Yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun irade-i seniyye(1) ile vücut

2011-09-18 21:59:00

      Noyan Umruk   Medya:   *Önce, medya ya sahibinin sesi haline getirildi ya da  çeşitli biçimlerde susturuldu. “İleri demokrasiye gidilirken” gürültü patırtı çıkarılmasın diye. *Şimdi, demokratik ve objektif muhalefet yapabilen 1-2 gazete ve TV kanalı ile uğraşılmakta… *Bunlardan AYDINLIK G. basılıp, önemli isimleri Silivri’ye gönderilirken çıt çıkarmamanın ayıp ve utancı içinde olması gereken fikri takip fakiri bir medya geriye kalan… *Böylece zaten zayıf olan toplumsal bellek iyice çökertilmekte.   Yargı:   *İçine balık yemleri serpiştirilmiş bir referandumla, bütünüyle siyasal iktidara bağımlı hale getirilen bir yargı… *”İleri demokrasi”ye göre düzenlenen pardon “dizayn edilen” yüksek yargı organları… *8 ayda yerleri değiştirilen 3000 yargı mensubu… *Görevden alınan ya da görevlerinden af veya istifalarını isteyen bağımsız davranmaya çalışan yargıçlar, savcılar… *Polisten gelen tüm bilgileri yeterli kanıtlar olarak kabullenip, iddianamelerini oluşturan savcılar… *Savcıların, Deniz Feneri davasında olduğu gibi bir kulp takılıp görevden alınmasını savunabilen bir adalet bakanı…   TSK:   *Tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul edemeyen çok kritik bir dönemde ve görev süresinin bitmesine uzun bir süre varken istifa eden bir Genelkurmay Başkanı… *Ve nihayet “Türk ordusunu darmadağın ettik… Hep birlikte, bu yüzyılın en başarılı ordularından birini, hezimete uğrattık… Oysa o ordu, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış yepyeni bir ülkenin gururuyd... Devamı

Emperyalizmle Mücadele Etmeden Sendikacılık Yapılamaz

2011-09-18 21:37:00

      Yıldırım Koç       Türkiye işçi sınıfı ve sendikacılık hareketi her geçen gün daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalıyor ve zayıflıyor. Emperyalizm, sermayedar sınıf ve hükümet, attığı adımlarda işçi ve kamu çalışanı sendikalarını dikkate bile almıyor. Halbuki Türkiye’de işçilerin sayısı artıyor, özel sektörde gerçek işçi ücretleri düşüyor, işsizlik korkusu ve güvencesiz çalıştırma yaygınlaşıyor. Bu koşullarda mevcut uygulamalara yönelik eleştiriler ve çözüm arayışları da gündeme geliyor. Türkiye’de en fazla işçiyi temsil eden örgüt Türk-İş. Bu açıdan, sorunları aşma çabasında en büyük sorumluluk da Türk-İş’in omuzlarında. Ancak bu konuda yeterli bir çabanın gösterilmediği açık. Bu eksiklik yıllardır dile getiriliyor. Türk-İş’e bağlı 10 sendikanın oluşturduğu Sendikal Güçbirliği Platformu’nun başlattığı tartışma bu açıdan yararlıdır; ancak yetersizdir. Günümüz koşullarında emperyalizmle mücadele etmeden sendikacılık yapılamaz. Türk-İş günümüzde anti-emperyalist bir tavır içinde değildir. Sendikal Güçbirliği Platformu’nun açıkladığı belgelerde ise anti-emperyalist bir tavır eksiktir. Sendikal Güçbirliği Platformu’nun açıklamalarında “emperyalizm” sözcüğü bile yoktur. Platform’un ortak açıklamasının “ilke ve hedeflerimiz” başlığı altında “Neoliberalizme karşı sınıfın birliği ve dayanışması” savunulmaktadır: “Neoliberalizme karşı sınıfın birliği ve dayanışması “1) Platformumuz, “rekabet üstünlüğü&rdq... Devamı

Arap Baharı Denen Şey, Sonrasında Türk Düşmanlığına Dönecektir…

2011-09-18 21:28:00

        Erdal Sarızeybek           Biz Türkler hem Müslümanlığa, hem de Müslümanlığın kutsal sayılan topraklarına gönül vermiş, can ve kan pahasına korumuş asil bir milletiz. Biz, bir avuç askerle Medine’yi korurken, Peygamber sülalesinden geldiği söylenen Mekke Şerifi Hüseyin ise bizi sırtımızdan vurmuştur, ama hala sesimiz çıkmaz bizim. Bizim Araplardan, bu Peygamber sülalesinden geldiklerini söyleyenlerden korkumuz yoktur, ama biz şundan korkarız; “Yüce Peygamberimizin, bu Arapların yapmış olduğu ihanetleri duyduğu zaman incinmesinden” korkarız, bu nedenle sesimiz çıkmaz bizim. Bu Mekke Şerifi Hüseyin’in ihanetlerine yakından tanık olanlardan bir önemli şahsiyet de Falih Fıfkı Atay’dır. Bakınız önce İstanbul için ne diyor, bu sözü alıp günümüze taşıyınız; “Vatan kaybı İstanbul’da çabuk unutulur…” Osmanlı’dan çocuklarımızın öğreneceği çok şey var; nerede yanlış yaptık ve neden kaybettik, bunu bilmeleri gerek. Bu amaçla da önce Falih Rıfkı’dan, Çankaya’dan, Zeytindağı’ndan başlamaları gerek, bakın neler anlatıyor Falih Rıfkı; “… Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut denizine ve Gerek dağlarına bakıyorum. Daha ötede, Kızıl denizin sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağıda Lübnan var, Suriye var, bir yandan Süveyş kanalına, öbür yandan Basra körfezine kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bayrağımız! Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum. Çıplak İsa, Nasıra’da marangoz çırağı idi. Zeyti... Devamı

Demokrasi Güneş gibidir…

2011-09-18 21:24:00

    Ertuğrul Erdoğan       Sabahın erken saatlerinde spordayım. Koşu yoluna girdiğimde şortlusu, türbanlısı, pardösülüsü yürüyordu… Yan yana yürüyenlerse nefes nefese koyu bir sohbetteydiler. Gazetecilikten kalan alışkanlığımla kulağım arkada… Türkiye’nin gündemi sanki burada… Politikadan, kış hazırlıklarına, okula başlayacak çocukların giyim kuşamlarından tutunda, şikeye,   yurt dışından aradığını söyleyen bir şirketin ‘ev adres’ini istemesine sinirlenenler mi, dersiniz… Daha neler neler… Şu sıralar yoğun bir tempoda yeni bir kitap çalışması içindeyim.  Birçoğunuz; “Konusu nedir?” diyenleriniz olacak. Ancak, konunun kopyalanmaması adına bu şimdilik sürpriz olsun… Yine de küçük bir ipucu vereyim;  Yazdıklarım önce birçoğumuza   ‘Antibiyotik’ olacak.  Yani 7 ‘den 70’e derler ya işte öyle bir şey… Yalnız yazdıklarımı yarıda bırakırsanız etkisi pek olmaz, antibiyotik gibi sonuna kadar bitirilmelisiniz… Neyse koşu ve kitap konusunu bir kenara bırakıp biz yine kendi gündemimize dönelim; Malum dış politika revaçta, tavan yaptı!.. Son zamanlarda Ortadoğu’da Sokak çatışmaları biraz durulur gibi olsa da,  yıkılan ve yargılanan liderlerin yerine kimlerin ve hangi rejimin geçeceği tartışmaları başladı.  Mısır’da yönetimi ele geçiren “Müslüman Kardeşler” ile BM’lerce tanınan Libya’nın “ Ulusal Geçici Konsey”inin,  ülkelerinde nasıl bir rejim uygulayacakları merak konusu… Dünya liderleri ise pastadan pay kapma adına bu ülkeleri aşındırmaya başladılar bile… Kimi petrol, kimisi de inşaat ve diğer alanları... Devamı

Yunanistan’ı politikacılar batırdı

2011-09-18 21:21:00

        Yalçın Bayer         ALMANYA’ya göçün 50. yılı etkinliklerinin ertesi günü Essen’den trenle Frankfurt’a geçerken, dostumuz Yavuz Donat’la vedalaştık. Daha “Hep Anadolu’yu yazıyorsun” demeye kalmadan “Söz, yakında Trakya’ya gideceğim, Ergene Nehri’nin kirliliği yazacağım” dedi. Yıllardır göç ve uyum konularında kafa yoran Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Murat Erdoğan ile Star’dan İbrahim Kiraz vedalaştıklarımız arasındaydı. TAM’ın, göç konusundaki ciddi etkinliğini hazırlayan Gülay Kızılocak ve ekibini (Cem, Turan, Yunus ve Yıldız’ı) kutladık. Gerçekten ‘göç’ ve ‘uyum’ konularında farklı bakış açılarını gündeme getirdiler, siyasetçi ve bilim adamları. Bizimkiler bu konuşmaları kayıtlarına almalılar… Gazeteci Güray Öz’le Frankfurt’a giderken ‘komik adam’ Muhsin Omurca, bizi Türk ve Alman politikacılar üzerine yaptığı esprilerle kırıp geçirdi. Ford’un önemli bir Türk çalışanı arkadaşını tanıştırdı bizlerle. Ortalıkta görünmeyen başarılı bir mühendis. “Frankfurt’ta dünya çapındaki otomobil fuarını (İAA) görmeden gitmemelisiniz” dedi. Gittik, ne şık otomobiller vardı; elektrikli otomobiller yaşamımıza daha çok girecek. Fuarla ilgili haberleri bizim Emre Özpeynirci’den almak en iyisi… Yılların ‘uçakçısı’ ve şimdinin ‘otelcisi’ Keşanlı Hüseyin Adalı’nın, MESSE’nin karşısında mütevazı Frankel Oteli’ne girdiğimizde karşımızda, Avrupa’da tek üretimi yapılan ‘Öz Kayseri Pastırması’ sahibi Hilmi Sel... Devamı

Erdoğan’ın vicdanı hiç mi sızlamıyor?

2011-09-18 21:18:00

      Arslan Bulut       MHP’nin Kızılcahamam kampında “Arap Baharı”nın etkisine giren ülkelerin durumu görüşülürken, Fas, Suudi Arabistan, Ürdün, Umman, Katar, BAE gibi ülkelerin neden bu ayaklanma dalgasından etkilenmediği de sorgulandı.. Çünkü bu ülkeler Amerikan güdümlü iktidarlar tarafından yönetilmektedir. Bahreyn’de bir ayaklanma oldu ama onu da Suudi Arabistan’dan gönderilen özel kuvvetler bastırdı. Çünkü Bahreyn de Amerikan güdümündedir. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan, Fas, Suudi Arabistan, Ürdün, Umman, Katar, BAE ve Bahreyn gibi ülkeler için “Zulüm ile âbad olunmaz. Artık otokrasi dönemleri bitiyor. Totaliter rejimler gidiyor. Artık halkın iktidarı geliyor” diyemez. ABD güdümlü bir iktidar bulunmayan Suriye için “Suriye’de de halkına zulmedenler ayakta kalamayacaklardır” der. *** Meselenin bir de Türk Milleti’nin bütünlüğünü hiçe sayan bir tarafı var ki ona da CHP’nin Suriye gezi heyeti içersinde yer alan CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı işaret etti. Atıcı, “Mısır’ın Al-Shorouk gazetesine verdiği demeçte ‘Suriye’de meselenin Şiilerle Sünniler arasında bir iç savaşla nihayete ermesinden korkuyorum’ diyen Tayip Erdoğan ‘Alevilerin rejim içinde ve güvenlik birimlerinde önemli pozisyonlarda olduğunu’ belirtmiş ve ‘Halkın öfkesi de onlara yönelik’ demiştir. ‘Eylemcilerin ölümünden sorumlu tutulan bir grup hükümet yanlısı milisin de Alevi mezhebinden olduğunu’ belirten Erdoğan, bunun da ‘Alevilerle sünni çoğunluk arasındaki anlaşmazlığı de... Devamı

MİT Müşteşarı Hakan Fidan da ODATV Davasının Sanığı Olacak Mı

2011-09-18 21:17:00

      Barış Pehlivan     Öncelikle şunu belirtmem gerek: Bir gazeteci olarak, haber yapmakla ilgili savunma pozisyonuna düşmekten çok rahatsızım. Haberlerimize, sanki doğruluğundan başka bir amacı varmış gibi suçlar isnat edilmesi ve benim bunlara yanıtvermek zorundan kalmam çok can sıkıcı. Ne diyeyim; sebep olanlar utansı! Hakkımızda çıkan iddianamenin 20’nci sayfasında Odatv için aynen şu satırlar yer alıyor: “PKK terör örgütü elebaşısının yaptığı hemen hemen her açıklamasına haber değeri atfedilerek yer verildiği, bu haberlerin veriliş şekline bakıldığında, terör örgütü elebaşısını eli kanlı bir katil değil de, sanki bir sivil toplum örgütü lideri imiş gibi masumane bir görüntü ile lanse edilmeye çalışıldığı, böylelikle terör örgütü elebaşısının açıklamaları ve söylemlerinin kamuoyunda kabul ettirilmeye ve normalleştirilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır.” Görüyor musunuz; Biz neymişiz de haberimiz yokmuş! Savcılık makamı bu fantastik tesbitini haber başlıklarımızdan örnekler vererek kanıtlamaya çalışıyor. Verdiği örnekler, Öcalan’ın avukatlarına yaptığı açıklamalarla ilgili haberlerimiz. Takip edenler bilir; Odatv Öcalan’ın açıklamalarından haber değeri olan yerleri, her internet sitesi/gazete/TV’nin yaptığı gibi sayfalarına taşıdı. Yani gazetecilik değimiyle “rutin haberlerdi.” Bu haberleri verirken de, savcının (ya da polisin mi diyelim) yazdığı gibi bir “örgütsel amacımız” elbette yoktu ve keza ilgili haberlerin içerikleri okunduğunda bu çok net ortaya çıkıyor. Peki, Öcalan’ın açıklamaları neden haber değeri taşıyordu? Çünkü; ilk Odatv&rsq... Devamı

HES dediğin can suyuna sevdalı olmalı

2011-09-18 21:10:00

        Necati Doğru       Dedemin en çok sevdiği Tiflis’e geldim. Anlattığından daha güzeldi. Şehrin en yüksek tepesinde bir elinde bakır kase, diğer elinde kılıç bir kadın heykeli, şimdi yeni adı “Özgürlük” diye değiştirilen geniş güzel tarihi meydana kucaklar gibi bakıyordu. “Gürcistan’ın Anası” denilen taşa can vermiş bu kadının; “Elimdeki kase ile dostlarıma şarap sunarım, kılıcımla düşmanın gözünü oyarım” fikrini taze tuttuğuna inanılıyordu.Bize Ahıska Türkleri diyorlardı. Ahıska’ya geçtim. Annemin köyüne geldim. Adıgen’de babamın köyü Gomara’ya yakın bir küçük kasaba meydanında Gürcistan’ın büyük şairi Şato Rustaveli’nin heykelinin altında; “Bir sevda peşinde değilsen eğer… Özün düşman olur kendi özüne…” diye yazıyordu. Şair, okurlarına “bir sevdan mutlaka olsun” öğüdünü fısıldıyordu. Gürcistan yeni sevdaya tutulmuş. Gezdim, gördüm, sordum. *** Batum’da adalet binasını ters konulmuş bir cam şişe biçiminde yapmışlardı. Çürümeyi boşaltıyoruz anlamınaydı. Ülkenin her yanındaki polis binaları yenilenmişti. Duvarları yekpare camdandı. Bir yanından bakınca öbür yanı görünüyordu. Karakolları camdan yapmaya başladıklarında Meclis’ten bir yasa geçirmiş, “rüşvet verene de alana da 7 yıl hapis cezası” koymuşlar, uyguluyorlardı. Tiflis’teki Meclis’i bütün bakanlıklarıyla Kutayisi kentine nakletmeye başlamışlardı. Ancak Adalet Bakanlığı’nı diğer bakanlıklardan ayırıp Batum’a taşıyorlardı. Yani Gürcistan’ın yeni sevdasında; “poltikacının... Devamı

Batıda Asabi Ruh Halleri

2011-09-18 21:08:00

        Korkut Boratav     Bir hatırlatmayla başlayalım: Hem 1929’da, hem 2008’de iki önemli kriz dalgası Amerika’da patlak verdi. Amerikalılar birincisini büyük depresyon diye anarlar. İkincisini ise (bir benzetmeyle) büyük daralma (“great recession”) diye adlandırdılar. Son krizdeki “daralma” ne kadar “büyük”tür? Yani, milli gelirdeki düşmenin süresi ve oranı, gerçekten “büyük” mü olmuştur? ABD’de National Bureau of Economic Research, “daralma”nın takvimini tutar. Ve ekonomik daralmanın Aralık 2007’de başlayıp, Haziran 2009’da son bulduğunu, yani on dokuz ay sürdüğünü ilan etmiştir. 1945 sonrasındaki en uzun süren daralma budur. Son kriz ABD’de ile sınırlı kalmadı; tüm dünyaya yayıldı. Bu nedenle, “daralma”nın uluslararası boyutuna da bakalım. Bu kriz metropolde yoğunlaşmış; milli gelir verilerini 2008-2009’da etkilemiş; gelişmiş ülkelerin tümü kapsandığında 2008’de sıfır büyüme; 2009’da ise yüzde 3.4 oranında küçülme gerçekleşmiştir. Çevre ekonomileri ise, “sadece yavaşlayanlar” ile “daralanlar” olmak üzere ikiye ayrılmışlardır. 2010’da ise milli gelir artışları hemen hemen istisansız tüm dünya coğrafyası için geçerli olmuştur. ’2011 SONBAHARINDA YENİ BİR FİNANSAL ÇALKANTI BAŞLAYACAK’ Dünya kapitalist sisteminin merkezini en çok iki yıl etkileyen ve yüzde 3-4’lük bir küçülmeyle geçiştirilmiş görülen bir konjonktürü büyük daralma diye adlandırmak abartılı görülebilir. Ancak, madalyonun diğer yüzü de var: Krize yol a... Devamı

YENİ OSMANLI DEĞİL, YENİ İSRAİL

2011-09-18 21:02:00

    Teoman Alili       Yugoslavya parçalandıktan sonra çok sayıda diplomasi uzmanı emekli edildi yada kendileri görevlerinden ayrıldılar. Çoğunluğu aile yakınlarımla dost olan eski diplomatlarla sohbetler etme ve son durumları değerlendirme fırsatım oluyor. Özellikle Türkiye’deki gelişmeler ve batının Ortadoğu olarak tanımladığı ancak eski Yugoslav diplomatların Yakın Doğu dediği bölgelerde yaşananları farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyorlar. Yugoslav kökenli diplomatların değerlendirmeleri önemli çünkü Bağlatısızlar Hareketi içinde Arap ve Afrika ülkeleri özellikle Kuzey Afrika ülkeleriyle Yugoslavya’nın ilişkileri çok üst düzeydeydi. Mısır ve Libya hatta Irak, İran ve Suriye ile ilişkiler stratejik düzeyde olduğu gibi Ruslarla da en azından istihbari açıdan sağlam bağları olan Yugoslavya Tito döneminde İsrail’i tanımayan tek devlet özelliğiyle Arafat’a en yakın ülkelerden biriydi. Bu açıklamaları yaptıktan sonra çok sayıda eski diplomatla yaptığım sohbetlerden ortaya çıkan değerlendirmeleri dikkatinize sunmak istiyorum. Malesef Yugoslavya parçalandıktan sonra ortaya çıkan güvensizlik ortamı aslında çok tanınan isimleri vermemizi engelliyor. İSRAİL’E GÜVEN YOK Amerikan yönetimi özellikle Lübnan savaşı sonrasında İsrail’e güvenini yitirdi. Hizbullah’a karşı büyük hezimet yaşayan İsrail Ordusu’nun kendi içinde yaşadığı tartışmalar ve ülke de yolsuzluklarla boğuşan iktidar Washington’u İsrail’den uzaklaştırdı. Kendi sınırları içinde siyasi bir kaos yaşayan İsrail’de Şaron yönetiminin kirli geçmişi de ortaya çıkınca Amerikan yönetimi bölgede farklı arayışlar için... Devamı

KARAYILAN DA KUVVETE MEYLEDER

2011-09-18 20:58:00

        PKK’nin 2 numarası Murat Karayılan, Füze Kalkanı’nın Türkiye’ye yerleştirilmesinin, İran’a saldırı hazırlığının ilk adımı olduğunu belirtti. İran’a karşı uluslararası konseptte taraf olmak istemediklerini söyleyen Karayılan, PJAK’ın silahlı mücadeleden çok siyasal faaliyetlere ağırlık vermesini istedi. Karayılan’ın sözleri, bu köşede ilk kez 23 Ağustos’da dile getirdiğimiz “İran Karayılan’ı bir süre alıkoyup, bölge olitikalarına baskıladı” iddiamızı somutladı! ARAYA GİREN DOSTLAR Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na yaptığı son açıklamanın şu bölümü oldukça dikkat çekiyor: “Daha önceden planlanan bir konsept temelinde İran Devleti’nin 16 Temmuz’da Kandil’e dönük başlayan harekatını çeşitli açılardan değerlendirmek mümkündür. Biz bunu daha önce de anlattık. O zaman 12-13 gün süren bir çatışma yaşandı. Daha sonra bazı dostlar araya girdi, birtakım görüşmeler yapıldı. O görüşmeler belli bir sonuca ulaşmadı. Bu sefer daha farklı kesimler aracı olmak üzere araya girdiler. Onların da sürdürdüğü görüşmeler nihayetinde belli bazı yerlerde tıkandı.” Karayılan, aslında mevcut sorunun kendilerini de ilgilendirmediğine işaret ediyor: “Esasen sorun, İran-Irak arasında tartışmalı olan bazı stratejik tepelerdir. (…) PJAK ya da PKK kalkıp da İran-Irak sınırını mı düzeltecek? Böyle bir sorunu olamaz.” Ateşkese değinen Karayılan, rolünü şöyle tarif ediyor: “KCK olarak bu ateşkesi hem destekliyoruz hem de bizzat geliştirilmesinde rol almış bulunuyoruz.” Ve Karayılan İran’a yönelik tutumlarını da şu sözlerle ortaya koyuyor: “B... Devamı

Dikta Nasıl Aşılır?

2011-09-18 20:56:00

      Ali Sirmen       PARİS – Geçen hafta boyunca, tüm dünya 11 Eylül 2001 olaylarını konuştu, hâlâ da konuşuyor. Bu arada 11 Eylül 1973 günü Şili’de meydana gelen insanlık ayıbından söz edilmedi. Oysa, dünyanın 11 önemli sinemacısının katkısıyla yapılmış olan 11 Eylül 2001 ile ilgili ortak yapımda, ünlü İngiliz (ya da İrlanda mı demeliyim?) rejisör Ken Loach, Amerikalıların acısını anladığını belirten bir Şilili aydının ağzından 11 Eylül 1973’te, ABD’nin düzenlediği bir darbe ile Şili’de yaşanan acıları anlatıyordu. O filmi de önce Paris’te, sonra İstanbul’da izlemiştim ve Ken Loach’ın çektiği bölüm beni o kadar etkilemişti ki, ‘İkiz Kuleler’in yıkılışının her yıl dönümünde 11 Eylül 1973’ü anımsar oldum. Doğrusu da buydu, çünkü 11 Eylül 1973 olayları, 11 Eylül 2001’in ardındaki kinin nedenini de bir ölçüde açıklıyordu. Burada bir noktayı vurgulamak gerek. Terörü hangi nedenle olursa olsun onaylamak, ardındaki kini haklı görmek mümkün değil, ama haklı görmek başka, anlamak başka. Bu kez Le Monde gazetesinde yayımlanan bir yazı dolayısıyla Şili 11 Eylül’ünü bir kez daha anımsadım. Yazının büyük bir bölümü, Şili üniversitesi coğrafya bölümünde okuyan öğrenci lideri, 23 yaşındaki, dünya güzeli Camilla Valleja Downig’e ayrılmış. Yazının küçük bir bölümü ise Santiago Katolik Üniversitesi’nde mühendislik okuyan, orta halli bir aileden gelen, komünist Camilla’nın tersine, burjuva kökenli siyasi angajmanı olmayan, ama yine de parasız eğitim savaşımının ik... Devamı

Neler Dedi, Neler Diyor?

2011-09-18 20:54:00

        Cüneyt Arcayürek     Yıllarca ama yıllarca laikliğin dinsizlik olduğunu işlediler. Savunan, yayan Necmettin Erbakan ve peşine takılan dinci, İslamcı güruhun sivrilen son ismi ise RTE! Özgürlükçü demokrasinin nimetlerinden yararlandılar. Dini istismar ettiler. Laikliğin dinsizlik olduğunu savunup, Müslüman halkın sindirmesini sağladılar. Muratlarına erdiler. Bu yoldan iktidara geldiler. Geldiler ve artık dinsiz diye laikliği kötülemenin bir yararı yok! Baş tacı ettikleri “laiklik dinsizliktir” sloganını kapının önüne koyuverdiler. Değişim ve gelişim adını verdikleri, ancak asıl anlamı bugün ikiyüzlülük diye tercüme edilecek bir tablo sergiliyorlar… *** Başbakan’ın gazetelere manşet olan Kahire mahreçli sözleri gerçeği çağrıştırdı ve aydınlık çağının olmazsa olmaz koşulu laikliği dinsizlik diye tanımlayan bugün iktidardaki kadronun daha önceki yıllarca ısrarla yineledikleri söylemleri bir kez daha anımsamamıza, anımsatmamıza vesile oldu. Laikliği inkâr çağının önde giden isimlerinden olan RTE de zorbalıkla laikliğin bir din gibi ulusa sindirilmek istendiğini savunmuyor muydu? Fakat devir değişti. RTE, ohooo öylesine değişti, öylesine gelişim gösterdi ki, laiklikle ilgili iman dolu, inanç dolu söylemlerini, düşüncelerini çöp sepetine uğurladı. Kimse duyduk duymadık demesin lütfen; o eski laiklik karşıtı söylemleriyle ünlenen RTE gitti. Yerine, Kahire’de olanca gücüyle dosta düşmana, tabii özellikle İslam dünyasına seslenen şu RTE geliverdi: “Laiklik din karşıtlığı değildir… Laiklikten korkmayın!” Batı dünyası laikliği İslam dünyasına salık veren Müslüm... Devamı

Siluet

2011-09-18 20:50:00

      Bekir Coşkun     Üç bina yapıldıktan sonra baktılar ki İstanbul’un silueti bozulmuş… * Genelde İstanbul’da binalar sonradan uzatılırken, zaman zaman böyle uzunluğunu kaçırdıkları binalar da oluyor, sonradan kısaltıyorlar… * İstanbul siluetinin tam arkasına yapmışlar bu üç binayı… Demek 17 milyon İstanbulludan birisi, kaldırım kazaları korkusunu aşıp başını kaldırıp baktı ki İstanbul silueti gitmiş… Ve siluetin bozulduğunu medyadan duyan Belediye Başkanı koştu… Oysa siluet gideli bir buçuk sene… * Bizim Ankara’da öyle bir sorunumuz yok… Siluetimiz duruyor… Bizim sorunumuz; AKP’li belediyenin değiştirdiği amblemdeki o cami kubbesi ve iki minare siluetinin nerede olduğu?.. Bulamayınca yerine kedi koydular… Yani İstanbul’da tarihi yarımadadaki camilerin silueti bozulurken, Ankara’da olmayan camiyi koydular siluete… * Neyse ki İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Salacak’tan bakınca siluetin bozulduğu görülmüyor” kararına vardı da, geriye siluete bakmak için Kadıköy’e doğru koşmak kalıyor… Ya da bakarken işaretparmağınızı yukarıdan aşağı sarkıtıp kapatırsınız minarelerin arasından çıkmış gökdelenleri… * Oysa “Ya İstanbul’un silueti bozulursa” lobisi vardır… Her an “Ya İstanbul’un silueti bozulursa” diye çıkar karşınıza… Diyelim ki balkona panjur koymak mı istiyorsunuz, şuralardan geçer işlem; büyükşehir belediyesi, ilçe belediyesi, imar müdürlüğü, ruhsat işleri, koruma kurulu, kültür varlıklarını koruma teşkilatı, tapu dairesi, zabıta, itfaiye, gıda kontrol, temizlik işleri, park ve bahçeler… Bakarlar: “... Devamı

AKP Beni Susturacakmış…

2011-09-18 20:48:00

      Müjdat Gezen   SÖZCÜ’deki yazı diziniz bitti. Bu kokuda ne söyleyeceksiniz ?   Gerçeği söylemem gerekirse, ben SÖZCÜ’nün bu kadar etkili olduğunu bilmiyordum. Çok şaşırdım. Bir gazete çok satabilir ama etkisi bu denli güçlü olmayabilirdi. Çok mutlu oldum.   Nasıl tepkiler aldınız?   Olumsuz tepkileri maşallah yalakalar dile getirdiler. Olumlu tepkiler ise benim umduğumun çok çok fazla üzerinde oldu. Eski Cumhurbaşkanlarından, parti genel başkanlarına, siyasi partilerin gençlik kolları ve il ilçe : başkanlarından, üniversite öğrencilerine, en ama en önemlisi halktan gelen tepkiler, beni inanılmaz derecede mutlu etti. 12 Eylül referandumunda iktidar “Evet” alabilmek için “Darbecileri yargılamak” üzerinden kampanya yapmıştı. Bu konuda ne söyleyeceksiniz? Artık bir şey söylememe gerek kalmadı. Başbakan o gün ağlamışta. Şiir de okumuştu. Sonunda darbecileri yargılamak üzerine yasa teklifi Meclis’e geldi ve AKP’nin oylarıyla reddedildi. Bizimle alay ediyorlar. Bana darbeci diyenlere bir darbe düşündüm Rüşvette dünya altıncısı olmuşuz buna ne diyeceksiniz ? Hakkımızı yemişler. Şu anki Meclis’i nasıl görüyorsunuz? TRT3′ten görüyorum. Hemen çocuklara yasaklanması lazım. Sizce AKP, verdiği sözleri tutuyor mu? Ben sadece hatirladıklarırnı söyleyebilirim. İlk seçimlerden önce, barajın düşürülmesi, dokunulmazlıkların kaldırılması işçilere grev hakkının verilmesi gibi vaatleri kulağımızla duyduk. Sonuç? Size darbeci dediler, ne diyorsunuz? Doğrusu elim ağırdır. Diyenlere bir darbe düşünürüm ama değmez. Her söyled... Devamı