Rauf Denktaş – Bir Ulusal Kahraman – III. Bölüm‏

2011-09-16 12:43:00

          İstanbul ve taşradaki bu yeni-fedailik grupları muhtemelen büyük ölçüde otosefal (auto-cephalous), kendi başlarına buyruk –demişim 2007 Mart’ında; dolayısıyla “derin devlet” ile aralarında organik bir ilişkinin açığa çıkarılması çok zor olabilir. Gerçi herhangi bir yönlendirmeden bütünüyle yoksun olmadıklarını da eklemişim. Bu noktada, özellikle Kemal Kerinçsiz ve Büyük Hukukçular Birliği üzerinde durmuşum. Hatırlayalım : adını ilk defa 2005’teki “Osmanlı Ermenileri” konferansını engelleme çabasıyla duyuran Kerinçsiz, hemen ardından bütün ulusalcı platformlarda, Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Rauf Denktaş ve Doğu Perinçek’lerin yanında yer almaya başlamıştı. Kerinçsiz ve arkadaşları 301. madde dâvâlarında, TESEV panellerinde, “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu”nun açıklanması gibi toplantılarda da sistematik olarak boy gösteriyor; olay çıkarıyor; kâh sanıklara, kâh konuşmacılara bağırıyor, sille tokat girişiyor, tükürük yağdırıyordu. (Halil Berktay, İşin doğrusu (6) Ergenekon’un devşirdikleri, Taraf Gazetesi, 2 Mayıs 2009) ————————- ABDURRAHMAN DİLİPAK – VAKİT Şöyle bir soru size saçma gelebilir: “Ergenekon toplantıları Çankaya’da da yapıldı mı?” Demirel’e ve Sezer’e sormak gerek!.. Demirel’i ve Denktaş’ı sorgulayın, bu işin sırrı çözülür. Demirel, Koç, Sabancı, Apo, Doğu Perinçek, Lenin, Mustafa Kemal, ADD, Yalçın Küçük, Baykal, ve Denktaş! Daha bir yığın insan.. Bunları kim nasıl ve niçin bir araya getire... Devamı

RAUF DENKTAŞ : BİR ULUSAL KAHRAMAN II. BÖLÜM

2011-09-16 12:39:00

        DENKTAŞ KARŞITI CEPHE     Rauf Denktaş, AKP‘nin iktidara geldiği Kasım 2002 seçimlerine kadar gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin desteğini aldı. Ahmet Necdet Sezer‘in görevi Abdullah Gül’e devrettiği 2007 yılına kadar tüm Cumhurbaşkanları da Denktaş’a açık biçimde destek verdi. AKP hükümetleri ve yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Denktaş’ın Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü savunduğunu ileri sürerek Mehmet Ali Talat‘ı destekledi. TAYYİP ERDOĞAN – MEHMET ALİ TALAT GÖRÜŞMESİ Ergenekon davası kapsamında Ulusal Kanal ve Aydınlık’a art arda yapılan operasyonların, gözaltı ve tutuklamaların nedenlerinden biri olan Tayyip Erdoğan ile Mehmet Ali Talat arasında Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığının son döneminde gerçekleşen görüşme önemli bir ipucu niteliğindeydi. —————- Erdoğan- Şey noktasında da bence 1 numarayla fazla dalaşma. Talat- Kiminle? Erdoğan- Yani… 1 numarayla, 1 numarayla…. Erdoğan- Zaten o artık… Talat- Çünkü o insan orda… O orda olduğu sürece, resmin ortasında, bence kimse bize rağbet etmez. Erdoğan- Mehmet Ali bey ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık o bitmiştir! Talat- İşte onu diyorum… Ben de onu söylüyorum. Erdoğan- Yani onun… Ama artık onu sizin söylemenize gerek yok artık. Yani şu anda o artık muhatap olmaktan bile çıkmıştır! Talat- Evet.. Yani onu… şey… ıııı.. Kaale almayacağız… Başka çaremiz yok. Erdoğan- Tabii canım ya… Yani hayır yani, sizin onu şey yapmaya, söylemenize bile gerek kalmıyor artık. Dünyada o bütün itibar kaybına girdi. Nerede Burgenstock’da bir defa… Bitti o. ... Devamı

CÜCELER ÜLKESİNDE MUSTAFA KEMAL

2011-09-16 12:28:00

     Ali Nejat Ölçen         Devrimlerin hiç birinde  “kuram, kural ve kurum” üçlüsünün bütünselliğine tarih, tanık olmamıştır. Mustafa Kemal’in yarattığı devrimlerin özelliğini bu üç olguyu bir arada gerçekleşmesinde görürüz. Osmanlı, ülkeye ne kadar yağmur yağdığını, akarsuların hangisinden ne miktar suyun akıp gittiğini, hava ısısının hangi yörede  nasıl değiştiğini bilmeyen bir devlet idi. Mustafa Kemal her şeyden önce  ülkesini tanıyan devleti yaratmıştır. Cumhu-riyetin ilanından hemen üç yıl sonra, 25 Nisan 1926 tarihinde 3517 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kurulan “Merkezi İstatistik Teşkilatı”, ülkenin nesnel varlığını tanıyacak olan devleti  betimler. Zaman içinde üç boyutlu devrimleri gerçek-leştirirken, O’nun devleti,  ulusalcı, sekular,(ne dine karşı ne dinden yana) devlet idi ve bilimi en gerçek yol gösterici kabul eden, tam bağımsız, kendine yeterli  emperyalizme boyun eğmeyen sosyal hukuk devleti olarak  uygarlık tarihinde yerini alacaktı elbet. Tarihte bir benzerine rastlanmayan devrimlerinin üç temel niteliğini şöyle özetleyebiliriz: 1.Kuramsal Doku. O’nun gerçekleştirdiği devrimlerin birincil boyutunu, onun kendi kültürünü yarat-ması eyleminde görürüz. Halkevlerinin, Türk Dil ve Tarih Kurumlarının oluşumu, köy Enstitülerin doğuşu Anadolu tarihinden doğan kültürünü temel alarak onu çağdaş kültürle buluşturmuş ve “bilimin en gerçekçi yol gösterici” olduğu ilkesini  devletin ve ulusun temel niteliğine dönüştürmüştür. İlköğretimden itibaren bu zihinsel bağımsı... Devamı

Güngör Yurdakul Cebeci Mezarlığına Defnedilecek

2011-09-16 12:19:00

      Ergenekon Davası kapsamında Tutuklu bulunan Odatv Genel Yayın Koordinatörü gazeteci Doğan Yurdakul’un kanser tedavisi gören eşi Güngör Yurdakul, dün gece 02.50′de yaşama veda etti. Odatv avukatları tarafından Doğan Yurdakul’un eşinin cenazesine katılması için verilen dilekçe İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Güngör Yurdakul’un cenazesi Cumartesi günü Kocatepe Camii’nde kılınacak öğlen namazından sonra, Cebeci Mezarlığı’nda anne ve babasının yanına defnedilecek. Odatv.com Devamı

Bir Rezalet Kaç Gün Sürer?

2011-09-16 12:17:00

          Bülent Esinoğlu         APO’nun görüşleri ile %95 uyuşmuşlar. (Kasetlerden) PKK ile uzlaştıklarına göre, kime karşıdırlar. Uzlaşmaya karşı olan, terörle mücadele edelim diyenlere, yani orduya karşıdırlar. Hadi diyelim ki, terör sorununu görüşmeler yolu ile çözmeye karar verdiniz. PKK ile yaptığınız görüşmelerde, İngilizce (Amerikan’ca) konuşan kişi kim? Neden çözümünüze yabancıları ortak yapıyorsunuz? İçinde Amerika’nın veya İngiltere’nin olduğu bir anlaşmada Türkiye lehine bir karar çıkabilir mi? Görüşmelerde, MI5 veya CIA görevlisinin işi ne? Türk halkına, diyelim ki, yoğun propaganda yolu ile görüşmelerin haklılığını anlattınız. Yabancıların denetimini nasıl anlatacaksınız? Bize zaten anlatamazsınız da, kendi tabanınıza bu rezaleti nasıl anlatacaksınız? Büyük Ortadoğu Projesinin sahibi size bir görev veriyor. Verdiği görevin yapılıp yapılmadığını da ajanı ile denetliyor. Rezalet burada katmerleşiyor. Rezaletten çıkıyor. İhanete giriyor. Hani biz bölgenin en büyük devletiydik? Tepemizde bizi tokmak gibi denetleyen tokmakçıyı ne yapacağız? Amerika’nın bölgedeki çıkarları için çalışmak ve bu çalışmaları Türk Halkının çıkarları gibi propagandasını yapmak, artık zorlaşmaktadır. PKK terör örgütü ile görüşme de, ülkemizin ne çıkarı var? Televizyonlar ve Amerikan işbirlikçisi köşe yazarlarınız vasıtası ile bu rezaleti de atlatacağınızı sanabilirsiniz. Muhalefet yapmayan muhalefet sayesinde rezaleti atlattığınızı da sanabilirsiniz. Bu rezaleti aşmak için %50 çoğunluğun sizin bu rezaletinizi görmezden geleceği... Devamı

Ülkeyi terk etsinler

2011-09-16 12:15:00

          İlhan Cihaner     İlhan Cihaner ‘siyasi iktidar yetkililerinin hepsinin pılısını pırtısını toplayıp bu ülkeyi terk etmesi gerekir’ MUĞLA’nın Bodrum İlçesi’nde CHP İlçe Teşkilatını ziyaret eden CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner kendisini Ergenekon Terör Örgütü’nün seçtirdiği iddialarına yanıt verdi. Cihaner, ülkede MİT Müsteşarı’ndan, Genelkurmay Başkanı’na ve Yargıy’a kadar herkesin dinlendiğini belirterek, “Bir ülkede Genelkurmay Başkanı dinleniyor. MİT Müsteşarı’nın, yüksek yargıçların konuşmalarının kaydedilerek gündeme göre servis edildiği bir ülkede, güvenlik kurumları, siyasi iktidar yetkililerinin hepsinin pılısını pırtısını toplayıp bu ülkeyi terk etmesi gerekir” dedi. Bodrum’a iki günlük ziyaret için gelen İlhan Cihaner ilçe teşkilatında partililerle bir araya geldi. CHP İlçe Başkanı Durmuş Ali Öztürk ve Yalıkavak Belediye Başkanı CHP’li Mustafa Saruhan ve partililerce karşılanan Cihaner, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Cihaner Oda TV yöneticileriyle ilgili hazırlanan iddianamede, kendisini Ergenekon Terör Örgütü’nün seçtirdiğine yönelik telefon kayıtlarının yer alması konusunda şunları söyledi: “Bu iddiayı bir şaka olarak alıyorum. Beni milletvekili yapan; karşılarında, hukuk, etik, yasa dışı olan ve geniş medya olanaklarını çok vahşice kullanan bir siyasi yapıya karşı, emekleri, alınterleriyle mücadele eden CHP seçmedir. Benim milletvekili olmamla ilgili çeşitli spekülasyonlar yapıldı. Artık bu spekülasyonları yapanlar bir karar verseler iyi olur. Beni milletvekili YSK mı yaptı, Ergenekon mu yaptı? Kendileri bir takım karanlık od... Devamı

PKK, Deşifrenin Sinyalini Vermişti!..

2011-09-16 12:12:00

        Mehmet Faraç     Israrla yazmıştım, “Ankara-İmralı arasındaki diyalog köprüsünün halatları koptu”diye!.. Çünkü devletin uzun süredir Öcalan’la yürüttüğü diyalog kilitlenmişti!.. Tartışma tek bir madde nedeniyle çıkmaza girmişti: Öcalan’ın durumu ne olacak?.. Terör örgütünün lideri ısrarla “Artık burada durmak istemiyorum, özgürlüğümü verin PKK’yı dağdan indireyim” diyordu!.. AKP ise oylarının yüzde 50′ye dayandığı bir süreçte, Öcalan yüzünden halk desteğini yitirmeyi göze alamadı!.. Süreç işte bu yüzden kilitlendi!.. Öcalan ile Kandil arasındaki diyalog kesildi ve PKK’nın kıskaca alınması kararlaştırıldı!.. Hem Öcalan hem de PKK yöneticileri, işte bu süreçte aşağıdaki tepkileri ısrarla dile getirdiler: “AKP bizi arkadan hançerledi… Erdoğan Kürtleri oyalıyor!” Sonunda belli ki sanal alem savaşında karar kılındı!.. Örneğin MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘ın Oslo’da görüştüğü PKK’lılardan biri olan KCK yöneticisi Mustafa Karasu da devletle olan görüşmenin deşifre olacağının sinyalini geçen hafta vermişti!.. Paralel Diyaloglar!.. Kandil Dağı’nda bulunan Mustafa Karasu‘nun Oslo’ya kadar elini kolunu sallayarak nasıl gittiğini bir tarafa bırakalım ve onun 5 Eylül’de, örgütün yayın organlarından Yeni Özgür Politika‘ya yazdığı “Kürtler yeni bir zorunlu var olma savaşı sürecinde”başlıklı yazısına göz atalım! Bakınız Karasu, gündemi sarsan MİT-PKK görüşmesinden önce hükümetin örgüte yaklaşımını ... Devamı

Silahlı çözüm ve silahsız çözüm çıkmazları

2011-09-16 12:10:00

          Doğu Perinçek     Bu köşede dün çıkan yazıyı bir kez daha okuyucunun dikkatine sunuyorum. Bugün yayımlananlar birlikte değerlendirilmelidir. Kuvvet yoksa geçersiz Kürt meselesi, ABD merkezli bir silahlı harekâtla 20 yıldır silahla çözülüyor. Silahsız çözmek bizim elimizde değildir. Silahlı çözüm Türkiye halkına dayatılmıştır o nedenle Kılıçdaroğlu gibi iyi niyetli olduğunu düşünmek istediğimiz herkes gaflet içindedir. Bu gafletin bedeli çok pahalı olacaktır. “Silahla çözülemez” görüşü gaflettir. Ancak “yalnız silahla çözülür” çizgisi de çözümsüzlüktür. Yaşanmıştır. Artık Ön Asya’da arkasında kuvvet olmayan bir çözüm, ne kadar güzel olursa olsun, geçerli değildir. Ne yazıktır ki bu, Türkiye halkına ve Cumhuriyetimize dayatılmış bulunmaktadır. Türkiye’nin silahsızlandırılması En önemli mesele, tehdidin nerden geldiğini saptamaktır. Çünkü silah, havaya sıkılacak bir alet değildir. Türkiye’yi PKK tek başına bölemez; ama ABD çeşitli araçlar kullanarak Türkiye’yi bölmektedir ve İkinci İsrail devletini Akdeniz’e çıkartmak için üçüncü hamlesini yapmaktadır. Bu hamlenin başarılı olmasının şartı, Türkiye’nin silahsızlandırılmasıdır; TSK’nin tasfiyesidir. Kürdümüzü kazanacak kuvvet ekseni Oysa ABD’nin silahla uyguladığı “çözüm” karşısında caydırıcı bir güce ve kararlılığa sahip olmak, Türkiye için Kürt meselesinin çözümünde artık en birinci ... Devamı

Doğu Akdeniz cadı kazanı

2011-09-16 12:08:00

        Noyan Umruk       Doğu Akdeniz deyince işe Kıbrıs’tan başlamak gerekiyor. Çünkü hem stratejik önemi büyük devasa bir uçak gemisi, hem ciddi bir petrol-doğalgaz platformu olarak öncelikli ve temel bir ulusal sorun. Sorunu, yeniden iyice ısıtan Papadopulos oldu. Papadopulos, KKTC ve Türkiye’nin sözlü uyarılarına kulağını tıkayarak yabancı şirketlerle petrol arama konusunda bağlantı kurdu. Bir şirket, Limasol açıklarında arama yapmaya başladı. 3-4 gün süren bu çalışma Türk donanmasının bölgede bir tur atmasından sonra ‘güvenlik endişesiyle’ durduruldu. Hristofyas da gerginliği tırmandıracağını bile bile “milli politikalarını” ısrarla sürdürüyor. İsrail’le yapılan anlaşma, Hristofyas’ın bu tehlikeli oyununun son ve önemli aşaması. Şimdi bir soru: Tüm bunlar olurken garantör ülkeler Türkiye ve İngiltere bu sürecin dışında mı kalacak? Kıbrıs’ta ABD’nin de kullandığı iki İngiliz üssü var. Dikelya ve Ağrotur (Akrotiri). 1960 Anayasasına ve Anlaşmalarına göre tam bir “Bağımsız Devlet” statüsünde bu İngiliz üsleri. (CIA)’in yayınladığı “World Factbook 2005″e göre(1) Akrotiri tanınmış bir devlet. Bu devletin şimdi bir de “Kıta Sahanlığı” oluşturuldu. 1960 Anlaşmaları içinde var olmayan bu kıta sahanlığı, petrol yatakları fark edilince ortaya çıkıverdi. Akrotiri Devleti şimdi kendi toprakları ve kara suları içinde “Kıbrıs Aslanı” adını taşıyan bir tatbikata girişti, anavatanı İngiltere ile birlikte. Kraliyet Hava, Kara kuvvetleri ve donanmasının katıldığı bu çapta bir tatbikat hiç yapılmadı, daha önce. Böylece “Akrotiri Kara Suları” deyimi de ... Devamı

Ortadoğu’da abluka

2011-09-16 12:05:00

          Emin Gürses         Ortadoğu’da, Şii egemenliğindeki bölgelerin ablukaya alınması ve Sunni bir güvenlik hattının oluşturulmaya çalışması çabası var. Nedeni ise, Şiiler arasında Amerikan-İsrail karşıtlığının yüksek olması. Suudi Arabistan’ın doğusu petrol alanlarının bulunduğu bölge. Burada Şii nüfus yoğunlukta. Olası İran etkisi ABD’nin bu ülkeyi kontrolünü zora sokar. Suriye’de iktidarın Sünnilere teslim edilmeye çalışıldığı açık. Asıl engel ise İran olarak görülüyor. Sisteme entegre edilmesi için abluka süreci sürüyor. Washington’da İran konusunda iki görüş hakim: Tahran yönetiminin askeri yolla dize getirilmesini savunan İsrail yanlısı bir kesim ve Tahran’ın savaş dışı yöntemlerle sisteme entegre edilmesini savunanlar. İsrail, çevresinde savaşma kabiliyeti yüksek ülke istemiyor. İsrail lobisi Washington yönetimine İran’a saldırı konusunda baskı yapıyor. Lobi İran’a askeri operasyon için bastırırken, ABD eski Savunma Bakanı Robert Gates gibiler, bunun ABD açısından daha fazla sorun yaratacağını ifade ediyorlar. Füze sistemi ile İsrail’e “İran’ın saldırısına karşı güvencedesin” mesajı verilerek, olası bir askeri operasyonun engellenmesine çalışılıyor olabilir Washington yönetimince. Füzeler Doğu Avrupa’ya yerleştirilecekti. Rusya, tehdit İran’dan geliyorsa Türkiye’ye yerleştirin demişti. İlginç! Füzeleri Türkiye’ye yerleştirmenin ön hazırlığı gibi bir süreç yaşandı sanki! Erdoğan hükümetinin İsrail konusunda saldırgan bir tutum sergilemesi, ABD ile İsrail arasında bir çıkar çatışması nedeniy... Devamı

Ergenekon AKP ‘nin Sonudur

2011-09-16 12:02:00

          Tuncay Özkan     Ergenekon davasını kirli siyasi amaçlarının kaldıracı olarak kullanmak isteyen güç merkezlerinin sonu yine Ergenekon davası olacaktır. Bu dava yoluyla siyasi amaçları için bir baskılama ve korkutma aracı bulduklarını sananlar, yakın tarihimizde neden oldukları sonuçları iyi görmelidirler. Türkiye muhalefetini, sivil toplum örgütlerini ve önderlerini bu davaya katarak, temiz yönetim ve çete mücadelesini politize etmişler, Türkiye’yi kirli siyasetin bataklığı haline dönüştürmüşlerdir. Yolsuzluk, işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği Ergenekon davasıyla kapatılmak istendi. Terör azdı. Açılım adı verilen ufuksuzluk ve cehaletler dizisi, halkın gazabından “Ergenekon” ve “Darbe” iddiaları ile kaçırılmaya çalışılıyor. Olmayan darbelerin hesabını tutanlar, olmayan örgütlerin davasından kendilerine güç yaratma peşindeler. Silahlı Kuvvetler ile hesaplarını, bataklıkta deve güreşi yaparak gördüklerini sanıyorlar. Batmaya mahkumlar. Ergenekon davası, politik bir sürecin nirengi noktasıdır. Amaç temizlik, dürüstlük, darbe karşıtlığı değildir. Varılmak istenen yer beceriksiz politikaların üstünün kapatılmasıdır. Bu nedenle hukuk politik bir araç gibi kullanılmaktadır. Ülke seçilmiş bir kral edasına teslim edilmek isteniyor. Muhalefet ve muhalif duruşun önderleri yok edilerek, “Tek parti”, “Tek lider”, “Tek ses”, “Tek bakış” kabul ettirilmeye çalışılıyor. Buna direnenler ya Silivri’ye yollanıyor, Ergenekon sürecine katılıyor ya da yolarız ha korkutmasıyla sindiriliyor. Türkiye seçim sürecine girmiştir. ... Devamı

Koskoca dünya lideri küçücük PKK’dan korkmaz

2011-09-16 12:00:00

      Mehmet Y. Yılmaz         HÜKÜMET ile PKK arasındaki görüşmelerin varlığını kanıtlayan ses kaydında dikkatimi çeken bir bölüm daha var. O tarihte MİT Müsteşar Yardımcısı olan Afet Güneş’in sözlerinden anlıyoruz ki MİT mensupları, İmralı’daki hapishanede yatan Abdullah Öcalan ve yurtdışındaki PKK yetkilileri arasında bir tür kuryelik de yapmışlar. İki tarafın yazılı mesajlarını götürüp getirerek, sorunun çözümündeki samimiyetlerini de kanıtlamak istiyorlar gibi. Öcalan’ın mesajlarını yayan avukatlarına neden zaman zaman engeller çıkartılıyor, bu durumda anlayabilmek de mümkün değil. Tempo dergisinin Ocak 2011 tarihli sayısında Cemal Subaşı ve Eyüp Erdoğan imzalarıyla ilginç bir haber yayımlandı. Olaylar şöyle gelişiyor: Tarih 1997, yer Bursa Cezaevi. Oslo toplantısında yer alan PKK’lı Sabri Ok o tarihte cezaevinde PKK’lı Muzaffer Ayata ile birlikte yatıyor. Askerler bu ikiliye bir telefon vermişler, Abdullah Öcalan ile haberleşmelerini sağlıyorlar. Karşılıklı mesajlar iletiliyor. Askerden PKK’ya, PKK’dan askere! Konuşulanlar, bugün konuşulanlardan farklı değil. Barış nasıl olacak, silah nasıl bırakılacak vs. O tarihte Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu bu telefonları dinlettiriyor. Ve sonunda askeri dinlettiği için tutuklanıp, hapse konuluyor. Orakoğlu daha sonra askerler ile Öcalan arasındaki bu telefon trafiğini “Ergenekoncuların” yürüttüğünü açıkladı. Kadere bak, Ergenekon ile Erdoğan hükümeti aynı noktada buluşmuş oluyor! Tempo’daki haberden öğreniyoruz ki askerler bu işe önce kimseyi bulaştırmamış. AKP hükümetinden sonra önce ... Devamı

Malatya’da çaktırmadan ikili anlaşma

2011-09-16 11:58:00

        Yalçın Doğan     NATO’nun yeni üssü Malatya.   Lafı evirip çevirmeye gerek yok, radar yerleştirmeyle birlikte, Malatya üs statüsünde. Bir takım teknik deyimlerle “füze savunma sistemi erken uyarı radarının Malatya’da kurulmasına” karar verildiği açıklanıyor. Siyasi ve askeri açıdan önemli adım. Özellikle İran’dan Batıya yönelecek herhangi bir füze saldırısını önceden haber verecek bir sistem. Türkiye her ne kadar bunu NATO çerçevesinde yapıyorsa da, baş rolü Amerika oynuyor. O kadar oynuyor ki, önceki gün Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone bu kararı resmileştiren mutabakat zaptını imzalıyor. Bu imzanın pratikte ve hukuk açısından iki önemli niteliği var. 1- Bu imza ile Malatya fiilen NATO Üssü oluyor. Adı konsun ya da konmasın, NATO Üssü. 2- Mutabakat zaptı denilen belge buz gibi İkili Anlaşma, başka bir şey değil. YABANCILAR YERLEŞECEK Bu zapta göre, bir kısım Amerikan askeri ve teknik personeli Malatya’ya yerleşecek. Hey, dalga mı geçiyorsunuz, sadece bir mutabakat zaptı ile Türkiye’ye yabancı asker gelecek. Bu farklı bir durum değil mi? NATO şemsiyesi ya da bu üsde Türk subaylarının görev alması durumu değiştirmiyor. Geçmişte İncirlik Üssü’nün kullanılmasında da, Türk subayları görevli, ama orada İkili Anlaşma geçerli. Malatya’ya radar kurulması topraklarımızın yabancılar tarafından kullanılması anlamını taşıyor. Sıradan bir mutabakat zaptı ile çözülecek iş değil. CİNDORUK UYARDI Hem siyasetteki deneyimi, hem hukukçu kimliği ile TBMM eski Başkanlarından Hüsametti... Devamı

İnternetle Devlet Nasıl Yıkılır?

2011-09-16 11:55:00

        Kürşat Başar       Uzayıp giden davalara, iddianamelere bakınca Türkiye’de kitap yazarak, televizyon ya da internet üzerinden yayın yaparak rejimi değiştirme, hükümeti düşürme, Meclis’i ortadan kaldırma, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi suçlar ortaya çıkıyor. Ancak öyle bir tablo var ki muhalefeti biraz aşırı yapan herkes aynı örgütün üyesi gibi görünüyor. Türkiye gibi bir ülkede, hele ki AKP iktidarına muhalif olanların oldukça fazla olmasında herhalde şaşıracak bir şey yok. Buna rağmen bu konuda çalışma yapanların, propaganda yürütenlerin, doğru veya yanlış bilgilendirme siteleri açanların, saçma veya değil birtakım kitaplar yazanların hepsinin aynı örgüte üye olduğunu düşünmek oldukça garip. Çünkü eğer bunu doğru kabul edersek kimse kendi başına muhalif olamaz, aslında herkes seçilmiş hükümeti sever gibi garip bir mantık ortaya çıkıyor. *** Gerçi bu yeni bir mantık sayılmaz. Biliyorsunuz yalnız darbeyi yapanlar değil, bugün darbeden mağdur olanlar bile çıkıp sanki o zaman kendileri de bu işlerin içinde değilmiş gibi “Bizi birileri kullandı, işin içinde başka bir parmak vardı” gibi laflar ediyor. Beş yüz tane ayrı sol fraksiyonun her birini de “dış mihraklar” ya da “derin devlet” mi organize etti? Türkiye gibi herkesin bir biçimde birbirine karşı olduğu bir yerde belki provokasyonlardan, yönlendirmelerden söz edilebilse bile olup biten bütün kavgaların, çatışmaların, karşıtlıkların tek elden yönetildiğine inanmak biraz garip değil mi? *** Özellikle internet medyasında her türden görüşü sa... Devamı

Toprağın Bol Olsun Tayyar, Mekanın Cennet Olsun

2011-09-15 22:09:00

        Erdal Sarızeybek         Haberi dün aldım Tayyar… İki kurşun arasında kalmışsın ve can vermişsin… Şu an nerede olduğunu bilemem ama “Allah’ın sevgili kullarını yanına aldığını” bildiğim için, eminim ki şu an cennettesin… “Ben Allah’ın sevgili kulu muyum”, diye soracak olursan Tayyar, elbette, elbette, sen ne yaptın ki… Sen ne kötülük yaptın ki… Allah’ın cennetinde olmamak için sen ne yaptın ki Tayyar… Tek suçun varsa tıpkı bizim gibi, sevmek: “Vatanı sevmek, toprağı sevmek Tayyar, toprağı sevmek, insanı sevmek ve insanca yaşamak”, insanca yaşamayı istemek… Bu suç değil ki Tayyar, bu suç değil, Allah’ın yüce katında emrettiği şey; “İnsanı insanca yaşat, Kul Hakkı yeme”! Sen insanca yaşamak istedin Tayyar, ailenle, köyünle, koyunla, kuzuyla insanca yaşamak, ama bu hainler buna bile izin vermedi Tayyar, insanca nefes almana bile izin vermedi… Elbet bu hesap sorulur, sorulacak Tayyar, bu hesap sorulacak… Bu dünya kimseye kalmadı Tayyar, kimseye de kalmayacak, bu hesap sorulacak… Bu dünyanın ötesi de var Tayyar… Daha on iki yaşındaydın Tayyar, hatırlıyorum, şu PKK denilen hainler köyünü bastı, ben şahidim… Annen, baban, kardeşlerin bir lokma ekmeğe muhtaç kaldı… Sen onlara yardım için çok çalıştın Tayyar çok çalıştın, buna da şahidim ben… Yıl 1992. Şemdinli jandarma taburuna geldin… Daha o küçük yaşında, “ben tabur komutanı ile görüşmek istiyorum” dedin ve senden büyük yaşını gösterdin… “Devlet”, dedin, “vatan”, dedin, “kardeşlik”, dedin, köyüne ya... Devamı