SAVCININ AÇIKLAMASINI NASIL OKUMALIYIZ

2011-03-07 20:24:00

    Toplumun dengelerini, adalet duygusunu, evrensel hukuk ve genel kabul görmüş demokrasi ilkelerini alt üst eden, özgürlükleri ve eşitliği budayan işlemlerden sonra, toplumu yönetmeye soyunmuş siyasetçilere konuyla ilgili sorular yönetildiğinde kalıplaşmış yanıtlar verilir. Gazetecilere, araştırmacı gazetecilere ve yazarlara yönelik son baskın arama, gözaltı ve tutuklamalarda da aynı açıklamalarla karşılaştık: - Yapılanlar kanuna uygundur. Kanun dışına çıkılmamıştır. - Konunun siyasal yönetimle ilgisi yoktur. Yargısal faaliyettir. Türkiye, kuvvetler ayrılığı üzerine bina edilmiş demokratik rejimdir. Kimse yargının tasarruflarından dolayı siyasal yönetime fatura kesmeye kalkmasın. - Kimse yaptığı görevin sınırlarını aşmasın. Bazı yanlış işler yapılıyorsa, göz yumulamaz. Yanlış örgütlenmelerin ve hareketlerin parçası olanlar varsa onlara ayrıcalık düşünülemez. Terör örgütü üyeliği ve halkı kin ve düşmanlığa sevk iddiaları ciddiye alınmak zorundadır. Bu açıklamaların her birinin yanıtı, “evrensel hukuk”, “demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti ilkeleri” ve “temel hak ve özgürlükler” içinde vardır; açık ve net olarak verilir. Ancak, hukuk teorisine ve anayasal ilkelere girmeden, toplumsal ve siyasal alan üzerinde verilebilecek yanıtlara da dikkat çekilmelidir. Aslında, toplumsal gerçekçilik de bu yanıtlarda kendisini gösterir. Sırayla ve kısaca açıklayalım: - Kanun devleti hukuk devleti değildir. Kanuna uygun olan, hukuka uygun olmayabilir. Kaldı ki, kanunlar demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak yapılmadığı, diğer deyişle, çok partili sisteme karşın “tek parti” egemenliğinde yapıldığı sürece zaten hukuk devle... Devamı

İKLİM BAYRAKTAR'DAN İDDİALARA CEVAP

2011-03-07 20:17:00

    Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınp, sorgusunun ardından serbest bırakılan Odatv yazarı İklim Bayraktar, Avukatı aracılığıyla basın açıklamasında bulundu. İşte İklim Bayraktar'dan iddialara cevap:         "BASIN DUYURUSU VE İHTARNAMEDİR                  Müvekkilim İklim Ayfer KALELİ(BAYRAKTAR) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010 / 857 Soruşturma Numarası üzerinden yürütülen ve kamuoyunda “ODATV” Soruşturması olarak da anılan dosyada ifade vermiştir.       Müvekkilim ile her aşamasında beraber olduğumuz bu süreçte Savcılık ve Emniyet ifadelerinde bahsi geçen konu ile ilgili Basına yansıyan birçok ifade GERÇEKLERLE BAĞDAŞMAMAKTADIR!       Müvekkilemin geçmiş bir tarihte talihsiz bir takım olaylar yaşadığı doğrudur fakat bu olaylar herhangi bir amaca yönelik olarak, herhangi bir kişi veya grubun yönlendirmesi olmaksızın sadece ve sadece GAZETECİLİK MESLEĞİNİ İFA ETMEK AMACI ile görüşmeye gittiği sırada yaşanmıştır.       Yazılı ve Görsel BASINDA yer aldığı gibi “Şantaj” veya “Komplo” kelimeleri müvekkilemin ne Emniyet ne Savcılık ifadesinde yer almamaktadır! Kendisine ait görüşmelerde de bu anlama gelebilecek hiçbir ifade bulunmamaktadır. Böyle bir durumun içerisinde olması asla söz konusu değildir.Yaşanan talihsiz olay bireysel bir gazetecilik faaliyeti neticesinde gerçekleşmiştir.       Bahsi geçen olayı müvekkilim, olayın hemen ertesi günü CHP’nin o anda ulaşabildiği en üst düzey yetkilisi olan Sn.Gürsel... Devamı

YÜREĞİM KANIYOR

2011-03-07 20:14:00

 Daha önce de yazılarını yayınladığımız Sabaha karşı evleri basıldı, en mahrem yerleri arandı. Çuvallar dolusu belgelerle! göz altına alındılar. Sebep: ‘’Terör örgütüne üye olmak, halkın kin ve düşmanlığa tahrik etmek’’ Kim bunlar? Odatv yazarları… *** Hiç birisiyle tanışmadım, telefon numaralarını bilmem. Yazdıklarından tanırım. Terör örgütüne üye olmak şaka olsa gerek. Yorum yok… Ama, bildiklerimi yazmak. Ahde vefa borcum… *** Onların bu sitede yayınladıkları tüm yazılarını okudum. Yazılarında kin ve düşmanlık çağrısı yoktu. Tahrik de olmadım hiç. Bu eylemlerini yasal olmayan yöntemlerle sokaklarda yapsalardı; Duyardık. Böyle bir şey de olmadığına göre; Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmediler. *** Bir insan işlemediği bir suçtan gözaltına alınır mı hiç? Alındığını gördüm. *** Tuncay Özkan, Mustafa Balbay. İki yılı aşkın bir süredir tutsak. Meslekleri? Gazeteci. Suçları? ‘’Terör örgütüne üye olmak, halkın kin ve düşmanlığa tahrik etmek’’ Yani? Aynı… *** Tuncay Özkan, Mustafa Balbay soruyor. Biz böyle bir suç işlemedik. Suç yoksa esaret neden? *** Serbest bırak, olmadı tutuksuz yargıla… Olmazzz. Haydi hücreye. Odatv yazarları da böyle mi olacak? *** Hukuk böyle işlerse, yürekler kanar. Benim de yüreğimde kanıyor. *** Ben yazar mıyım? Haşa, Bana yazar demek, yazarlara haksızlıktır. *** Eşim, arkadaşlarım benim için korkuyor. Sana mı kaldı yazmak? Diyorlar. Ben de kendimi savunuyorum Ben yazmazsam, sen yazmazsan kim yazacak? *** Peki, ben korkuyor muyum? Neden korkayım… Rumuzum özgürce, özgü... Devamı

GAZETECİLER ARTIK YAZMIYOR

2011-03-07 20:10:00

   “Basın ve her tür ifade özgürlüğüne hâyasızca saldırıları, saldırılara karşı “Üç Maymun”u oynayanları, medyadaki aymazlığı, ikiyüzlülüğü protesto için bugün yazmıyorum…” Gazetecilerin tutuklanmalarına tepkiler çığ gibi büyüyor. 5 Mart Cumartesi günü BirGün gazetesi’nin bütün köşe yazıları, sayfalarını karartılmış olarak yayımlanmıştı. 6 Mart Pazar günü ise Nuray Mert köşesinde yalnızca bir cümleye yer vermiş ve “Doğru bildiklerimizi özgürce yazamayacaksak, yazmanın anlamı yok!” diyerek köşesinin geriye kalan bölümünü boş bırakmıştı. BirGün köşe yazarları ve Nuray Mert’in ardından Akşam gazetesi yazarı Nihat Sırdar, Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Sönmez, BirGün gazetesi Yazarı Melih Pekdemir ve Taraf gazetesi yazarı Demiray Oral meslektaşlarına ve basın özgürlüğüne karşı olan uygulamalara köşelerini boş bırakarak tepki gösterdiler.   Akşam gazetesi köşe yazarı Nihat Sırdar kendi köşesini sansürleyerek yazısının büyük bir bölümünü siyah bantlı olarak verdi. Sırdar yazısında tek cümle kullandı: “Nedim ve Ahmet onurumuzdur.” Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Sönmez, köşesine sadece şu notu düştü: “Basın ve her tür ifade özgürlüğüne hâyasızca saldırıları, saldırılara karşı “Üç Maymun”u oynayanları, medyadaki aymazlığı, ikiyüzlülüğü protesto için bugün yazmıyorum…” Birgün gazetesi köşe yazarı Melih Pekdemir: “Faşizm sözün bittiği yerdir” dedi ve köşesini boş bıraktı. Taraf gazetesi yazarı Demiray Oral is... Devamı

HINÇLARINI YAZARLARDAN, BASILMAMIŞ KİTAPLARDAN ALIYORLAR.

2011-03-07 20:02:00

 Geçtiğimiz günlerde Ergenekon kapsamında gözaltına alınarak tutuklanan Prof. Dr. Yalçın Küçük, avukatları aracılığıyla basına şu mesajı gönderdi: “Hitler basılmış kitapları yok ediyordu. Bunlar basılmamışa saldırıyor, basılmasına izin vermiyorlar. Bu kadar korkuyorlar. Savcılık aşaması iki karşıt fikirli önemli ismin karşılıklı sohbeti şeklinde geçti. Savcı Öz sakindi, güler yüzle tutukluyordu. Savcı, ne desem diyeyim tutuklayacaktı, sorularına yanıt vermedim. Bu soruşturma, Samanyolu’ndaki dizilere dayanılarak yapılmaktadır. Soruşturmaların, gözaltıların dizilerdeki senaryolara göre yapılması, aydının ve Türk halkının aklına hakarettir. “Kollama” türünden diziler cezai soruşturmaların konusu olamazlar. Bu, akla tecavüzdür; savcının bunlara dayanarak hazırladığı soruları yanıt veremem mümkün değildir. Vermedim. Soruşturmada Ergenekon ile Ankara arasındaki bağlantıyı kurmakla suçlanıyorum. Daha önce savcıyı kanser etmiştim, şimdi hem şeytan hem de fikir babası sayılıyorum ve suçlanıyorum. Savcı Öz insanlarla görüşmeyi, fikir alışverişinde bulunmayı suç saymaktadır. Genç yazarlar karpuzun bostanda yatması gibi yata yata değil, yaza yaza büyür. Bu yolla genç yazar yetişmez; öldürüyorlar, önünü kesiyorlar. Yankı dergisi bir okuldu; böyle yetiştiler ve yetiştik. Bunlar, gelişmenin önüne set çekiyorlar. Hınçlarını yazarlardan, basılmamış kitaplardan alıyorlar. Odatv.com ... Devamı

RÖVANŞ ZİHNİYETİNİN SON HEDEFİ NE OLACAK?

2011-03-07 19:52:00

    Silivri’de sürdürülen komedi-dram, “bana bir savcı bulun”, “ben bu davanın savcısıyım” diyen bir başbakanın yönlendirdiği bir davadır. Kuşkusuz, Hanefi Avcı’nın ve şimdi de Nedim Şener ile Ahmet Şık’ın başına gelenlerin kanıtladığı gibi, F tipi ayarlar da çekilmektedir. AKP kendi derin devletini oluştururken, aynı paralelde ancak Hükümet dışı/Atlantik ötesi kontrol mekanizmalarına da sahip olan alternatif bir derin devlet yapılanması da peydahlanmıştır. Bu yapıların varlığında, iddianameleri hazırlayan sadece özel yetkilerle atanmış mutemet savcılar olmamış; emniyet güçleri de dipsiz iddianamelerin ve sehven kanıt oluşturma teşebbüslerinin tam gövde içine girmişlerdir. AKP kendi meşruiyetini oluştururken hep bir asker-sivil derin devlet hikayesine/ öcüsüne yaslandı. Aslına bakılırsa, kapitalist çağda her ulus devletin kendi derin devleti hep olageldi. Hatta, gelişmiş kapitalist toplumlarda bu tür derin oluşumlar daha da köklü ve karmaşıktır. (Kuşkusuz reel sosyalizmde de karşıt doğrultuda korunma/savunma/baskı düzenekleri oluşmuştu). Amaç ekonomik ve sosyal sistemin devamlılığını sağlamak, hakim sınıfın ülke egemenliğini (dünya hegemon gücü için ayrıca dünya egemenliğini) korumaktır. 1990 öncesi dönemde Türkiye’nin de içinde yer aldığı kapitalist dünyada sistemin tehdit algısı komünizm olarak tarif edilmişti. O günün koşullarında dış ve iç düşman tanımı görece basitti, dış (NATO vs) ve iç ittifakların mevzilenmesi oldukça netti. TEHDİT KAVRAMI BELİRSİZLEŞİYOR 1991 sonrasında sistemin düşman kavramında belirsizlikler ve kafa karışıklıkları ortaya çıkmaya başladı. Huntington’a ısmarlanan “Medeniyetler Çatışmas... Devamı

DİKTATORYANIN EKONOMİ POLİTİKALARI

2011-03-07 19:48:00

   Kapitalizmin karanlık yüzünün ne kadar karanlık olduğunu tekrar tekrar söylemek anlamından hiçbir şey kaybetmiyor ve daha uzunca bir süre daha kaybetmeyeceğe benziyor. Sosyal refah devleti projelerinin tamamıyla rafa kaldırıldığı ve reel büyümenin yerini spekülatif büyümenin aldığı finans çağının başlamasıyla kapitalizm karanlığına karanlık ekledi. Bu süreçten Türkiye’nin payına düşeni almadığını söylemek imkansız, önümüzde, arkadaşlarımız hapisteyken dışarıda nasıl kalabildiğine akıl sır ermeyen Kenan Evren var. Ancak bu süreci Kenan Evren ile başlayıp onunla bittiğini söylemek de pek mümkün görünmüyor. Çok uzunca bir süredir, odatv’den de başka yayın organlarından da AKP’nin, 1980 darbesinin devamı hatta doruk noktası olduğu yazılıp çizildi. Son tutuklamalardan sonra yeterince açık olmalı, siyasi olarak AKP darbenin basit bir devamı olmanın çok ötesinde bir role sahip. Çoğu yazar ve düşünür, özellikle AKP’nin özgür basını sindirme çalışmalarının ardından bu sürecin de bir darbe süreci olduğunu artık açıktan söylemekte. Siyasi düzlemde uzunca bir süredir, Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasi” sözlerinin hiçbir inandırıcılığının olmadığı görülüyor. Bu konuda sayfalarca yazılabilir ki yazılıyor. Benim ise bu yazıda dikkat çekmeye çalışacağım nokta, AKP’nin siyasi düzlemde yaptıklarının ekonomik düzlemde de çok benzer karşılıklarının bulunduğudur. Finansman Bulmadaki Bu Rahatlık Nereden Geliyor? Geçtiğimiz günlerde, Başbakan Yardımcısı ve Ali Babacan ile Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ekonomi yazarları ile bir araya geldi. Konuşmanın son derece yumuşak bir tonda ge&c... Devamı

AMA HANGİ ERGENEKONCU

2011-03-07 19:45:00

    En son gazeteci gözaltılarından sonra, basında özellikle de liberal köşe yazarları tarafından en sık kullanılan cümle şu: “Falanca gazeteciyi yıllardır tanırım. Onların Ergenekoncu olması imkânsız. Onları tutuklamak Ergenekon davasını sulandırmaktır v.s.” Bu cümleyi yazan liberallerin birçoğu, şu anda 4. yılını tamamlamak üzere olan diğer sanıklar için ağza alınmayacak hakaretler ve asılsız iddialar yazarak onları mahkûm etmişti. Linç kampanyasının baş aktörüydüler. Oysa şu anda hapiste onları da yıllardır tanıyan ve onların terörist olmadığına kefil olacak tanıdıkları vardı. Onları kimse duymadı. Ama köşe yazarının yıllardır tanıması herkes tarafından duyuldu, okundu… Kendi başlarına gelmeden anlamak istemeyenlerin görmesi gereken şudur; Önemli olan bir kişinin başka kişilerce yıllardır tanınıyor olması değil, hukuktur. Onu suçlamak için ortay konulan kanıtların doğru yollarla elde edilmiş, yeterli kanıt olmasıdır. Şimdi de buna bakmak ve eleştirilerini bunun üzerinden yapmak gerekir. Yoksa… örneğin; Ali Bayramoğlu’nun tanıdığı kişiler suçsuz, diğerleri suçlu değildir. En başından beri yapılan hata budur. Üstelik bu hatayı en çok da bugün “filancayı tanırım, suçsuzdur” diyenler yapmıştır. Herkes kendi deneyimiyle anlıyor. Oysa hukuk buna gerek kalmasın diye vardır. Ama hangi Ergenekoncu değil, herkes için hukuktur doğru olan. Odatv.com   Devamı

TUTUKLANDILAR

2011-03-07 19:42:00

 Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Prof. Dr. Yalçın Küçük, Odatv çalışanları Doğan Yurdakul, Müesser Yıldız, Coşkun Musluk ve Sait Çakır sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi İbrahim Balık'ın, Yalçın Küçük'ü örgüt yöneticiliği suçundan, diğer şüphelileri ise örgüt üyeliği suçundan tutuklanmasına karar verdiği öğrenildi. Prof. Dr. Yalçın Küçük ile Odatv yazarı Müesser Yıldız,Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk ve Sait Çakır'ın savcılıktaki işlemleri 16.00 sıralarında tamamlandı. Şüphelilerin, Savcı Zekeriya Öz ile Savcılar Fikret Seçen ve Hakan Karaali tarafından ifadeleri alındı. Şüpheliler, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi İbrahim Balık tarafından 19:00'dan itibaren yeniden sorgulanmaya başlandı. Altı buçuk saat süren sorgunun ardından Hakim Balık, saat 01:20 sıralarında kararını açıkladı. Hakim, şüphelilerden Yalçın Küçük'ün örgüt yöneticiliğinden diğer şüphelilerin ise örgüt üyeliği suçundan tutuklanmasına karar verdi. Şüpheliler Metris Cezaevine gönderildi. YURDAKUL: “HUKUK İFLAS ETMİŞTİR” Tutuklamaların ardından basın mensuplarına Doğan Yurdakul'un sözlerinin ise neler olduğunu avukatı Tugay Topbaş açıkladı. Topbaş müvekkili Yurdakul'un kararın ardından, "Hukuk iflas etmiştir. Önemli olan kamuoyu vicdanının iflas etmemesidir. Biz kendimizi kamuoyunun vicdanına teslim ediyoruz" dediğini söyledi. Tutuklanan 5 ismin salı günü Silivri Cezaevi'ne nakledilecekleri öğrenildi. Odatv.com ... Devamı

AZİZ NESİN’LER SABAHATTİN ALİ’LER SUSTU MU Kİ…

2011-03-07 19:20:00

    Gördüğünüz gibi direniyoruz. Son olarak çalışanlarımızdan Doğan Yurdakul, Sait Çakır, Coşkun Musluk ve Müyesser Yıldız da tutuklandı… Bir avuç kaldık... Onların da başında Demokles’in kılıcı var. İstiyorlar ki kalemimizi satalım. Yapmayacağız, habercilikte ısrar edeceğiz. Aziz Nesinler, Sabahattin Aliler sustular mı? Odatv tarihsel mirasını bu isimlerden almıştır. Markopaşa’yı kapatsalar Malumpaşa’yı kurarız. Ama… Sizin desteğinize ihtiyacımız var. Korkmayın, direnin. Bu, Odatv mücadelesi değildir. Artık basın özgürlüğü mücadelesi de değildir. Bu, Türkiye’nin nasıl bir rejime sürüklendiğinin meselesidir. Unutmayın. Bir gün sizin de kapınıza gelebilirler. Bundan kurtulmanın tek bir yolu var; Odatv’ye sahip çıkın. “Sarı öküzü” vermeyin. Tarihin hiçbir döneminde bir yayın organında bu kadar kişi tutuklanmadı, gözaltına alınmadı. Odatv göz göre göre yıkılıyor. Ne yaptı Odatv, sadece gazetecilik… Korku bulutlarını dağıtmaya çalıştı. “bu ülkeye karpuz değil, cesaret ekelim” dedi. Odatv sadece polis-savcı tertibi ile karşı karşıya değil. Yandaş medya sürekli bel altı vuruyor. Biliyoruz, kanmıyorsunuz bunlara. Biliyoruz, gerekli yanıtları her platformda veriyorsunuz. Bunlar bizi daha da cesaretlendiriyor. Odatv gazetecilik mirasını sadece Markopaşa’dan değil, Nazımların, Sertellerin Tan gazetesinden, Metin Tokerlerin Akis’inden, Doğan Avcıoğlu’nun Yön dergisinden alıyor. Odatv okuyucularıyla tarih yazıyor, tarih… Adını Aziz Nesinlerin, Sabahattin Alilerin, Nazım Hikmetlerin, Uğur Mumcuların altına yazdırıyor. Bundan daha büyük mutluluk var mı? Odabudsman Odatv.com ... Devamı

Çetin Emeç'siz 21 yıl

2011-03-07 19:17:00

        Uğradığı silahlı saldırı sonucu 21 yıl önce hayatını kaybeden Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı.   Anma törenine Çetin Emeç'in eşi Bilge Emeç, kızı Mehveş Emeç Birol, oğlu Mehmet Emeç, damadı Özal ve torunu Selin Birol, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, gazeteci Doğan Hızlan, Uğur Dündar, İnan Kıraç ile bazı sivil toplum örgütleri üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı Devamı

Yobazın En Büyük Düşmanı

2011-03-07 00:24:00

    Yobazın En Büyük Düşmanı: Müslüman!.. Adam gek gek geğirir gibi Allah’ın ya da peygam­berin adını ağzına alıyor…   Niçin?.. Yalan için.. Dolan için.. Üçkâğıt için.. Çıkar için.. Koltuk için.. Allah’ı ve peygamberi aşağılık dünyasal çıkarları için kullanmaya kalkışıyor… * Müslüman Allah’ına tapınır. İyiliğin, doğruluğun, güzelliğin, dostluğun ardındadır inanmış kişi, çıkar­ların peşinde değildir, kötülüklerden uzaklaşmaya çalışır, hırslarından arınmıştır, dünya malına tamah etmekten çekinmiştir… Siyaset bataklığında kulaç atmaktan başka marifeti olmayan herif, her dakika başında Müslümanlık taslamaya kalkışsa da Müslüman mıdır?.. Tek ayak üzerinde, binbir yalanı doksan dokuzluk tespih çe­ker gibi art arda dizen herif-i naşerif, nasıl Müslüman olabilir?.. İslamı koltuk hırsı için kullanan kişinin Müslüman­lığına kim inanabilir?.. * Bir Müslüman bir hırsızı suçüstü yakaladı. Ve dedi ki: - Sen bana istediğim çıkarı sağlarsan, ben de se­nin hırsızlığını örtbas ederim… Peki, bu adam Müslüman mı?.. Olabilemez… Müslümanlık yağmur olup gökten yağsa, rahme­tinin bir damlası bu adama düşmez. * Çıkar hırsıyla gözü dönmüş ne kadar politikacı varsa Müslümanlık taslıyor. Müslümanlığı siyasette koltuk sevdasının ideolojisine d&oum... Devamı

Yeter ki Boşvermeyin!

2011-03-06 20:20:00

          Merak etmeyin temel sağlam. Kanla, irfanla karıldı çünkü harcı. Atılan her kürek toprağında şehitlerimizin kemikleri var. Vatanın ve milletin canıyla, kanıyla, toprağı ve taşıyla harmanlanmıştır bu harç çünkü.   Samsun’dan başlayan ayak seslerinin Amasya’da yankı bulması var. Erzurum’dan güç alarak Sivas’a uzanmak var. Anadolu direniş hareketinin merkezi olan Ankara var. Bağımsızlık sınırlarının çizildiği Misak-ı Milli var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla güçlenen millet var. İstanbul Hükümetinin, işgal güçlerinin ya da azınlıkların çıkardığı ayaklanmalara karşı ya da düzenli ordunun kurulmasına gösterilen tepkilere karşı çıkma azmi, kararlılığı ve gücü olan bir yönetim var. İngiliz, Fransız ve İtalyanlara karşı Güney Cephesi, Sütçü İmam, Üsteğmen Salih ve niceleri var. Hem “Kahraman” hem de “Gazi”lerimiz var insanımızdan şehirlerimize. Yunanlılara karşı Batı Cephesi var. Düşmanın hangi hesaplarla gelip de nasıl gittiğini bilemediği “İnönü”ler var, Kütahya, Eskişehir, Sakarya’mız var. Kocatepe’den Büyük Taarruz var, Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle. Emperyalist artıklarının süpürüldüğü “Ordular ilk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” komutası var. 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması, 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması ile tam bağımsız olan vatanı ayakta tutan ilkeler var. Belgeyle, bilgiyle yazan, düşünmemeyi, konuşmamayı, yazmamayı en kötü ve olumsuz durumda bile aklının köşesinde... Devamı

'Kadınlar karanlığa izin vermez'

2011-03-06 20:08:00

  CHP'li İnce 8 Mart nedeniyle basın toplantısı düzenledi.   CHP Grup Başkanvekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce, "Sorunların olduğu yerde çözüm ve umut da vardır. Bizler karanlığa izin vermeyeceğiz. Öncelikle kadınlarımız verdikleri mücadelelerle Türkiye’nin karanlığa gitmesine izin vermeyecektir” dedi. İnce, CHP Yalova İl Kadınlar Kolunun 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlediği toplantıda konuştu. İnce, "Orta çağın karanlığından kurtulan insanlık, kadınların verdiği mücadeleyle gerçekleşmiştir. Bugünün Türkiyesinde ise, kadınlarımız Kurtuluş Savaşı'nın Nene Hatunlarıdır. Onlar, Kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıdılar. Şimdi sizler çağdaş Nene Hatunlarsınız. Ülkemizin karanlıktan kurtulması için sizlerde, 12 Haziran seçimlerinde sandığa oy taşımalısınız” dedi. Türkiye’nin kaygılarını, sıkıntılarını, yoksulluğunu, en fazla kadınların çektiğini belerten İnce, “Ama sorunların olduğu yerde çözüm ve umut ta vardır. Bizler karanlığa izin vermeyeceğiz. Öncelikle kadınlarımız verdikleri mücadelelerle Türkiye’nin karanlığa gitmesine izin vermeyecektir” diye konmuştu. Son bir yılda Türkiye’nin 62 ilinde konuşmalar yaptığını anlatan İnce, "Gittiğim yerlerde salon toplantılarında hangi ilde kadın sayısı fazlaysa o ilde partimiz de güçlüydü, Cumhuriyet kazanımları da” diyerek konuşmasını şöyle tamamladı: “Hani bir deyiş vardır. 'Her başarılı erkeğin arkasında mutlaka bir kadın vardır' sözünü artık değiştirmeliyiz. Çünkü bütün kadınlar başarılıdır. Eğer bir kadın başarısızsa mutlaka o kadının arkasında bir erkek vardır.”   ... Devamı

Gazeteci İdil Yoğun Bakımda

2011-03-06 20:03:00

  Kanser hastası Mümtaz İdil'in hastaneye kaldırıldı.   Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Oda TV Ankara Temsilcisi Mümtaz İdil'in yoğun bakımdaki tedavisinin sürdüğü öğrenildi. Eşi Aysun İdil, Mümtaz İdil'in kanser hastalığı nedeniyle kanaması olduğunu ve bu sebeple hastaneye kaldırıldığını belirtti. Uzun süredir yemek borusu kanseri nedeniyle tedavi gören ve hastalığı devam ettiği sırada Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Mümtaz İdil'in dün akşam saatlerinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgusu esnasında rahatsızlandığı öğrenildi. İbni Sina Hastanesi'nde tedavisi devam eden İdil'in durumuyla ilgili bilgi veren eşi Aysun İdil "Emniyette sorgusu devam ederken hastalığı nedeniyle kanaması başlamış. Bunun üzerine hastaneye kaldırılmış. Durumu ağırlaştığı için de yoğun bakıma alındığı bilgisini edindik" diye konuştu. İdil'in gözaltı kararına ilişkin bir değişikliğin olup olmadığı yönünde ise bir bilgisi olmadığını ifade eden Aysun İdil, hastaneden çıktıktan sonra soruşturmanın devam edebileceğini sözlerine ekledi. ANKA ... Devamı