Sen misin kitap yazan!

2011-03-06 01:22:00

  Sabahattin Önkibar   Ergenekon adıyla dün 16 yere daha baskın verildi. Evi arananların tamamına yakını gazeteci! Ankara Baro Başkanı Feyzioğlu’na göre fiil olmadan ev aranılamaz! Hukuk böyle diyor ama takan kim? Sahi 4 yıldır devam ettirilen Ergenekon yaygaraları ve yapılan kitlesel tutuklamalara rağmen belirlenebilen bir fiil var mı ortada? Gelinen son noktada muhalif televizyon kurma fikri ile muhalif kitap yazmak da artık suç unsuru olarak kabul ediliyor. Nedim Şener gibi isimler bile artık terörist şüphelisi olarak hedefe oturtuluyor ise varın gerisini siz düşünün! Aslında Şener’in bu operasyona dahil edilmesi çok önemli, zira var olan tabloyu bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Nedim Şener gerçek bir araştırmacı gazeteci. Hrant Dink olayında perde gerisinde hazırlanan tezgahı titiz bir gazeteci olarak deşifre etti. Öyle olunca da baskına uğradı! Sadece Şener değil dün alınan diğer gazeteciler de Nedim Şener’den farksız değil. Anlayamadığım televizyonlarda, “Hrant Dink kitabını yazdığım ve perde gerisindekileri deşifre ettiğim için beni de alacaklar” diyen Nedim Şener ve onun gibilerin evinde neyin arandığıdır? Gelinen bu noktada artık sadece sözün değil aynı zamanda hukuk ile ahlakın bittiği sorgulanacaktır. Düşünebiliyor musunuz eğer asker ya da muhalif gazeteci iseniz direkt olarak potansiyel Ergenekon şüphelisisiniz! Bırakın hukuk ve kanun devletlerinde, geleneklerle yönetilen kabile topluluklarında bile böyle şeyler olmaz. Ucu açık olarak 4 yıldır sürdürülen ve somut bir olay olmaksızın tamamen efsanelere ve yakıştırmalara dayalı olarak insanları tutuklayarak ayakta tutulan bir soruşturma sürecine adalet denilebilir mi? Maalesef toplumda Ergenekon için oluşan kesin kanaat hukuk ambalajlı muhalif ke... Devamı

Yalancı Tanıklar Kahvesi

2011-03-06 01:17:00

MERİÇ VELİDEDEOĞLU 14 Şubat günü, 2. Ergenekon Davası’nın “100.” duruşmasında eski Yarbay Mustafa Dönmez, savunmasını yaparken söz etti bu kahvelerden. Çok az da olsa, kimi Anadolu kasabalarında, genelde adalet binalarının karşısında böyle kahvelerin bulunduğu dile getirilirmiş. “Yalancı tanık” adayları bu kahvelerde oturup müşteri beklerlermiş. M. Dönmez davadaki bu tür “tanıklar” hakkında konuşurken -bir ara- böyle bir kahveyi, bulunduğu yeri, “yalancı tanık”lık satışının nasıl yapıldığını, müşterilerle nasıl anlaşma sağlandığını düşünmekten kendimi alamadım. Ama Dönmez’in: “Adalet, bir toplumun namusudur!” vurgusuyla “bu” davada “adalet” adına yapılan inanılması güç “hukuksuzluk”ların kaynadığı kazanın içine çekiliverdim. M. Dönmez: “Türkiye, soyguncuların cumhuriyeti değildir!” diyor. “Emniyet Teşkilatı’nın “hırsız polisleri var!” diye ekliyor: “Bu durum devletin yüz karasıdır” vurgulamasını yapıyor. Bu söylemlerini, değerlendirmelerini verdiği örneklerle ortaya koyuyor: Evine arama için baskın yapan “polis”ler, “devlet”in askerine verdiği silahı, subay kuşamlarını ve “kılıç”ı da alıyorlar. Üstelik arama sonunda düzenlenen tutanakta bunların da alındığı belirtilmiyor. Dahası, bu durum iddianamede de yer almamış. Oysa Dönmez gereken her yere başvuruyor; “kılıcını” istiyor; “Kılıcımı verin!” diyor; kendisine “25 ay”dır olumlu ya da olumsuz bir yanıt verilmemiş. Peki bu durum, anayasasında “Hukuk Devleti” yazan bir devlet için “yüz karası” değil de nedir? M. Dönmez bir de şunu söyledi: “Savaşta bile... Devamı

13 Haziran’da Millî Güç Birliğiyle Meclise

2011-03-05 23:27:00

Müjdeler olsun. “Süngü tak” emri geldi, artık vatan bekleme değil taarruz zamanı. Partiler hazır, milli şahsiyetler hazır, başta Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere kitle örgütleri hazır, bana gore devrim ocağı olan, yeni devrimci beşiği Türkiye Gençlik Birliği hazır… Kimse karamsarlığa kapılmasın artık Afyon Ovası’ndan bakın Türkiye’ye bu bakış bir hasretin bakışı değil kavuşmanın bakışı olsun, sadece görmeyin bakın, hissedin, havayı koklayın. Bu sefer kendimize oy vereceğiz bunu bilin. Kendimize oy vereceğiz, yani bizim düşündüklerimizi düşünenlere, AB kapısında beklemeye karşı çıkanlara, ABD’den icazet almak için sıra beklemeyenlere, tarikatlara yanaşmayanlara, “kürt raporları” adı altında Kürtle Türkü birbirinden ayıranlara değil, “kardeşlik birlik mitingini” Diyarbakır’da yapanlara, altı oku devrimin tunç kanunu olarak görenlere, Misak ı Milli sınırları içinde bölünmezliği savunanlara, emekçiden yana olanlara, vatan,namus, emek diyerek vatansız, namussuz ve emek düşmanlarına karşı duranlara, Silivri’dekilere, Hasdal’dakilere. Tekel direnişinde havuzda üşüyen işçiye, Bismil’de “kahrolsun ağalık yaşasın cumhuriyet” diyen köylüye, uyandıranlara ve uyananlara artık kendimize oy vereceğiz. “Süngü tak” emri geldi ya artık durmak haramdır, durarak geçirdiğimiz her dakika ihanettir, Hasan Yalçın saati işlemeye devam ederken karamsarlık günahların en büyüğüdür… DÖRDÜNCÜ GÜÇ MECLİSE Artık dördüncü gücü meclise sokma zamanıdır, bu imkansız değil tam tersine en imkanlı, en gerekli gerçektir. DSP hazır, İşçi Partisi hazır,... Devamı

PERİNÇEK:“Pensilvanya’dan aldığı ilhamla konuşuyor; Genelkurmay

2011-03-05 21:11:00

        İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Aydınlık Gazetesi’ndek köşe yazısını dikkatinize sunuyoruz; SAYIN MİLLETVEKİLLERİ DEĞERLİ ARKADAŞLAR Seçimin 12 Haziran tarihinde yapılması önerisi, Meclis komisyonundan geçti, artık Genel Kurulun gündemindedir. Ülkede özgürlük var, siyasal partilere fırsat eşitliği ziyadesiyle sağlanmış durumda. Ben de İşçi Partisi Genel Başkanı olarak Meclisteki görüşmeye Silivri’deki kürsüden katılıyorum. FİLMİN İLK SAHNESİ Sayın Milletvekilleri, Size 12 Haziran tarihinin şifresini sunuyorum. 12 Haziran, Ergenekon filminin başladığı tarihtir. O meşhur görüntülerde, bizzat polis memurlarımız, kendi aralarında konuşurken, “Hani film çeviriyorduk ya, yine öyle yaparız, olur biter” diye konuşuyorlar. O gün saat 18.30’da Ümraniye Karakolunun masasına dizip kameraya aldıkları bombaları, iki saat sonra bir gecekondunun çatısında “buluyorlar”. Dünya Emniyet tarihine geçen bir katkıdır bu, bombalar önce karakolda, sonra çatıda bulunmuştur. Görüntü kayıtları öyle saptıyor ve tutanaklar öyle yazıyor. FİLMİN KADROSU Filmin kadrosu müthiş: Yönetmen Holywood’tan değil, Oval Ofis’ten. Çekim, polis kamerasıyla. Senaryo Pensilvanya’dan. Esas oğlan, F polisi. Oyuncular, diğer F polisleri, figüranlar savcılar, hakimler, genelkurmay başkanı ve Atatürk. DİKKAT KIRMIZI NOKTA Çok yakın tarihimizin bütün sırları bu filmdedir. Hatta HSYK’nin yeniden oluşturulmasının ve en son Yargıtay ile Danıştay atamalarının şifrelerini bile o sahneye bakarak çözebiliyoruz. Milletin kürsüsünde kırmızı nokta uyarısına pek rastlanmıyor. Ancak mazur görünüz, ben... Devamı

Yarasalar,Güneş ve “Du bakalım n’olcak?”

2011-03-05 20:52:00

  “Önce sosyalistleri topladılar,sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı..” Diye yazmış Papaz günlüğüne…Mehmet Atlan,Mehmet Barlas ve Kekeç’i okuyunca aklıma bu satırlar geldi hemen.ULVİ davayı destekleyen , 3 yıldır yapılan hukuksuzluklara çıt çıkarmayanlar , son operasyonlardan sonra “demokrasi kahramanı” oluverdiler yine…Yazık Hayır,anlayışlıyım,yanlış anlaşılmasın,çabalarını anlıyorum,sürekli olarak iktidar yalakası oldukları için,iktidarın yakında değişeceği kokusunu alınca bu sefer diğer tarafa yaranmaya çalışıyorlar.Ben ona üzülüyorum.Buna ne Cumhuriyetçilerin,Yurtseverlerin,Milliyetçilerin yani “BİZİM” ihtiyacımız var , ne de Allah’la Kandıranlar Partisi iktidardan gideceğinin sinyallerini veriyor.Ama zannederim yukarıda ismini saydığım kalemşörlerin bildiği , RTE’nin yapamadığı bir hesap var o da şu ki ; “yakında Silivri’de yer kalmayacak”.Ala ala bitiremediler muhalifleri.hangi Taraf ne Zaman kimi hedef gösterse aldılar içeri. Ergenekon’un Güneydoğu ayağının başındaki adam da benim,araştırıp bakın çıkacaktır ortaya.Çünkü hayatımda hiç Güneydoğu’da bulunmadım da ondan.Ama nasılsa istediklerini yapıyorlar iki sahte belge,üç dandirikten bilet,bi poh poh iki oh oh e bir de evimdeki kitaplar falan da mağlumunuz, en başta da Nutuk olmak üzere.Almanız lazım beni de o onur makamı Silivri’ye… Yahu ... Devamı

Erdoğan’ın teyzeoğlu Danıştay’a atandı

2011-03-05 20:48:00

  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Danıştay’a 15 üyeyi müsteşarlık, genel müdürlük, valilik yapmış isimler arasından belirledi. Danıştay’ın eğitimle ilgili bazı yönetmelik ve genelgeleri iptal etmesi nedeniyle sıkça hedef alınan daireye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın teyzesinin oğlu olan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er atandı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından Danıştay üyeliğine seçilenler arasında Diyanet fetvasını kararlarında gerekçe gösteren üç hakim de bulunuyordu. Danıştay şu günlerde adeta toz-duman içinde. “Demokrasi, şeyhimin söylediği” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Danıştay’a seçilen üyelerden birisi, “Menzilci” olarak tanınıyor. Bakanlık içinde “Benim için demokrasi, şeyhimin söylediğidir” dediği de biliniyor. Asıl görevli olduğu bakanlıkta kendisine uygun bir görev bulunamayınca, başka bir bakanlıkta uzun süre müsteşar yardımcılığı görevinde bulundu. Yani, hızlı bir yükselişe geçen isimlerden birisi oldu. Danıştay’a atanan bu üyenin söylediklerini öğrenince, “Hedefe ulaşmak için papaz elbisesi dahi giyerim. Demokrasi bir amaç değildir, araçtır” diyen siyasetçiyi anımsıyoruz. İlkokul öğretmeniydi… İbrahim Er, 1968 yılında Rize’de doğdu. Başbakan’ın memleketi olan Güneysu’da bulunan imam hatip ortaokulunu bitirdi. Giresun Eğitim Enstitüsü sınıf öğretmenliğini bitirdikten sonra 1989 yılında Şanlıurfa’nın bazı köylerinde öğretmenlik yaptı. 1993 yılında Rize’nin “Ulu-cami ilköğretim Okulu”na atand... Devamı

BİZ TÜRKLERLE UĞRAŞMAYIN, HA MALTA HA SİLİVRİ, SONUNA BİR BAKIN

2011-03-05 20:39:00

Medine Kahramanı Fahreddin Paşa Biz Türkler hem Müslümanlığa, hem de Müslümanlığın kutsal sayılan topraklarına gönül vermiş, can ve kan pahasına korumuş asil bir milletiz. Biz, bir avuç askerle Medine’yi korurken, Peygamber sülalesinden geldiği söylenen Mekke Şerifi Hüseyin bizi sırtımızdan vurmuştur, ama hala sesimiz çıkmaz bizim. Bizim Araplardan, bu Peygamber sülalesinden geldiklerini söyleyenlerden korkumuz yoktur, ama biz şundan korkarız; Yüce Peygamberimizin, bu Arapların yapmış olduğu ihanetleri duyduğu zaman incinmesinden korkarız, bu nedenle sesimiz çıkmaz bizim.   Bu Mekke Şerifi Hüseyin’in ihanetlerine yakından tanık olanlardan bir önemli şahsiyet de Falih Fıfkı Atay’dır. Bakınız önce İstanbul için ne diyor, bu sözü alıp günümüze taşıyınız; “Vatan kaybı İstanbul’da çabuk unutulur#…” Osmanlı’dan çocuklarımızın öğreneceği çok şey var; nerede yanlış yaptık ve neden kaybettik, bunu bilmeleri gerek. Bu amaçla da önce Falih Rıfkı’dan, Çankaya’dan, Zeytindağı’ndan başlamaları gerek; “… Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut denizine ve Gerek dağlarına bakıyorum. Daha ötede, Kızıl denizin sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağıda Lübnan var, Suriye var, bir yandan Suveyş kanalına, öbür yandan Basra körfezine kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bayrağımız! Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum. Çıplak İsa, Nasıra’da marangoz çırağı idi. Zeytindağı’nın üstünden geçtiği zaman, altında, kendi malı bir eşeği vardı. Biz Kudüs’te kirad... Devamı

AKP’Yİ ALET ETMEK

2011-03-05 20:11:00

   Dikkat ediyor musunuz: ne zaman bir Ergenekon operasyonu yapılsa mutlaka AKP ya da AKP ileri gelenleri hakkında bir belge ortaya çıkarılıyor! Ergenekon operasyonu yapılıyor; Sözde başbakan’ın evinin krokisi bulunuyor! Ardından medyaya bilgi servis ediliyor: “Başbakan Erdoğan’a suikast yapmak için kroki yapmışlar.” Ardından da Başbakan’ın sürekli koruma polis sayısı artırılıyor. Sadece başbakan mı? Başbakan yardımcısı Bülent Arınç için de aynı oyunu tekrarlamadılar mı? Sürekli “suikast yapılacaktı”, “kroki bulundu” deznformasyonuna baş vuruluyor. Ayrıca; aramalarda “belge” mi bulunacak, bu da mutlaka AKP aleyhine oluyor! “Belge” gösteriyor ki birileri AKP’yi yok etmek için hummalı bir çalışma içinde!!! Cemaatin amacı açıkça ortaya çıktı. Tertibine AKP’yi de ortak etmek istiyor. Bu nedenle AKP’ye karşı bir gizli örgüt varmış havasıyla esir alıyor. Örneğin… Diyelim ki,”cemaati bitirme planı” var. Tertipçiler bunun yanına hemen “AKP” adını ekliyor. “AKP’yi ve cemaati bitirme planı” oluveriyor. Tertipçilerin oyunu belli, ya belge yaratıyorlar ya da belgelerle oynuyorlar, ekleme yapıyorlar. Tüm bunların amacı AKP’yi korkutarak tertiplerine alet etmek. Odatv.com Devamı

Genelkurmay Başkanlığından Açıklama

2011-03-05 20:06:00

Basın-yayın organlarında çıkan yorumlar hakkında yazılı açıklama yaptı.  Genelkurmay Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerini, devam eden bazı davalarla da ilişkilendirerek, istihbari bilgiye dayanmadan, son derece riskli bölgelere ve tecrübesiz birliklerle, terör örgütünün amacına hizmet edecek biçimde yanlış operasyonlar planladığı şeklinde suçlayıcı bir takım haberlerin yayınlandığını belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bazı bölgeleri 'riskli ve girilemez bölgeler' olarak nitelendirmek, bölücü terör örgütünün amaçlarına hizmet etmekle eş anlamlıdır” dedi. Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde 3 Mart 2011 tarihli Akit Gazetesinde yer alan “TSK’da ölüm sevkiyatı” başlıklı ve 4 Mart 2011 tarihinde Zaman Gazetesinde “Sınır bölgesine riskli operasyon” başlıklı haber ile 3 Mart 2011 tarihli Taraf Gazetesinde yer alan “Heron PKK’lıları gördü” başlıklı haber ve bunlarla bağlantılı çeşitli basın-yayın organlarında çıkan yorumlar hakkında yazılı açıklama yaptı. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması şöyle: “Yukarıda yer alan haber ve yorumlarda; Türk Silahlı Kuvvetlerini, devam eden bazı davalarla da ilişkilendirerek, istihbari bilgiye dayanmadan, son derece riskli bölgelere ve tecrübesiz birliklerle, terör örgütünün amacına hizmet edecek biçimde yanlış operasyonlar planladığı şeklinde suçlayıcı bir takım iddialara yer verilmiştir. Teknik ve operasyonel konulara temas eden bu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Haber ve yorumlarda ifade edildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bazı bölgeleri “riskli ve girilemez bölgeler” olarak nitelendirmek, böl&uu... Devamı

Atatürk kovdu, Erdoğan kucak açtı

2011-03-05 19:43:00

Atatürk kovdu, Erdoğan kucak açtı   ULU Önder’in “Fesat ve ihanet yuvası” dediği Fener Kilisesi’nin Papazı 6. Konstantin, 1925’teki mübadele sırasında Sirkeci’den trene bindirilerek Yunanistan’a gönderildi. O papazın kemikleri AKP izniyle 86 yıl sonra İstanbul’da. AKP’den kiliseye bir hizmet daha Türk düşmanlığıyla tanınan Konstantin (üstte) için düzenlenecek ayini Bartholomeos yönetecek. AKP’nin  başlattığı kilise açılımının ardından bu kez de  bir papazın kemikleri Türkiye’ye getirildi. Türkiye ile Yunanistan arasında 1925 yılında gerginlik yaşanmasına neden olan Türk düşmanı Patrik 6’ncı Konstantin’in (Araboğlu) kemikleri, AKP hükümetinin verdiği izin sayesinde 86 yıl sonra İstanbul’a getirildi.   6’ncı Konstantin için Pazar günü Fener kilisesinde yapılacak dini ayinden sonra kemikleri patrik mezarlarının bulunduğu Balıklı Rum kilisesinde gömülecek. Hürriyet’in haberine göre, Fener kilisesi, 1930 yılında Atina’da ölen ve Atina 1. Mezarlığı’na gömülen 6’ncı Konstantin’in kemiklerinin İstanbul’a gönderilmesi için hem Atina Belediyesi hem de Türk devleti nezdinde girişimde bulunmuştu. Olumlu cevaplar gelince, Bergama Metropoliti İoannis, Atina’ya giderek kemikleri teslim aldı ve İstanbul’a nakletti. Kemikler Fener kilisesine ulaştığında papaz Bartholomeos’un yönettiği küçük bir ayin düzenlendi. Mübadelede gönderilmişti 6’ncı Konstantin, 17 Aralık 1924’te Fener Rum kilisesinde yapılan seçimde patrik seçildi. Ancak bu g&ou... Devamı

Özeleştiri

2011-03-05 13:59:00

Geç kaldık.   Aslında çok önce haykırmalıydık tepkimizi... İlk gazeteci içeri alındığında yürümeliydik ağzımızda susturulmuşluğun simgesi kara bantlarla... İlk köşe yazarı kovulduğunda, hepimiz kovulmuşçasına boş çıkmalıydı köşelerimiz... Greve gitmeliydik, ekranımız karartıldığında, genel yayın yönetmenimiz alındığında... Vergi memurları ilk teftişe geldiğinde tezgâhı görüp bağıra çağıra teşhir etmeliydik. Medya yöneticileri, “Şu haberi görmeyin”, “O adamı çıkarmayın”, “Bu işi büyütmeyin” telefonları gelmeye başladığında “Çevirdiğiniz numaraya ulaşılamıyor” sinyali göndermeliydi. Birimizin evi basıldığında, yayın yönetmeninden çaycısına, muhabirinden yazarına hepimiz kapı önünde karşı durmalıydık. Tutuklananın suçluluğuna inanıyor olsak bile hiç değilse “Herkes için tutuksuz yargılanma hakkı“nda uzlaşabilmeliydik. * * * Tabii bunu yapacak güçte olabilmek için, kendi içimizde hesaplaşmamızı tamamlamış olmalıydık. Basında tekelleşmeye ilkin biz karşı çıkmalıydık; daha sonra tekelleşmeye karşı çıkma bahanesi ile kendi tekellerini yaratanlara fırsat vermeden... Nefret söylemini ilk biz mahkûm etmeliydik ki, sonra onu bahane edip çullanmasınlar üzerimize... Aramızda iktidar oyununu sevenler vardı; darbecilerle düşüp kalkanlar, gazeteciliği politik hırsına kalkan yapanlar, kalemini şantaj için kullananlar... Onları başta biz kınayıp dışlamalıydık ki, bugünkü sindirme kampanyasına bahane olmasınlar. Şimdi “Canım onların da vardır bi arızası” diyenlerle, “Kendimi savcının yerine koyuyorum da” diye lafa girenlerle en baştan hesaplaşmalıydık. Orada da geç kaldık. * * * Bugün, basın... Devamı

Pandora

2011-03-05 13:54:00

 Serdar Akinan   Prof. Albert Wohlstetter kim bilir misiniz? Çok mühim adamdır. Daha Sovyetler çökmeden şu cümleyi söylemiştir: 'Sovyetler Birliği'nin günleri sayılı. Moskova merkezli komünist rejim yakın gelecekte parçalanacak, Kafkaslar'da özgürlüğe kavuşacak toplumlar yeni devlet kurarken, Türkiye'yi örnek alacaklar. Ama Ankara'nın akılcı bir politika izlemesi gerekir. Türkiye, Kore savaşından bu yana Amerika'nın idealler ortağı. Demokrasi ve özgürlükler peşinde Türk-Amerikan dostluğu hep sürecek.'' 'Güneybatı Asya Doktrini''nin babası bu adamdır. BOP'un temeli de aslında bu doktrindir... 1998 yılında ABD'de hazırlanan 'Stratejik Değerlendirme Raporu''nda; Kuzey Afrika'dan Afganistan'a kadar uzanan ve dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz kaynaklarını kapsayan bölge 'Geniş Ortadoğu Bölgesi'' olarak tanımlandı. Prof. Wohlstetter bu dev planda Türkiye'ye daima büyük önem atfetti. 80 Darbesi'nden önce İstanbul'daydı ve muhtemeldir ki darbe ve Özal'lı yıllar onun planına entegre bir süreçti. Başbakan Necmettin Erbakan 1996 Ekim'inde nereyi ziyaret etti? Mısır ve Libya... Kasım 1996'da ise Susurluk'ta kaza oldu. Refahyol Hükümeti'nin sonunu getiren neydi? 28 Şubat... O 28 Şubat ki AKP iktidarının görünen temelidir. 11 Eylül saldırıları ardından Afganistan ve Irak işgal edildi. ABD'nin bu coğrafyadaki temel hedefi neydi? 'Ortadoğu coğrafyasındaki zengin petrol ve doğalgaz yataklarını denetim altına almak ve Avrupa'yı Çin'i, Japonya'yı ve Rusya'yı petrol ve doğalgazdan uzak tutmak.'' Türkiye ise 'model ülke'' projesi olarak tuttu. AKP; tarihsel, sosyal, si... Devamı

Hükümetin Tutuklama Listesi Ortaya Çıktı

2011-03-05 13:32:00

Aralarında eski Genelkurmay Başkanı, politikacılar, Aydın Doğan ve Uğur Dündar'ın da yer aldığı gazetecilerden oluşan 70 kişilik tutuklanacaklar listesi ortaya çıktı. Aydınlık gazetesinin bugün sürmenşetinden duyurduğu haberinde AKP Hükümetinin yapılacak seçimler öncesi 70 kişilik isim listesi olşturduğu bu isimlerin seçimler öncesi çeşitli zamanlarda tutuklancakları iddia edildi. İşte listede adı geçen isimler: "Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Süheyl Batum, Önder Sav, Tayfun İçli, Atilla Kart, Ahmet Ersin, İsa Gök, Oktay Vural, Mehmet Şandır için dokunulmazlıklarının kaldırılması istenecek. takiptekiler ise; Yaşar Okuyan, Mehmet Cengiz, Erkan Önsel, Hasan Basri Özbey, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Yaşar Büyükanıt, Ali Cingöz, Aydın Doğan, Uğur Dündar, Ferit İlsever, Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Nedim Şener, Halil Nebiler, Serhan Bolluk, Ümit Zileli, Saygı Öztürk, Sabahattin Önkibar, Cüneyt Ülsever, Can Ataklı, Nuray Mert, Ertuğrul Mavioğlu, Ertuğrul Yalçınbayır, Cem Boyner, Avrasya TV'den 6 kişi, Başkent TV'den 5 kişi ve odatv yöneticileri." Haber şöyle devam ediyor; AKP hükümeti seçimlere doğru medyayı tamamen baskı altına almak ve böylece muhalif sesleri susturmak için, "Öze| Örgüt’’e 70 kişilik bir operasyon listesi hazırlattı. Medya ağırlıklı bu listede askerlerden politikacılara Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı ünlü ve ağırlıklı isimler bulunuyor. Bu konudaki bilgiler Aydınlık'a, gazetemiz yayın hayatına başlamadan çok önce geldi. Bilgiler Ve gelişmeler özetle şöyle: AKP hükümeti, Türkiye için "kader" Seçimine gidilirken özellikle medyayı bütü... Devamı

Gaflet devrinin “odası”

2011-03-05 00:12:00

Altemur Kılıç   Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden önce “fetret” -duraklama- devri vardı. Tarihçiler, ileride Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yaşamakta olduğumuz dönemini, herhalde “gaflet” aymazlık ve de “yozlaşma” devri olarak tanımlayacaklardır! Osmanlı’nın, o dönemlerinde, içeriden ve dışarıdan, saldırılar isyanlar karşısında, devlette büyük bir gaflet hakimdi. Güçlü hükümdarların, vezirlerin yerini aciz, yabancılara kolay boyun eğen ve onlardan medet uman kişiler almıştı. Bugün, bu iktidar döneminde de “derin devlet” varken, aslında “sığ” bir devlet var. Devletin bütün erkleri bölündü, zaafa uğratıldı. Bu durumda düşmanlar keyif ve cesaret almazlar mı? Eşkıya, PKK azmaz mı? Azmak ne kelime, TC Hükümetine kesin uyarı veriyor, barış şartlarını dikte ediyorlar. Dün bu “şartların” neler olduğunu yazmıştım. Apo konusundaki “şart”ı BDP’liler, DTK daha da açıklığa kavuşturdu. İmralı’daki eşkıya başı, her konforu haiz “hücresinden” başka bir yerde “oda hapsine” konulsun! Nerede? Belki de Boğaz’a nazır bir yalıda. Osmanlı’nın bir yenilgi ve teslimiyet antlaşmasının imzalandığı yalıda! Apo’ya oda hapsinin gerekçesi, Ahmet Türk ve Tuğluk’a göre eşkıya başıyla devlet arasındaki pazarlık daha kolay olur ve sıkı durun “aydınlarla” yani o malum diplomalı, doktoralı aydınlar, yalaka yazarlar, Apo’nun huzuruna kolayca çıkarlar, irşad olurlar. O dağdayken yaptıkları gibi “barış” güvercini avukatları da var. İmralı’ya kadar gitmek zahmetinden, hava muhalefetinden kurtulurlar. “Oda hapsi” İstanbul’daki bir yalıda olursa, Dolmabahçe&rsqu... Devamı

FAŞİZMİ NASIL YENERİZ? İŞTE YANITI…

2011-03-05 00:09:00

  İşte yine tunç kanunu işledi: Öcalan’ın “ev hapsi” tartışılmaya başlandı, Silivri’de üçer kişilik koğuşlarda mahpus yatan yurtsever Ergenekon sanıkları, tek kişilik hücrelere alındı! Tıpkı daha dün, Hizbullah dışarı salıverildiğinde, önce 163 askerin, iki gün sonra da Soner Yalçın ve arkadaşlarının içeri alınması gibi… Bugün gazetecilerin içeri alınması gibi… Birinci dalgaya sessiz kaldığımızda ikinci, üçüncüye sessiz kaldığımızda dördüncü, on ikinciye sessiz kaldığımızda on üçüncü dalganın gelişi gibi… Kafes’e gözümüzü yumduğumuzda, Balyoz’un gelişi gibi… Muzaffer Tekin’i görmezden geldiğimizde Doğu Perinçek’in esir alınışı gibi, İlhan Selçuk’a sustuğumuzda Soner Yalçın’a operasyon düzenlenmesi gibi… Tunç kanunu çünkü… Sen demokrasi diye cemaatlerin önünü açarsan, cemaat önce kurumlara sızar, sonra devlete… Sen özgürlük diye, insan hakkı diye, tarikatlara izin verirsen, tarikatlar koalisyon kurar, iktidar olur! Sen Anayasa Mahkemesi olarak, “laiklik karşıtı odak” dediğin partiye, “hükümet olmaya devam et” dersen, önce Anayasa’ya sonra da laikliğe savaş açar! Sen cumhuriyet yıkıcılarına, cumhuriyeti emanet edersen, önce yıkar, sonra yerine kendi rejimini kurar! İşte şimdi o rejimdeyiz: Adı Faşizm! Ama korkuya gerek yok… Çünkü “Faşizm”e karşı mücadelenin yolu bellidir: Birleşik Cephe! Halklar faşizme karşı böyle direnmiş, bö... Devamı