ATATÜRK VE TÜRK KADINI

2011-03-09 12:38:00

      Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde ve toplumlarında yoğun mücadelelerin verildiği ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere' nin bu mücadelelerin en şiddetlilerini yaşadığı bilinmektedir. Ülkemizde, gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde kadınlarımızın kendi hakları konusunda, batı ülkelerindekine benzer şekilde mücadele ettiklerini söylemek mümkün değildir. Ama biz kadınlara birçok batı ülkesinden daha evvel bu hak Atatürk tarafından verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur. Cumhuriyet Dönemi ve Kadın Hakları teokratik bir devlet yapısının ve kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninin olduğu Osmanlı İmparatorluğu' ndan, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern Türkiye Cumhuriyeti' ne geçiş, bir çok devrimler ile mümkün olabilmiştir. Bu devrimler içinde, kadınların erkekler ile eşit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır ve Atatürk Devrimleri' nin en önde gelenlerinden birisidir. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını "şeriat" zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur. Artık kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazırdır. Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930' da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerra... Devamı

Ey Kahraman Türk Kadını!

2011-03-09 00:20:00

   Kurtuluş Savaşı tarihimizi inceleyenler Türk Kadınının bağımsızlığa giden yolda üstlendiği öncü rolü, gösterdiği sınırsız özveriyi açıkça göreceklerdir. Bu gerçeği çok iyi analiz eden emperyal güçler, her alanda olduğu gibi ülkemizdeki kadını şeytani, değersiz bir yaratık gören örümcek kafalarla; kadını ezme, toplumsal yaşamdan soyutlama konusunda işbirliği yapmıştır, yapmaktadır. Türkiye’de kadın hakları mücadelesi; Kemalist Devrimin emperyalizm ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadelesiyle iç içedir. Bu yüzden kadını toplumsal hayata kapatmak isteyen bir zihniyet iktidara getirilmiştir. 3 çocuk propogandasının altında yatan zihniyet budur. Bugün kapitalizmin ezdiği, kapitalizme isyan eden kadınların acıklı mücadelesi adına anılan bir gün; Dünya Emekçi Kadınlar Günü…Günün anlamına uygun makaleleri ve en büyük kadın hakları savunucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini sizler için derledim… Çağdaş uygarlığı yakalıyoruz, ileri demokrasiye geçiyoruz aldatmacasıyla tam tersine kadının sürekli mal olarak görüldüğü, araç olarak görüldüğü kadınların bugünkü durumunu verilerle destekli yazısıyla ortaya koyan Suay Karaman‘ın yazısını öncelikle okumanızı öneririm… http://www.ilk-kursun.com/2011/03/suay-karaman-yazdidunya-kadinlar-gunu “Ey kahraman Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK. Ve Utku Erişik’in “KEMALİST KADINLAR ve AHLAKSIZ YOBAZLAR” adlı duygu yüklü ve içtenlikle yazılan yobazın suratına şamar gibi çarpan yazısını da şiddetle salık veriyoru... Devamı

YETMEZ AMA EVET

2011-03-09 00:18:00

   Tiyatro tarihimizden ilkeli yaşam kuralları örnekleyerek geçip giden Muhsin Ertuğrul’un aklımızda kalan bir sözü de “en kötü şer ehven-i şerdir” deyişiydi. Geçmişte anti emperyalist gösteri ve hareketleri paylaştığım bazı isimleri “yetmez ama evet” dediğini görünce şaşırdım. Bunca bilgi, birikim ve deneyime sahip insanların bu yetinme kararına anlam veremedim. Erdal Eren’in saygın ismini şovuna malzeme yapan siyasi görüşe “evet” demenin ardındaki çözümlemeyi anlamlandıramadım.  Şimdilerde “bu kadarı da olmaz” diyenlerin bu kadarcık bile öngörüsüz olmaları tuhaf değil miydi?  Vesayet rejiminin kostümle belirlenmediği;  kafalarda kasket ya da takke olmasının otoriter rejimin niteliğini değiştirmeyeceği açık değil mi?  Birini diğerine “yetmez ama” yla yeğlemek hangi siyaset bilimi yorumuyla açıklanabilir. Demokrasi kültürümüzün bunca müdahaleden sonra ehven-i şerle yetinmesine şaşırmamak gerek belki. Yetmez ama evet diyenler bana 30 yıl önce İran’da yaşananları hatırlatıyor.  İran’da Şah’ın baskıcı rejiminden kurtulmak için Humeyni’yle işbirliği yapan siyasetler arasında solcu Tudeh’liler (İran Kitleler Partisi) de vardı. Tudeh yönetimi de acaba yetmez ama diye başlayan cümleler mi kurmuşlardı. Yurtdışında bulunduğum o yıllarda 70 yaşlarındaki Tudeh Parti kurucu üyesi ve teorisyenlerinden Ali Taberi  “ülkesine ihanet ettiğine” ilişkin itirafını yayınlamıştı televizyonlar. Bu itirafı takip eden günlerde idam edilmişti Ali Taberi. “Vatana ihanetle yargılanıp suçlu bulunarak. Tabii diğer parti yöneticileri ve binlerce üye de. Ne o ne bu, tam demokratik bir yönetim demen... Devamı

Aleviler…

2011-03-09 00:12:00

      Aleviler; 25 milyondur… Aleviler; aydındır… Aleviler; iyi vatandaşlardır…   Aleviler; okuyan, anlayan, bilen, dinleyen, bakan, gören, düşünen insanlardır… Aleviler; her zaman uygarlıktan yana oldular… Aleviler; inançlarında samimi oldukları için kimliklerini asırlardır acı çeke çeke koruyabildiler… Aleviler; tarihin en kanlı hesabını sorarken bile, sadece kendi dizlerine vurdular… Aleviler; “incinsen de incitme” dediler… Aleviler; barışçıdır… Aleviler; çalışkandır… Aleviler; yaşama ve doğaya saygılıdır… Aleviler; Allah’ın yarattığı tüm canlıları sevdiler… Aleviler; kadını ikinci sınıf vatandaş sayarak, bir mal gibi görerek, ona şüpheyle bakarak, insan yerine koymayarak, kapalı kapıların arkasına hapsetmediler… Aleviler; kadına güvendiler… Aleviler; yobaz değildir… Aleviler; saz çalarlar… Aleviler; dans ederler… Aleviler; ozanları, şairleri yakmazlar… Edebiyatçıları kovmazlar… Aydınları vurmazlar… Aleviler; “el, dil, bel sağlamlığı” isterler… Aleviler; çağdaş dünyanın reddettiği, akıl dışı ahmaklıklara, hurafelere, inanç adına yalanlara kanmazlar… Aleviler; Mustafa Kemal Atatürk’ü severler… Aleviler; ulusumuza çağdaşlık kapılarını aralayan devrim yasalarına yürekten bağlıdırlar… Aleviler; laik cumhuriyete sahip çıkarlar… Aleviler; dönek değildir… ... Devamı

"ÜLKEMİZDE BASIN ÖZGÜR, YARGI BAĞIMSIZ DEĞİLDİR."

2011-03-08 21:27:00

    YARSAV yönetim kurulu "Kamuoyuna..." "Susmayacağız..." başlıklı açıklamasında basın özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına dair çok konuşulacak bir açıklama yaptı.  İşte YARSAV'ın çok tartışılacak o açıklaması: "İktidar çevrelerinin siyasi aktörleri ve bir kısım medya tarafından YARSAV’ın siyasi bir oyunun içine çekilmeye ve üzerinden siyaset yapılmaya çalışıldığı, referandum sürecinde toplumsal kamplaşmanın aracı olarak kullanılan bazı argümanların yeniden sahneye konduğu, bir soruşturmanın gizliliği açıkça ihlal edilerek ve kaynağı belli olmayan, sahibi meçhul değerlendirmelere dayanılarak, YARSAV’ı sindirmeye, hedef göstermeye çalışan malum koronun faaliyete geçtiği, yargıyı her konuda suçlayanların da ele geçirdikten sonra söylem değiştirip, yapılanları “yargı tasarrufudur” diye tanımladıkları ibretle izlenmektedir.     Evet! Sabahın şafağı, gecenin yarısı demeden, muhalif olduğunu varsaydığı herkesin üzerine hışımla giden, duruşma salonunda bulunanlar hakkında bile gözlem altına alma ve tutuklama kararı verdiren, susturmak istediği herkesi aynı çuvalın içine atıp, yakmaya çalışan irade aslında bir yargı tasarrufudur ve asla yaklaşan seçimlerle de ilgisi yoktur (!)... Türkiye’de iktidar çevreleri “basın özgürdür, yargı bağımsızdır, ileri demokrasi vardır” diyorlar! O kadar ki bir kısım özgür basın, yürümekte olan ve yasaya göre gizli olması gereken soruşturmaların her aşamasını yayınlayacak, bir sonraki hamlesini bilebilecek, kimin tutuklanacağına işaret edebilecek kadar özgürdür!.. Şimdi biz doğrusunu ilan ediyoruz ki, aslında kral çıplak: ... Devamı

HANİ KADIN HANGİ KADIN

2011-03-08 21:23:00

  Türkiye’de resmi rakamlara göre her gün ortalama 5 kadın erkekler tarafından herkesin gözleri önünde katlediliyorken, kadın cinayetleri son 7 yılda yüzde 1400’lük artış gösteren kadın cinayetleri cins kırımı boyutuna ulaşırken “8 Mart Kadınlar Günü”nü kutlamak tuhaf olsa gerek.. Hani kadın?? Hangi kadın???? Tüm yönetim kademelerinde temsil dengesi neden bu kadar farklı?? Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye de etkilenmiş, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapılmıştır. 1980 askeri darbesinden sonra dört yıl anılmayan Dünya Kadınlar Günü, 8 Mart 1984'ten itibaren, her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı. 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü”nde; kadınlar tarafından ve kadınlar için konferans, gösteri ve eğlence gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir. Kadınlar arası dayanışma ve kadınların toplumdan beklentileri vurgulanırken, bir taraftan da kadın cinayetleri işlenir töre adına, işlenir kıskançlık adına, işlenir erkek egemen güç tarafından sadece fiziki değil sözel cinayetler, hak gaspı cinayetleri, taciz ve tecavüz vakaları…. Bu vesile ile kadınlarımızın kanuni ve dini haklarını kadınla... Devamı

GAZA GETİRİLMEYE ÇALIŞILAN SEVGİLİ KAMUOYUNA AÇIKLAMA

2011-03-08 18:03:00

    Dün akşam nerdeyse tüm haber kanallarında ODATV adı verilerek ODATV’yi itibarsızlaştırma, suçlama, yargılama, iftira atma, karalama kampanyaları dolu dizgin sağnak çala kırbaç dört nala uçuyorlardı.. Dehşet içinde olup biteni izlerken Aziz Nesin’in Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı aklıma geldi. ODATV gazeteci yazar kadrosu tümüyle içeri alındı ve bu iftiralara cevap veremezler, ancak, içinizde tek kişinin dahi aklına gelmez mi, ODA TV hakkında bu kadar iftiralar yazılıp çiziliyor, Nihat Genç siz ne düşünüyorsunuz, diye bizi arayan çıkmaz mı, ben bu dünyada yaşıyor muyum yaşamıyor muyum kuşkuya kapıldım.. Gazetecilik ‘ham haberleri’ (kuşkuları, söylentileri, iddiaları) doğrulamak mesleğidir. İşte bu sütunda aylardır çalışıyoruz, yüzlerce yayın kuruluşundan tek bir telefon gelmedi, yahu şu nedir, nasıl tanırsınız, duydunuz mu, olabilir mi, sizin fikriniz görüşünüz nedir diye tek bir telefon gelmedi.. Hele şu Habertürk TV’de ‘sansürsüz’ programında Mümtazer Türköne ve Nagehan Alçı’nın iddiaları, yahu Mümtazer Türköne bana ulaşabilir, sorabilir, doğrulayabilir, ya da Nagehan Alçı SKY’dayken koridorlarda görüyordum, bana ulaşabilecek telefonlar etrafındaki herkeste var.. Bu kadar bocalama kuru sıkı yalan, Allahım ne günlere kaldık. Ben filmlerde romanlarda bu kadar amansız iftiralar suçlamalar görmedim.. Nagehan Hanım, Anadolu’da yeni gelinlere söylenir ‘bu kadar yalan söyleme gelinim, çocuğun çarpık doğar…’ Bana sormak zorundasınız, çünkü bu sitede yazdığım onlarca yazının birkaçı değil onlarcası okunma rekorları kırdı, ikiyüzbin okunan ikiyüzotuz ... Devamı

VİCDANCI GAZETECİLER BU İKİ YÜZLÜLÜKLE MÜCADELE EDER

2011-03-08 17:55:00

    Son gözaltı ve tutuklamalara medya veryansın etti. “Artık yeter” dediler. Lakin… Sanki… Neden mi? Gazeteciler arasında ayrım yaptılar. Nasıl mı? Kimse Ergün Poyraz’ın adını telaffuz etmedi. Niye? Yazdıklarına katılmayabilirsiniz. Yazdıklarını eleştirebilirsiniz.(Keza Odatv'de eleştirdi.) Dava açabilirsiniz. Ama onu çarmığa geremezsiniz. TV’ye çıkan bir gazeteci Ergün Poyraz’ı Jandarma’nın elemanı olarak gösterdi. Hep böyle yazıp, söylediler. İşte asıl mesele bu: Ergenekon davasını kimse takip etmiyor. Mahkem; Jandarma’ya, polise, MİT’e resmen sordu. Hepsi “bizimle ilişkisi yok” dedi. Bundan ötesi var mı? 4 yıldır kitap yazdığı için bir yazar hâlâ Silivri’de yatıyor. Bu ikiyüzlülüğe son verilmelidir; herkes hukuka Sığınmalıdır. Ergün Poyraz’ın eğer yazdıkları suçsa buna basın mahkemeleri karar verir; örgüt suçlarına bakan özel mahkemeler değil.Bu cinayeti durdurun lütfen. Bu bir gazetecilik değil, insanlık ödevidir… Odatv.com   ... Devamı

AHMET ALTAN! BUNUN ADI YARGISIZ İNFAZDIR

2011-03-08 17:52:00

    Bugün gladionun Türkiye’deki örgütü cemaattir.  Taraf ve genel yayın yönetmeni Ergenekon sürecinde hep aynı “haberciliği” yaptı. İddiaları sürekli manşetine taşıdı. Bu kez manşeti: “Hedef AKP’li aileler” idi. Neymiş; “ MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun AKP’li vekiller için toplandığı özel istihbarat notları Soner Yalçın’ın odasındaki ‘Koz’ isimli dosyadan” çıkmış. Yazıyorlar: “MİT’in karanlık ismi olarak bilinen Kozinoğlu ile Soner Yalçın arasında özenli bağlantılara ulaşıldı.” (5.3.2011) Ahmet Altan bu iddialar üzerine yorum yaptı: MİT’te böyle belgeler yokmuş, bunu Kozinoğlu kendisi toplayıp Odatv’ye vermiş! İddiayı karşı tarafa sormadan haber, yorum yapıyorsunuz. Hiç aklınıza gelmiyor mu; bu virüslü “belgeler” üzerine Odatv haber yapmış mı? Hiç aklınıza gelmiyor mu; ya bu iddialar doğru değilse? Hiç aklınıza gelmiyor mu; Soner Yalçın, Kaşif Kozinoğlu’nu tanıyor mu? Sizin gazeteniz Taraf’ta karanlık tertipçilerle içlidışlı olan arkadaşlarınız var;yazıp söylemişlerdi; “Soner Yalçın MİT’ten şunu tanıyor, bunu tanıyor”diye. Konu mahkemelik, hakkında dava açtık. Bunu bilmiyor olamazsınız. Bakın. Hodri meydan: Soner Yalçın son 15 yılda bir tek MİT görevlisiyle yan yana gelmemiştir, görüşmemiştir.vBu bir gazeteci açısından hiç de iyi bir durum değildi; gazeteci herkesle görüşür, bilgi-belge alır; haber yapar. Bakınız: Karanlık tertipçilerin oyunu bozulacaktır. Yeter ki siz buna alet olmayınız. Soner Yalçın ne Kozinoğlu ne de bir başka MİT görevlisiyle buluşmuş, gör... Devamı

BALÇİÇEK İLTER O MAIL’İ HATIRLIYOR MU?

2011-03-08 17:44:00

  Balçiçek İlter bunları unutuyor mu? Balçiçek İlter. Habertürk gazetesi yazarı. Köşesin; gazetecilerin gözaltına alınmasını, baskılara uğramasını eleştirdi. Ne güzel değil mi! Ama… Yazısının sonuna bir not düşmüş: “Bu yazı kesinlikle Soner Yalçın ve Odatv yöneticileri, kendine “gazeteci” diyen ve mesleği en pespaye şekilde amaçları uğruna kullanan kalabalık için yazılmamıştır, yanlış anlaşılmak istemem.” Vay be! Şimdi… Biraz geriye gidelim. Aynı Balçiçek İlter’in Habertürk’teki programıyla ilgili Odatv’de bir övgü yazısı çıkmıştı. İlter bunun üzerine Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul’a bir mail attı. O mailde “Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul gibi usta gazeteciler tarafından beğenilmenin kendisini nasıl mutlu ettiğini” yazmıştı. Ve İlter Soner Yalçın’ı programına çıkarmak istedi. Yalçın’sa teşekkür etti ve prensip gereği TV programına katılmadığını söyledi. Bu mail’i hala saklıyoruz. Bitmedi. Balçiçek İlter, Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya’yı programına davet etti. Ve o programda, Soner Yalçın’ın yapımcısı olduğu Oradaydım belgesel programının görüntülerini kullandı. İlter canlı yayında Soner Yalçın’a yine teşekkürlerini iletti. Sonra… Akşam yazarı Oray Eğin’le davalık oldu. Odatv bu davayla ilgili haberleri sayfalarına taşıdı. İşte ne olduysa o zaman old... Devamı

DOĞAN YURDAKUL’U TANIR MISINIZ

2011-03-08 17:34:00

      TV ekranlarına bakıyorum; tanınmış, popüler gazeteciler sürekli Nedim Şener, Ahmet Şık adını telafuz ediyorlar. Kimse ağzına Doğan Yurdakul’un adını almıyor. Niye? Tanımıyorlar mı? Eğer öyleyse ne kadar ayıp? 12 Mart 1971 askeri darbesinin cezaevine attığı bir gazeteci O. 2 yıla aşkın Mamak Askeri Cezaevi’nde yattı. Denizlerin, Yılmaz Güneylerin koğuş arkadaşıydı. Doğan Yurdakul bir Cumhuriyet valisinin oğluydu. Dedesi ise Sivaslı zengin bir eşraftı. Sorbonne’de hukuk okurken tüm 68 sevdalıları gibi ülkesinin bağımsızlığı için Paris’teki tüm konforu bırakıp Türkiye’ye koştu. Doğan Yurdakul’un bağımsızlık aşkı ve gazetecilik sevdası hiç bitmedi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi, yazdıklarından dolayı yüzlerce yıllık ceza talep etti. Doğan Abi Avrupa’ya kaçtı. Sonra yine Türkiye’ye geldi, yine gazeteciliğe devam etti. Aydınlıkta da çalıştı, Evrensel’de de… 32. Gün’ün Ankara temsilciliğini de yaptı. Akşam, Siyah-Beyaz, gazetesinin koordinatörüydü. Kitaplar yazdı ardı ardına… -Çete - Reis - Bay Pipo - Sırların Kavşağı - Nice çeviriler… - ve Türkçe- Feansızca sözlük… Bu kadar çalışkan, bu kadar verimli bir gazeteciyi medya çalışanları tanımıyor mu? Derin devlet olgusunu, mafyayı, karanlık tertipçilerin piyonu tetikçileri hep o yazdı. Darbelere maruz kalmış, işkenceler görmüş, hapis yatmış, çeteleri, derin devleti yazmış Doğan Yurdakul şimdi “Ergenekon Örgütü” üyeliği iddiasıyla cezaevinde… Bakın: Doğan Abi bu süreci aşar. Ama biliyoruz ki sevgili ablamız Güngör Yurdakul hastadır. Doğan Abi de rahatsızdır. Ama tüm bunlara rağme... Devamı

NEDİR BU ERGENEKON

2011-03-08 13:02:00

  Dünyadaki en “gizli”, en “tehlikeli” ve bütün diğer örgütleri kontrol edecek kadar “zeki” olan bir örgütten bahsediyoruz. Sürekli bıkmadan, usanmadan ve korkmadan darbe planı yapıyorlar! Bu planların başına da “Darbe Planı” yazıp ortalıkta bırakıyorlar! Henüz başarabildikleri, yapabildikleri bir darbe planı olmadığı gibi sürekli darbeye maruz kalıyorlar. Çok güçlüler ya… Örneğin medyayı kontrol edecek bir plan hazırladıklarında bunun adını “basını kontrol etme planı” koyup bilgisayarlarında bulunduruyorlar! Silahlarını saklarken de bu becerikli özellikleri öne çıkıyor. Bir manavın çatı arasına, üzerinde “KKK’ye aittir” etiketi ile saklıyorlar. Ya da derneklerin içine saklıyorlar, o da olmasa denizin dibine! Üstelik yanına bir de SAT tabelası koyuyorlar. Çok akıllı oldukları için gömdükleri yerin krokisini çizip masanın üzerine bırakıyorlar. Her evde bir darbe CD’si ya da krokisi bulunduruyorlar. Askerleri bile patlayıcı maddeyi buzdolabının arkasında saklıyordu. Çok becerikliler yani! Bu örgütün gazetecileri de kendisi gibi. Davayı sulandırmak istedikleri zaman adını “davayı sulandırma planı” koydukları bir plan hazırlayıp sağa sola mail ile gönderiyorlar. Türkiye 4 yıldır Ergenekon davasıyla yatıp kalkıyor. Örgüt elemanları sürekli bilgisayarında “belge” bulunduruyorlar. En gizli sırlarını bile hiç tanımadıkları insanlara anlatıyorlar. Onlar da “kahraman gizli tanık” olarak “adalete” yardım ediyor! Zaten bu davada kimliği bilinmeyen tanıklar, mektuplar, mailler, virüsler havada uçuşuyor. Bu “tehlikeli” örg&... Devamı

AAA! ODATV’DEN “CAMİ KUNDAKLAYALIM” BELGESİ ÇIKMADI

2011-03-08 12:59:00

    Pis tezgah kurulmuş. Virüslü spamlar gönderilmiş. İçine de binbir “belge” konulmuş. Üstelik “belgeyi” kimin gönderdiğini de belirlemişler; MİT’çi Kaşif Kozinoğlu! Siz istediğiniz kadar virüslü maillerden, Kozinoğlu’nu tanımadığınızdan bahsedin, dinleyen mi var? İstediğiniz kadar bağırın, “Nedim Şener ile Ahmet Şık ile hiçbir ilişkimiz yoktur” diye, duyan mı var? Arada birileri TV’ye çıkıyor, utanmadan şantaj yaptığımızı iddia ediyor. Küçük dilimizi yutuyoruz, onun adına, mesleğimiz adına kahroluyoruz. Ama şükrediyoruz. Biliyorsunuz karanlık tertipçiler kirli oyunlarında hep din öğesini kullanırlar. 12 Eylül 1980 darbesine gidecek yolları mı döşeyecekler; bunun için provokasyon mu yapacaklar, insanı birbirine düşürmek için ne yapacakalr? Oyun belli; “Aleviler camiye bomba attı” diyerek Çorum Olayları’nı başlatacaklar. Silivri’de darbe yapmak için TSK’yı güçten ve gözden mi düşürecekler, hemen bir tezgah kurarlar: “Camiyi bombalayacaklardı” Samimi Müslüman da bunlara inanıyor. Bu şekilde 12 Eylül darbesini de alkışlatıyorlar, TSK’yı yıpratanları da… Yeni tezgah belli. Bunu Odatv üzerinden yapıyorlar. Neymiş? Kozinoğlu çok önemli MİT belgelerini Odatv’ye vermişmiş. Bir de yememiş içmemiş AKP’liler hakkında dosyalar tutmuş, onu da göndermişmiş. MİT’in en karanlık adamına bakın. En gizli bilgileri mail ile gönderiyor öyle mi? Bunlara artık kimsenin inanmadığını bilmiyorlar mı? Amacın ne olduğu belli değil mi? Medya, TSK2 yargı ve şimdi sırada MİT var… Ama Allah’a şükür bu kirli tezgaht... Devamı

BUNLAR ALEMİ KÖR MİLLETİ AHMAK MI SANIYOR

2011-03-08 12:53:00

      Özgürlüğü elimizden alanlar utanacaktır.   Öncelikle net bir biçimde adını koymalıyız. Odatv üzerinden büyük bir oyun oynanıyor. Truva atı(trojen) adlı virüs yoluyla, bilgisayarımıza sözde “belgeler” gönderildi ve bunlar üzerinden gazeteciler tutuklandı. Arkadaşlarımız sorgularında önlerine konan bu yalan “belgeleri” görünce haliyle çok şaşırdı. İlk kez gördüklerini dile getirdiler. Ama ne savcılar, ne de hakimler bunu dikkate aldı. Odatv ekibinin büyük bir kısmı cezaevine kondu. Şimdi… Bugün gazetesinin Ankara temsilcisi ve yazarı Ahmet Yavuz Arslan, CNN TÜRK’teki Ankara Kulisi programına katıldı. Programda virüs yoluyla gönderilen o sözümona “belgelerden” biri olan “ Ulusal Medya 2010” dan söz etti. Ve ne dedi biliyor musunuz? O “belgede” yazıyormuş ki; eğer o “belge” yakalanırsa, “ilk defa gördük” denilecekmiş! Yahu, biraz zeka olur insanda. Bakınız… Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, bu ülkede derin devleti, JİTEM’i, mafya ilişkilerini ilk yazan gazetecilerdendir. Böylesine tecrübeli gazeteciler; nasıl bu sözde “önemli belgeleri” bilgisayarlarında tutar? Bununla da kalmayacak, onların içinde “bunlar yakalanırsa, ilk defa gördük denilecek” diye notlar olacakmış. Hiç mi mantık yok? Böyle bir notu bilgisayarında tutan, sözde “belgeler” bulunduğunda o notun da okuncağını düşünmez mi? Bu nasıl parodokstur? Durun bitmedi. “MİT’in en karanlık adamı” denilen birinin gönderdikleri de bilgisayarda tutulmuşmuş. ... Devamı

Hakimden çağrı: 'Cumhuriyet' ibaresini çıkarın

2011-03-08 12:50:00

      BOLU Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Çetin Canbazoğlu, sosyal paylaşım sitesi Facebook'taki kişisel sayfasında yayınladığı yazısında, "Rejim karşıtı, işbirlikçi, yerli ihanet çeteleri her Allah'ın günü göstere göstere Cumhuriyet'in ırzına geçerken, adının başında 'Cumhuriyet' yazan bir meslek erbabının Cumhuriyet'in savcıları olduklarını unutmaları ne acı ve ne hazin değil mi? O halde, eeey savcılar! Gelin, şu 'Cumhuriyet' ibaresini mesleğinizden çıkarın! Solmakta olan Cumhuriyet'e vefa borcunuzu hiç olmazsa bu şekilde ödeyin" dedi. Facebook'ta yazdığı yazılarla dikkat çeken Bolu Ağır Ceza Hakimi Çetin Canbazoğlu, bu kez de yine tartışılacak, 'Hakimler ve Savcılar İçin Tavsiyeler Listesi' başlıklı bir yazı yayınladı. Canbazoğlu, yargı reformunun, hakim ve savcıların suskun, sessiz ve tepkisiz desteği sayesinde şaşırtan bir hızla tamamlandığını belirtti. Canbazoğlu'nun hakim ve savcılara tavsiyelerde bulunduğu yazısı şöyle: "Her kötülüğü Cumhuriyet'in günah hanesine yazmayı 'ileri demokrasi' sayan bağnaz ve gerici çevrelerin düşlediği yargı reformu, sizlerin suskun, sessiz ve tepkisiz desteği sayesinde Türkiye'de totaliter bir şeriat devletinin temellerini atmayı amaç edinenleri dahi şaşırtan bir hızla tereyağından kıl çeker gibi tamamlanmıştır. Kılını kıpırdatmayanlara mübarek olsun! Mahkemelerin hükümete bağlandığı, yargının vesayet altına alınıp yürütmenin güdümüne sokulduğu ve bunun adına da 'yargı reformu' denilip, en başta biz yargı mensuplarına yutturulan bu nane aromalı hapın, Türk hakim ve savcıları için acil şifalara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyor ve mesleğinde yirmi küsur yılını tamamlamış... Devamı