’ya resmen üye olması.   1960-1961: Demokrasiyi ihlal ettiği gerekçesiyle DP’ye karşı yapılan askeri darbe ve özgürlükçü 1961 Anayasası’nın kabulü; sol akımlarla birlikte dinci akımların da serpilmesi ve gelişmesi.   12 Mart 1971: Askeri darbe ve solu bastırmak için 1961 Anayasası’nın özgürlükçü yapısının kısıtlanması ve sınırlanması.   1974: Kıbrıs Barış Harekâtı ve hem haşhaş ekimi durdurulmadığı için hem de bu harekât dolayısıyla ABD silah ambargosunun başlaması.   1975: Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin kurulması; güvenlik ve milli eğitim örgütlerinde milliyetçi ve dinci akımların egemen olmaya başlaması.   12 Eylül 1980: ABD’nin de onayıyla, askerler tarafından yapılan tam bir Soğuk Savaş darbesi; baskıcı 1982 Ana... Devamı

Dindar solcu değil solcu dindar

2011-09-14 18:58:00

          Özdemir İNCE       AYRINTI Yayınevi “Kurtuluş Teolojisi” adlı bir kitap yayımlamış. “İslami Kurtuluş Teolojisi” bölümünün yetersizliğine karşın gerekli ve yararlı bir kitap.   İster Hıristiyan ister İslami olsun “kurtuluş” yoksulluktan kurtuluş anlamına geliyor. Kimi aklıevvel bunu şöyle anlıyor ya da şöyle sanıyor: Yoksullar dindarlaşarak yoksulluktan kurtulabilirler. Oysa yoksullar istedikleri kadar dindarlaşsınlar, o oranda yoksulluk bataklığına gömülürler.   Kökü Dominiken Rahip Bartolemeo de las Casas’a (1474-1566) dayanan Hıristiyan Kurtuluş Teolojisi, yoksulları daha çok dindarlaştırmaya çalışmaz, tam tersine yoksulluktan kurtulmaları için onları örgütler ve yoksulluktan kurtuluş için Kilise’yi görevlendirir. Yoksulluğun nasıl oluştuğunu, yoksulluğun kaynağının İncil olmadığını anlatır. Tam tersine, Matta İncili’nde şöyle yazar: “Zenginin cennete girmesi, devenin iğne deliğinden geçmesinden daha zordur” (19: 23-24). Bu anlayışın öncüleri ve savunucuları Güney Amerika Katolik Kilisesi’ne mensup rahipler ve piskoposlardır. Bu yüzden faşist devletler, zenginler ve ağalar tarafından acımasızca öldürülmüşler ya da Roma’daki Papa tarafından aforoz edilmişlerdir. Günümüzün Papası XVI. Benedictus (eski Kardinal Joseph Alois Ratzinger), Roma Kilisesi’nin otoritesini sarstığı için bu akımın can düşmanıdır. * * * Ancak, Latin Amerika Kilisesi’nin yoksullar konusundaki tutumunun dünyanın geri kalan kiliseleri tarafından benimsendiğini söylemek de  mümkün değil. Hıristiyanlıkta olur da yoksulları savunan Kurtuluş Teolojisi İslam’da olmaz mı? Bu soruy... Devamı

”AKP ustalık dönemini başlattı :’Tam yandaş’ olmayana yer yok

2011-09-14 11:37:00

        AKP döneminde bürokrasi, yargı, üniversiteler, iş dünyası, bankalar gibi önemli kurumlara baskı en üst seviyeye çıktı. Göreve gelmek için “AKP ve Başbakan ne diyorsa yasa odur” anlayışını benimseyen koltuğa oturtuluyor AKP iktidara geldikten sonra devlet kurumlarını adım adım ele geçirdi. Kritik kurumlarda toplumun tepkisini çekmemek için “alıştıra, alıştıra” modeli uygulandı. Artık “alıştıra, alıştıra” aşaması da geçilmiş durumda. 2012 seçimlerinde alınan yüzde 50 oydan sonra “ılımlı” AKP yandaşlarına da yol göründü. AKP’nin yasa dışı taleplerine ayak sürüyen bürokratlar teker teker görevden alınırken “AKP ve Başbakan ne diyorsa yasa odur” anlayışını benimseyen bürokratlar göreve getiriliyor. Üniversiteler/Rektörler Gül eliyle AKP en çok YÖK’den şikayet ederken YÖK Başkanlığı’na çalıştığı üniversitenin rektörünün bile tanımadığı Yusuf Ziya Özcan getirildi. YÖK üyeleri teker teker değiştirilerek, üniversiteler bilimden uzaklaştırıldı. Türkiye’de her gün tartışılan konularda üniversitelerin sesi çıkmaz oldu. Örneğin en çok tartışılan Özel Yetkili Mahkemeler konusunda üniversitelerin hiç görüş bildirmemesi dikkat çekti. Rektörler, YÖK ve Cumhurbaşkanı eliyle AKP’ye yakın kadroların eline geçmiş durumda. İşleyiş aynı kalırken, YÖK Başkanı ve rektörlerin değişmesi AKP’nin şikayetlerini bitirdi. Kökleri 1980 darbesi öncesine dayanan akademisyenler bugünkü üniversiteler için, “Ne üniversitesi, ilköğretim okullar” nitelemesi yaparken YÖK’ün... Devamı

3000 yıllık Mekik... pilotu da var

2011-09-14 11:32:00

          Yeryüzünde, şimdiye değin, çeşitli ülkelerde, uçak, füze, roket vb. uçan araçlara benzetilen birçok nesneler bulunmuştur. Bunlar, Kadim halklar tarafından ya kendilerinin kullandıkları araçların modelleridirler ve yahut gözlemledikleri Yüksek Zekâlara ait araçların modelleridirler.  Fakat bunlardan hiç biri Anadolu’da buluna obje kadar, günümüz uçak, füze, roketlerin ortak özelliklerini ve aerodinamik tekniğini ihtiva etmemektedirler. Üzerinde yoğun tartışmalar ve araştırmalar oluşturacak olan bu uçan-modül modeli, Anadolu’da bu araçların orijinallerini kullanan hangi uygarlık tarafından kullanılmış? 1975 yılında Van dolaylarında yapılan arkeolojik kazılar sırasında, hiç tartışma götürmeyecek bir şekilde mükemmel bir atmosfer içi ve dışı uçuş aracı modeli olan bir heykelcik ortaya çıkarılmıştı. Bariz bir aerodinamik formu olan bu modelde günümüz atmosfer içi ve uzay araçlarında rastlanan şu parçalar yer almaktadır: Burun konisi, Kokpit, Roket kompartımanı, dikey kuyruk, Çoklu roket lüleleri. Kokpitte günümüzde uzay yolcularının kullandıkları türden körüklü bir anti-G elbisesi ve botlar giymiş bir pilot ya da kozmonot oturmaktadır. İki eliyle birden bazı kontrol levyelerini idare ediyormuş gibi bir görünümü olan pilotun oturma şekli çok ilginçtir: bacaklarını yukarıya çekerek karnına doğru bastırmıştır. Bugün ki uygulamalardan biliyoruz ki, pilotlar, karın kaslarını iyice sıkıştırır karınlarını bastıracak şekilde öne doğru eğilirlerse merkez kaç ivmesinin oluşturacağı geçici bayılmaları önleyebilirler. Böylece, modeldeki pilot he... Devamı

BÜYÜK LAFLARIN KÜÇÜK DEMOGOGLARI…

2011-09-14 11:19:00

              Bir memlekete hakim olmak istiyorsanız onun sosyolojik yapısını iyi bilmeniz gerekir. Bir vakitler Viyana Üniversitesi’ne çalışmak üzere giden bir akademisyen dostum; bir hafta sonunda Türk işçilerle beraber gezmek için Çekoslavakya’nın başkenti Prag’a gitmeye kalkar. Sınırdan herkes geçer ama bizim akademisyen geçemez. Büyük bir şaşkınlıkla Çek görevliye sorar “beni niye almıyorsunuz” diye. Aldığı cevap çok ilginçtir “pasaportunuzda meslek olarak sosyolog yazıyor, sosyologların ülkemize girişi bakanlar kurulunun özel iznine tabidir”. İşte bizim manasını anlamakta zorlandığımız sosyoloji bilimi bu kadar önemli bir bilimdir. Biz hiç sosyolojinin bu kadar önemli olduğunu bilsek, “barış gönüllüleri” adı altında istihbaratçı sosyologları ülkemize sokar ve yetmedi elimizle de yardım ederek köy köy dolaşıp, saha çalışması yapmalarına göz yumarmıydık? Bu konuda bilinçli olmadığımız için karnımızın yumuşak taraflarına ait tüm bilgiyi elimizle düşmana teslim ettik. Milletimizin sosyolojik yapısı dediğimizde aklımıza; köylülerimiz, esnafımız, işçimiz, emeklimiz, İslamcımız, Alevimiz, milliyetçimiz, liberalimiz, sosyal demokratımız ve kürtçü, ermenici vb. gibi unsurlarımız gelir. Bunlara sınıf, tabaka, katman ve sosyal grup gibi tanımlamalar yapanlar vardır. Genç Türkiye Cumhuriyeti; sanayileşmiş ve şehirleşmiş bir coğrafya üzerine kurulmadığından, ikibinli yılların başına kadar sosyolojik bir olgu olarak kesif bir köylü sınıftan bahsetmek mümkündü. Kanaatimce bu yıllardan sonra artan bir şehirleşme ve iktidar tarafından uygulanan sosyal ve ekonomik politikalar, k... Devamı

Devlet- PKK görüşmesini internete kim koydu?

2011-09-13 19:52:00

      Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı yöneticileri ile PKK arasındaki görüşmelerin ses kaydı da internete düştü. Yalnız ses kaydığını yayınlayan Dicle Haber Ajansı (DİHA), daha sonra bir açıklama yaparak, kayıtların internet sitelerinin kimliğini bilmedikleri korsanlar tarafından kırılarak, yayınladığını iddia etti. Ajans, abonelerinden özür dileyerek, kaydı internetten kaldırdı. DİHA, haberi "Görüşmelerin iç yüzü Erdoğan'ı yakacak" başlığıyla, ses kaydını sabah Saat 09.37'de sıralarında servis etti. Haberde PKK ile devlet arasında görüşmeler de yer alan kişilerin MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Müsteşar yardımcısı Afet Güneş, KCK'lı Mustafa Karasu, PKK'lı Sabri Ok, Kongra-gel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar ve koordinatör ülke temsilcisi. İngilizce konuştuğu görülen koordinatör ülke temsilcisinin kimliği bilinmiyor. Kayıt internet ortamında hızla yayılırken, DİHA’nın internet sitesine 2 saatten fazla süreyle ulaşılamadı. DİHA, daha sonra haberi yayından kaldırdı ve yaptığı açıklamada haberle ilgilerinin olmadığını belirtti. "DİHA'dan abonolerine zorunlu açıklama" başlığıyla yapılan açıklama şöyle: "Sabah saat 09.37'de servis edilen 'Görüşmelerin İç Yüzü Erdoğan'ı Yakacak' başlıklı haber, sitemize yapılan sanal saldırı sonucu şifreler kırılarak eklenmiştir. Gerçeklerden asla taviz verilmez sloganı ile tüm zorluklara rağmen çalışmasını sürdüren ajansızım, abonelerine gerçek objektif haberler servis etmeyi vazgeçilmez bir ilke olarak benimsemiştir. Söz konusu haber ise araştırılıp ortaya çıkarılan veya bir haber kaynağının göndermiş olduğu bir haber değildir. Dolayısıyla gerçekliği teyi... Devamı

ŞEHİT HABERİ SUÇ SAYILDI

2011-09-13 19:49:00

            Başbakan Erdoğan, gazetecileri uyarırken şehit haberlerinin abartılmamasını söylemişti. Böylece ilk kez uygulamada da şehit haberleri ceza konusu oldu. Odatv.com Devamı

Pet şişelerden kurtulun

2011-09-13 19:44:00

            Fatih Altaylı       AŞAĞIDA okuyacağınız satırlar pek hoşunuza gitmeyebilir. Kendinizi kötü, hatta rahatsız hissedebilirsiniz. “İyi de, ne yapacağız” diyebilirsiniz. Çünkü ben de aynen sizin söylemeniz muhtemel bu cümleyi söyledim, aynen bu yazdıklarım gibi hissettim. Yine de sizleri sevdiğim için, bunları yazmak zorundayım. Önceki gün, bir yakınımın ameliyatı için, Türkiye’nin önemli hastanelerinden birindeydim. Ameliyat sonrası, alanında Türkiye’nin değil, dünyanın en iyilerinden biri ve çok da eski dostum olan doktorumuz geldi. Ameliyatla ilgili bilgi vermek üzere. Konuşurken, önümdeki masada duran “pet” şişeyi alıp açtım ve bardağıma su doldurmaya başladım. Profesör doktor uzandı. Elimden pet şişeyi aldı. Suyu doldurduğum bardağı aldı. Görevliyi çağırdı. Pet şişeyi çöpe atmasını, bardağı da lavaboya boşaltmasını söyledi. “Benim dolabımdan cam şişede bir su getirin” dedi. “Ne oldu hocam, sular zehirli de bizim haberimiz mi yok” dedim şaşkınlıkla. “Keşke zehirli olsa. Panzehiri olur, ilacı olur. Bunlar zehirden beter” dedi ve anlattı. “Son yıllarda kanser olaylarında büyük patlama yaşanıyor. Çok ileri yaşlarda ortaya çıkması gereken bazı kanser türleri, çok erken yaşlarda görünür oldu. Yaşlılarda görülecek lenfomalar, gencecik insanlarda peydahlanıyor. Kemik kanserleri, kemik iliği tümörleri sık sık karşımıza çıkıyor.” “Biliyoruz hocam. Çevre koşulları, hormonlu gıdalar. Her şey kanserojen” dedim. “Evet” dedi. “Bu pet şişeler hepsinden daha kanserojen.” “Bütün dünya kullanıyor&rdquo... Devamı

RAUF DENKTAŞ : BİR ULUSAL KAHRAMAN

2011-09-13 19:35:00

      Gülümser Heper         I. BÖLÜM Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş geçirdiği beyin kanaması sonrası ikinci kez ameliyat edildi. Yoğun bakımda tedavisi sürdürülen Denktaş‘n durumu kritik. Yaşamını Türkiye’nin en büyük ulusal davalarından biri olan Kıbrıs’a adayan Denktaş 27 Ocak 1924′te Ada’nın Baf bölgesinde doğdu. Küçük yaşta annesini kaybeden Denktaş ilk ve orta okulu Arnavutköy’deki Fevzi Ati Lisesinde yatılı okudu. Liseyi Kıbrıs’ta tamamlayan Denktaş, II. Dünya Savaşı’nın ardından hukuk eğitimi için İngiltere’ye gitti. Lincoln’s Inn’den mezun olduktan sonra avukatlık yaptı, 1949 yılı yaz aylarında da “Liderliğin” talebi üzerine Başsavcılıkta savcı yardımcısı oldu, aynı yıl Aydın Hanımla evlendi. Denktaş‘ın Kıbrıs mücadelesi yetmiş yıla yakın bir zamandır sürüyor, 1942 yılında Dr. Fazıl Küçük’ün yayımlamaya başladığı Halkın Sesi gazetesinde Kıbrıs davası için mücadelede yerini aldı. Kıbrıs Türklerinin 1948′de düzenlediği ilk mitingte Dr. Fazıl Küçük‘le beraber hatiplik yaptı. Kıbrıs davasının iki önemli ismi Faiz Kaymak ile Dr. Fazıl Küçük arasında arabulucu rolünü üslendi, Türk toplumunun hak ve çıkarlarının takipçisi oldu. İngilizlerin Ada’yı 5-10 yıl içinde Yunanistan’a devredeceğini gören Denktaş, 1957 yılı sonunda savcılıktan istifa ederek, Dr. Fazıl Küçük’ün yanında yerini aldı. Terörist bir kimliğe bürünen Ada’nın Yunanistan’la bütünleşme idealiyle (Enosis) mücadelede ve Başpiskopos Makarios‘la Yunan gerill... Devamı

BU ÇIĞLIĞI DUYUN

2011-09-13 15:05:00

        Cumhuhuriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun, Silivri Cezaevinde tutsak edilen Doğan Yurdakul'un, amansız hastalığa yakalanmış olan eşini görebilmesi için kaleme aldığı yazıda; “Avukatı ve kader arkadaşları, savcılardan, hâkimlerden, siyasi iktidardan izin istiyorlar; Yurdakul eşi ile vedalaşsın, sevdasının elini son kez tutsun, son kez gözlerine baksın diye...” seslendi.   Yazar Doğan Yurdakul tutuklu... Ömründe eline silah almamış, sadece kalem tutmuş yazar, Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla hapiste... Eşi Güngör Hanım amansız hastalığa yakalandı, son günlerinde... Ölüyor... Avukatı ve kader arkadaşları, savcılardan, hâkimlerden, siyasi iktidardan izin istiyorlar; Yurdakul eşi ile vedalaşsın, sevdasının elini son kez tutsun, son kez gözlerine baksın diye... * Bir an düşündüm... O son bakışı... Gözler birbirine ne der, bilemiyorum... Ne konuşur bakışlar?.. Bir ömür boyu her karşılaştıklarında ayrı bir şey anlatan gözler, o son keresinde ağlamaya dahi vakit bulamadan ne anlatırlar birbirlerine?.. Bir sevda kıvılcımı ile o ilk göz atışın... Bir kumsalda yürürken dönüp dönüp tekrarlanan sevgi bakışlarının... Terastaki çiçeğin açtığını haber veren o sabah gülümsemesinin, güzel günlerin, mutlu anıların toplamı mıdır o son bakış?.. Yoksa yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm kahırların, yaraların, acıların toplamı mı?.. * O son bakış için izin istiyor yazar... * Daha bu yargıçlar, savcılar okuldayken “Bay Pipo”, “Reis” kitapları ile derin devleti ilk deşifre edenlerdendi. Her hukuksuz ara rejimde tutuklandı, hapishanelere konuldu... 12 Eylül’de 200 yıl hapsini istediler... Dün 12... Devamı

ARTIK DEVİR DEĞİŞTİ! GİTTİ APOLETLİSİ, GELDİ CÜPPELİSİ.

2011-09-13 14:59:00

      12 Eylül darbesinden bu yana 31 yıl geçti, 12 Mart'tan 40, 27 Mayıs'tan 51. Bırak bir bavul belgeyi, en küçük bir not bulabildiniz mi hiç? Yok! Siz de gazetecimisiniz be! Ama şimdi öyle mi? İleri demokrasi var memlekette. Ne küçük notu! Bavul bavul belge... Hem de öyle böyle değil, en kozmiğinden. Kaçamaz darbeciler ileri demokrasiden! Kimileri soruyor: 'İleri demokrasiye geçtik de ne oldu?' 1980'de, örgüt üyesi olunca yargılıyorlardı, 2011'de geçtik 'ileri demokrasiye' olmayan örgütün' 'üyesi olmaktan' atıyorlar içeriye. 1980'de kitaplar yakılırdı, basılmamış kitaplar toplanıyor 2011'de . 1980'de solcu veya sağcı olduğun için atıyorlardı, 2011'de işini yaptığın için atıyorlar hapse. 1980'den önce örgütü, örgüt yapan silahtı, 2011'de bilgisayardan çıkan dijital belge. 1980'de devletin ajanları sızardı örgütlerin içine, 2011'de gizli tanıklar çıktı sahneye. 1980'de alırdın örgüt elemanını içeriye, verirdin elektiriği, öterse aydınlanırdı örgüt de... Devir değişti, gerek yok elektriğe. 2011'de, gönder ihbar mektubunu 155'e, hop, örgüt içerde. 1980'de jandarma, polis alırdı evden, 2011 de tutuklandığını öğreniyorsun tv'den. 1980'de tutuklananlara bir suç isnad ederdi mahkeme, 2011'de suçunu öğrenmek için 7 ay bekliyorsun hapiste. Darbeci illa apoletli olacak değil ya! Artık devir değişti! Gitti apoletlisi, geldi cüppelisi. 1980'de darbecilerin içeri attıkları, 2011'de hala içeride. Hem de suçlanıyorlar darbeye teşebbüsle(!) ... Devamı

BÜYÜK FRANSIZ DEVRİMİ NASIL BAŞLADI

2011-09-13 14:56:00

        Fransa Kralı XVI. Louis, küt burunlu, demir tokalı makosenlerinin parmak uçlarında hafifçe yükseldikten sonra öne doğru bir adım attı, durdu. Birdenbire geri dönerek aynı hareketi tekrarladı. Versailles Sarayı’ndaki odasında yalnızdı. Dev gibi odanın tüm mobilyalarını ezberlemişti. Gözünü kapadığı anda neyin nerede olduğunu bildiğinden, neredeyse kapalı gözlerle tüm odayı dolaşacak hale gelmişti. “Oda aynı oda, ama kral aynı kral değil,” dedi fısıltıyla. Yandaki odalardan birinde Sınıflar Meclisi (Etajenero) toplantı halindeydi. Birden iki elini birbirine vurarak şaklattı. Odaya hemen muhafızlardan biri girdi. “Necker’e haber verin, Kurucu Meclis’e katılacağım!” Ortalık karışıktı. Liberaller, öngördükleri darbeyi yapmışlar, Sınıflar Meclisi’nin üç sınıftan (soylular, ruhban sınıf ve halk) oluşarak 5 Mayıs 1789’da Verailles’te toplanmasını sağlamayı başarmışlardı. XVI. Louis’nin mutlakıyet rejimi bu büyük tehdit karşısında tepkiliydi. Kral, toplantıların ayrı ayrı salonlarda ayrı sınıflar olarak yapılması talimatını verdi. Buna bazı asiller ve din adamları uydularsa da, Halk Meclisi (Triers Etat)  birleşik toplantılara devam edeceği kararlılığını bildirdi. İşte üzerine yeni giysilerini geçirirken XVI. Louis’nin kulaklarında o günkü çığlığı yankılanıyordu: “Ne yaparlarsa yapsınlar, oldukları yerde kalsınlar!”… Kimse dinlemedi… Mutlakıyet rejimi yerle bir olmak üzereydi artık. Çünkü Halk Meclis’i 9 Temmuz’da kendini Kurucu Meclis ilan ederek, son noktayı koymuştu. Louis’nin tek seçeneği vardı: Zor kullanmak. Paris sokaklarına ve banliyölerine asker yığınağı yaptı. Paris halkı da bu “önlem... Devamı

Hamasçılık Şehitlerimizi Unutturdu!..

2011-09-13 14:51:00

          MEHMET TÜRKER         Tayyip Bey, Gazze ile uğraşmayı bırakmıyor,Radikal dinci Hamas aşkıyla sabah akşam İsrail‘e posta koyuyor, savaş tamtamları çalıyor!.. Ama öte yandan şehitlerimizin cenazeleri birer ikişer gelmeye devam ediyor!.. Daha dün 8 askerimiz şehit oldu!.. Daha dün gencecik teğmenimizi teröre şehit verdik!.. Daha dün yeni evliler, genç komiserle genç eşi kahpe saldırıyla şehit düştü!.. Ve önceki gün bir polisimizle bir askerimiz Şemdinli’de şehit oldu!.. Diğerleri binlerce kişi tarafından sonsuzluğa uğurlandılar, son şehitlerimiz de öyle uğurlanacaklar!.. *** Ya bugün?.. Eller havaya!.. Ajda köpeğiyle sahneye çıktı!.. Seda Sayan eski aşklarını anlattı!.. Gece kulüpleri, konserler, gemiyle Boğaz gezileri, laylaylom!.. Elbette hayat devam ediyor!.. İyi de, aradan şu kısacık zaman geçmesine rağmen onların adını hatırlayan var mı?.. O gencecik teğmenin, o gencecik yeni evli komiserle eşinin adı neydi? Geçti, gitti!.. Onlar şimdi sadece istatistiklerde yer alıyorlar!.. 20 yıl, 30 yıl önce şehit olanlar gibi!.. 5 bin mi, 10 bin mi, artık sayılarla hatırlanıyorlar!.. *** Seçimlerden önceki slogan güzeldi: “Analar ağlamasın” Şimdi bu lafı duyan var mı?.. Yok!.. İçi boş o söz seçim içindi, seçim bitti unutuldu!.. “Analar ağlamasın” demek kolay da, sonuç?.. Seçime doğru duyguları tahrik etmekten başka hangi işe yaradı?.. *** Tayyip Bey yine iç politikaya yönelik olarak İsrail‘e ateş püskürüyor, “gururumuz” filan diyerek toplumu tahrik ediyor!.. Buna karşılık PKK’nın kaçırdığ... Devamı