GÜZEL SÖZLERDEN BİR DEMET

2011-03-15 19:01:00

  İnsanın büyüdükçe mi artıyor dertleri?Yoksa insan büyüdükce mi anlıyor gerçekleri.? Özdemir Asaf Yaşamak direnmektir.Sevmek güvenmektir.Şunu unutma,İnsan çoğu zaman dünyanın hakimi,bazen de küçük bir kalbin esiridir. Mevlana Bir sürü dostunun içinde elbet düşmanların olacak ama unutma ki,onca düşmanın içinde belki seni dostun vuracak. Maksim Gorki Unutma,bir kalbi kırdıktan sonra özür dilemek fayda sağlamaz.Bil ki,telafisi olmayan şeylerin izahı gereksizdir. Victor Hugo Giden dönmeyecekse; kalanların değerini bileceksin. Ölenle ölünmüyorsa eğer ; kalanlarla yaşamaya devam edecesin. Dostoyevski Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır... Dostoyevski Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır.Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır. Peyami Safa Uzaklık deyip de dert ettiğin nedir ki sevgili,Biz yaradan'ı görmeden sevmedik mi? Mevlana Eden kendisine eder,Yapan bulur ve çeker.Unutma kazanmak koca bir ömür ister.Kaybetmeye ise anlık gaflet yeter. Mevlana Bir kalbin içinde ne taşındığını asla bilemezsin.Kırmadan önce iyi düşün.Belki de içindeki sensin. William Butler İnsanlar çok değişti; dikkat etmek lazım. Biriyle el sıkıştıktan sonra, beşide yerinde mi diye parmaklarını saymak zorundasın. Tolstoy Nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde, yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da, "asla eskisi gibi olmayacaktır" Can Yücel İnsanlar, dünyada çabuk yükselen şeylere değer verirler ama hiçbir şey toz ve tüy kadar çabuk yükselmez. Horace Mann Bir mutluluk kapı... Devamı

ÖRGÜT!

2011-03-13 19:40:00

  Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan yazdı… ÖRGÜT! SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye AKP iktidan tarafından piyasaya sürülen yapay bir gündemle boğuşmak zorunda bırakılıyor. Ülkenin bu iktidara karşı olan yurtsever aydınları, gazetecileri, rektörleri, avukatları, emekli ve muvazzaf subayları tek tek gözaltına alınıyor, sonra kesinlikle tutuklanıyor. Tutuklandın mı vay haline! Belge, delil, hak, hukuk, adalet, savunma hak getire! Suçunu bile bilmeden yıllarca hapis yatacaksın… Çünkü suçun gizli! İktidarın iddiası şu: “Biz bu davanın savaşıyız. İçeri atılanlar silahlı terör örgütü üyesiydi. Darbe yapacaklardı.” işin darbe yanını bir tarafa bırakalım çünkü bu konuda ortaya bir tek somut belge-bilgi çıkmadı. Şimdi hadisenin terör örgütü boyutuna bakalım. En son 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, binlerce insan Türkiye’nin dört bir yanında gizli örgüt üyesi olduğu iddiasıyla, hem de sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Hiçbirinin tutukluluğu yıllar boyu sürmedi. O sıkı ortamda duruşmalar yapılır, cezalar -haklı veya haksız- verilir, dosyalar derhal Yargıtay’a gönderilirdi. Genç okuyucular hatırlamaz. O zaman terör örgütü üyesi olduklan iddiasıyla sağ ve sol kesimden nice insanlar yargılanmıştı. Bizler o duruşmaları basından izledik. Örgütler o zaman gerçekten vardı. Örgüt üyeleri duruşmalarda topluca savunma yapar, slogan atardı. Hepsi birbirlerini tanırdı. Savunmalarını da topluca yaparlardı. Liderleri çıkıp mahkemeye hitap ederdi. Örgütün emri, arzusu ve istemi dışında bireysel savunma asla yapılamazdı. Duruşmalarda atılan örgüt sloganları nedeniyle sık sık olay ç... Devamı

İstiklal Marşı 90 yıl önce bugün kabul edildi

2011-03-13 19:30:00

”Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal/Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal/Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal/Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal”…   Uğruna kan dökülen, can verilen Türk bayrağına böyle seslenen Mehmet Akif Ersoy, ulusuna İstiklal Marşı’nı armağan etti. Ucunda para ödülü olduğu için yarışmaya girmeyi reddeden milli şair, ancak bu ödülün kaldırıldığı duyurularak yarışmaya katılmaya ikna oldu. İstiklal Marşı’nın yazılış öyküsü, Türk ulusuna milli bir marş kazandırmak isteyen Genelkurmay Başkanı İsmet (İnönü) Bey’in ortaya bu fikri atmasıyla başladı. Kurtuluş Savaşı’nın başladığı yıllarda, cephedeki askerlerin morallerini yükseltip milli duygularını güçlendirecek bir ulusal marşın hazırlanması düşüncesi, Genelkurmay Başkanı İsmet (İnönü) Bey’in kafasında şekillendi. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanlığı ödüllü bir yarışma açtı ve durumu tüm yurda duyurdu. Yarışmaya 724 şiir katıldı. Değerlendirme komisyonu, şiirlerin tamamını inceledikten sonra 6 şiiri seçti. Ancak yapılan değerlendirmede bu şiirlerin de ulusal marş olma niteliği taşımadığı görüldü. Korkma, sönmez bu şafaklarda… Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), ulusal marşı Mehmet Akif’in (Ersoy) yazmasını istiyordu. Oysa Mehmet Akif, ucunda para ödülü olduğu için yarışmaya katılmamıştı. Ulusal marş niteliği taşıyan bir şiirin bulunamaması üzerine dostları devreye sokularak Mehmet Akif ikna edilmeye çalışıldı. Para ödülünün kaldırıldığı duyurulunca Mehmet Akif, yarışmaya katılmayı kabul etti. Daha önce ön elemede seçilen 6 şiirle Mehmet Akif’in yazd... Devamı

DEPREMLERDEYİZ

2011-03-13 14:48:00

         Hani bir laf vardır halkımızın arasında; “ Bir insanın adı çıkacağına canı çıksın” diye… Seçimlerin yaklaştığı şu günlerde yine çirkin tezgâhlar kurularak mide bulandırmaya başladı…           Hep merak etmişimdir, komplo teorilerinin üretildiği ve hayata geçirildiği sanal komuta merkezini…  Yurt içinde midir, yurt dışında mıdır? Kimdir? Arkasında hangi güçler vardır? Neyse bunun kokusu da bir gün çıkar hep birlikte duyarız… Biz Türkiye’deki depremleri bir kenara bırakalım şöyle Japonya’ya bir uzanalım. Başlarına gelen son felakete yürekten üzüldük. “Vah! Vah!” lar arasında depremin ardından “Liman Dalgası” diğer adıyla “Tusunami” yi dehşetle izledik ve duygudaşlık yaptık… Hemen aklıma 17 Ağustos 1999 yılında meydana gelen Gölcük Depremi’ni anımsadım… Gecenin tam ortasıydı. Bursa’da şiddetli sarsıntıyla uyandığımda, okul döneminde bize öğretileni yapıp, kapı altında oğlumu sımsıkı sararak dünya ile ilişkisini keserek “Allah! Allah!” diyerek 45 saniye süren yalpalanışımızın bitmesini korku ve yer altındaki hayaller arasında bekledim. Sarsıntı bittiğinde hep birlikte dışarıya çıktığımızda çığlıklar kulak delercesine geceyi yarıyordu… Ve ertesi gün acı haber, yurdun her yerine yayılıyordu…           PTT’de çalıştığım dönemlerde depremin ertesi günü Yalova’ya görevli olarak gittim. Orada artçı sarsıntılarla birlikte yakınlarını kaybeden arkadaşlarımıza destek verdik. Şehre girdiğimizde binaların biri var diğeri toz bulutları içinde yerle birleşmiş, dumanlar acılarıyla birlikte g... Devamı

PEKİ KİMDİR BU ZEKERİYA ÖZ!!

2011-03-12 20:49:00

  Yıl 1994, Aydın ilimizin Çine ilçesi. Savcı Zekeriya Öz, eşi ve çocuğuyla birlikte ilk görev yeri olan Çine’ye taşındı. Yeni Savcı, önce, eşinin kara çarşafıyla Çinelilerin dikkatini çekti. Savcı Öz’ün evine gelen misafirler ise haremlik ve selamlık olarak ayrılan odalarda konuk ediliyordu. Kadınlar haremlikte, erkekler selamlıkta… Savcı Zekeriya Öz halktan gelen tepkiler üzerine kara çarşafı çıkarttırıp eşine türban ve pardösü giydirdi. Eşi kara çarşafı çıkardı ama Savcı Öz’ün adı Çine’de hiç gündemden düşmedi. Zira Savcı’nın adının karıştığı skandalın biri bitmeden diğeri başlıyordu.   KIDEMLİ SAVCIYA ÇİRKİN TEKLİF   Yıl 1995, Çine Adliyesi. Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı yaptıran yurttaşların ödediği paralar Çine Adliyesi’nde de Adaleti Güçlendirme Vakfı’na aktarılıyordu. Zekeriya Öz, bir gün, dönemin kıdemli savcısı Ayhan Uğurdan’ın kapısını çaldı. Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölümünü “paylaşma”, teklifinde bulunuyordu! Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi. Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan, Zekeriya Öz’ü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet etmeyi de ihmal etmedi. Sonunda, hem Zekeriya Öz hem de Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan soruşturma geçirdi. Zekeriya Öz, Çine’den Bitlis Mutki’ye sürüldü. Ayhan Uğurdan ise uğradığı haksızlığa dayanamayıp görevinden istifa etti. Zekeriya Öz’ün vukuatları bununla bitmiyor. Hakkındaki soruşturma tamamlanıp sürgün cezası yiyene kadar Savcı Öz, yeni skandallarla Çine&r... Devamı

NEYZEN'E GÖRE KADININ 4 MUCİZESİ

2011-03-12 15:47:00

  Kadın öyle mahir bir canlıdır ki, - Kanaması olur yara almadan, - Süt verir ot yemeden, - Akıl verir beyni olmadan, - Kafa siker siki olmadan.....   NEYZEN Devamı

DEMOKRASİYİ KATLEDEN SAVCILAR HESAP VERECEK

2011-03-12 14:54:00

  CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun (TGF) düzenlediği “Anadolu Medyası Liderlerle Buluşuyor” toplantısına katıldı. Ankara’daki Sheraton Otel’de düzenlenen toplantıda gazeteci cemiyetleri başkanlarıyla buluşan Kılıçdaroğlu Anadolu basınının sorunlarını dinledi. Toplantıda çok sert bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu “Demokrasiyi katleden savcılara, özgürlükleri sınırlayan savcılara sesleniyorum. Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin olmadığını siz kanıtladınız. Bugün iktidarın gücünü arkanızda görebilirsiniz. Ama hiçbir güç baki değildir. Gün gelecek, siz de bunun hesabını vereceksiniz” dedi. Kılıçdaroğlu yerel gazete yöneticilerine seslendi ve “Eğer yaygın basının üzerinde bu kadar baskı varsa herhalde yereldeki baskının çok daha yüksek olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Kendiniz yaşıyorsunuz, ‘Senin gazetene ilan vermem, sen bu haberi yaptın, bir daha seni kapımdan içeri almam…’ Belediye başkanından tutun vergi dairesi başkanına kadar bütün bu ilişkiler bir anlamda yerelde ciddi baskı oluşturuyor. Biz bunları biliyoruz” dedi. Yerel basına yapılan baskıya bir de örnek vererek Elazığ’da yayın yapan Kalem Gazetesi’nin AKP’li belediyedeki yolsuzluğu haber yapması nedeniyle kapatıldığını hatırlattı ve “Sahip çıkan oldu mu, hayır. Eğer tek tek sıramızı beklersek bu olmaz. Meydanlara çıkınca slogan atıyoruz; ‘Susma, sustukça sıra sana gelecek.’ Önce işçileri atıyorlardı, sıra onlara gelince bağırmaya başladılar, diğer sendikalar hiç ses çıkarmadı, hayatlarından memnundu onlar. Sıra onlara gelince onlar da slogan atmaya başladılar” dedi.  ... Devamı

Japonya'da Korkulan Oldu

2011-03-12 12:49:00

Japonya' da Korkulan Oldu Devamı

Şarkılar seni söyler…

2011-03-11 17:47:00

    “Hüseyin Üzmez tahliye edildi”, ”Fişle piriz aynı olur mu ? “ denildi ,   “Açık giyinenlere tecavüz normal” kastetildi ,   “Aman Baykal vekil olmasın da Silivri’ye gönderelim” hesapları başladı , Başbakan acayip hukuk bildiği için masuniyet karinesini yok sayıp “İçerdekilerin hepsi suçlu” demeye getirdi,oysa ki kendi partisi hükümlüydü zaten… Herkes birilerine kefil olmaya başladı…Ama kefilleri görünce ben şüphelenmeye başladım… Zaten stad açılışında vekillik sinyalleri verip ortalığı geren, TOKİ başkanı , istifa edip AKP’den aday adayı oluverdi,başbakanın yalakalardan hoşlandığı bir kez daha ortaya çıktı böylece… Baykal şimdi de “tacizci” oldu … Dünya Emekçi Kadınlar günü kutlandı ve kadına şiddet tartışıldı.Çok önemliydi çünkü şimdi kesin bütün partiler kadın aday gösterip durur… Aylardır sesi çıkmayan Sinan Aygün de , İçerde bas bas bağıran Balbay da CHP’den aday adayı oldu.Tuncay Özkan unutuldu çünkü liderlik vasfı vardı… Yine darbe edebiyatı başladı,Düşününce bu kadar adam örgüt yerine parti kursa kesin iktidar olurdu,boşuna uğraşmışlar demek lazımdı ama denmedi içeri alındığına göre kesin vardır bişey ,ateş olmayan yerden duman tütmez gibi değerli cümleler kullanıldı. Ankara’ya kar yağdı, İ.Melih Twitter’dan vatandaşa seslendi; “Yerleri yalayın,tuz var” dedi…Ben yaladım vallahi yoktu… Belediyeyi eleştirenlere sert çıktı,altı üstü başkentte yollar kapalıydı,otobüsler hiç metro d... Devamı

TERÖRİST KİME DENİR? GAZETECİ KİME DENİR?

2011-03-11 17:39:00

BÜLENT ESİNOĞLU Dürüstlerin tahammül edemedi yalan türü; insanın gözünün içine baka baka söylenen yalandır. “Gözümün içine baka baka yalan söylüyor” der. Çünkü bu son yalan onu çok üzmüştür. Hatta kızdırmıştır. Çünkü yalan, Güvensizlik yaratır. Ona güvenenleri hayal kırıklığına uğratır, Aşılması zor yalıtım oluşturur, Yalan söyleyende, yüzsüzlük davranışını geliştirir. Siyasi iktidarın sahip olduğu yetenekler bütünüdür, yalan. Şerefsizlikte son noktadır. Pişkinliğin son safhasıdır. Gözünün içine baka baka yalan söyleyen birisi, artık karşısındakini ciddiye almıyor demektir. Büyük bir yalanın inşası, küçük küçük yalanlardan olur. Ergenekon Yalanı da, küçük küçük yalanların bir araya getirilmesi ile inşa edildi. Gözünüzün içine baka baka yalan, sadece yalan söyleyeni değil, karşısındakini de kirletir. Zaten yalanlar ortamı kirlenme ortamıdır. Bu gün toplumun bu kadar kirlenmesinin nedeni, yönetenlerden başlamıştır. Siyaset yalan söyleme sanatı değildir. Yalancıların ve hainlerin en temel özelliği korkak olmalarıdır. Korktukça yalan söylerler. Yalan söyledikçe korkarlar. Hainler korkak olduğu ve hıyanetlerini gizleme zorunda oldukları için yalan söylerler. Ve yalanda git gide uzmanlaşırlar. Hıyanetler ortaya çıkınca, daha fazla yalan söyleme durumunda kalırlar. Artık onların hayatının temel parçası yalandır. Yalansız yaşayamazlar. Yalansız iktidar olamazlar. Ama yalan haini her gün biraz daha çukura götürür. Hain korkar, korku hainin beyninin yar... Devamı

'Türkan Saylan yapamadığı savunmasını yapıyor'

2011-03-11 17:31:00

    Ayşe Kulin, "Türkan" kitabıyla ilgili olarak yaptığımız röportajda Türkan Saylan için "Bizde azizelik mertebesi olsa, ona verilirdi" demişti.    ÇYDD faaliyetleri hele hele cüzzamlı hastalar için vermiş olduğu mücadeleyi hatırlarsak Kulin'in bu sözünün hiçbir abartı içermediğini anlarız. Ama biz, başka bir ülkede yaşasaydı, Nobel Barış Ödülü alabilecek Türkan Saylan'a hiç vefakar davranmadık. Hele ömrünün son günlerinde... En çok üzüldüğüm ise, Türkan Saylan gibi hayatı boyunca hep kendi ayakları üstünde duran güçlü bir kadının sağlığından ötürü kendini arzu ettiği gibi savunamamasıydı. Düşünüyorum da, evi arandığında hasta olmasaydı nasıl bir mücadele verirdi? Eminim ki, pek çok kadına ve mağdura model olacak bir performans sergilerdi filmlere konu olacak türden... Ama Türkan Saylan bu, biz "Kendini savunamadan gitti" derken bile o bir yolunu bulmuş ve sözünü söylemiş. Meğer avukatı Hüseyin Karataş'la hakkında açılan davalara ve suçlamalara cevap niteliğinde bir kitap hazırlıyormuş o zor günlerinde. Ve şunu vasiyet ekmiş: "Ben dünyamı değiştiriyorum, öbür tarafa gidiyorum. Bu kitabı bir an önce yayıma hazırlayalım ve bu belge kitabımızı bir an önce basalım. Tarihe bir not olarak kalsın. Mutlaka basılmalı." Ancak bu kitaba Ergenekon baskını sırasında el konulmuş. Neyse ki, kitap bir hafta sonra geri alınabilmiş. İşte bu kitap şimdi Siyah Beyaz Yayınları'ndan çıktı. Kitabın sayfalarını çevirirken fark ediyorum ki, ne çok suçlamaya, hakarete maruz kalmış Türkan Saylan. Kimi çamur at izi... Devamı

Bütün Ergenekon mazlumları bölünün!

2011-03-09 20:20:00

  Yürüyün hanımlar ve beyler Gazeteciler… Tutuklanan gazeteciler için yürüyün! Vardiyayı devralan komutan eşleri… Silivri 5. Ordu’daki eşleriniz için yürüyün! Üniversiteler… Öğretim üyeleri için yürüyün! Doktorlar… Hapisteki doktorlar için yürüyün! Siyasiler… Silivri kal’asındaki yöneticileriniz için yürüyün! Vatan kimin sayesinde satıldı? Cevizli Tekel fabrikasının o çok büyük bahçesinde işçilerle birlikte yürüyoruz. Gözyaşları yağmur sularına karışarak akıyor. Seslerimiz, yüksek duvarlara çarparak geri dönüyor: Tekel vatandır, vatan satılmaz! İzmit SEKA’dayız. Salon hınca hınç. Binlerce işçi ve aileleriyle birlikte bağırıyoruz: SEKA vatandır, vatan satılmaz! Gayrettepe, Avcılar, Gaziantep Telekom işçileriyle birlikte bağırıyoruz bu kez: Telekom vatandır, vatan satılmaz! Sümerbanklarda, TÜPRAŞ’larda, tersanelerde, Seydişehir’de, Et Balıklarda, limanlarda hep böyle bağırdık: Vatandır, vatan satılmaz. Hepsinde işçilerimize sesleniyoruz: Arkadaşlar, böyle tek tek fabrikalarda, işkollarında mücadele ederek, işyerimizi özelleştirmeden kurtaramayız. Alkışlanıyoruz. Her görüşmemizde sendikacılarımıza anlatıyoruz; sendikaların genel kongrelerinde “Bölünmeyin, birleşin” diyoruz. Alkışlar, alkışlar… Birleştiremiyoruz. Hepsi satılıyor. İşçiler kapının önüne konuluyor. Ne sırası? Gazeteciler, vardiyacılar ayrı ayrı toplanıp ellerini çırparak bağırıyorlar: Susma, sustukça sıra sana gelecek! Gazeteler başlıklar atıyor: Sıra kimde... Devamı

Yazarlar: Savcı Öz'ün tehdidine papuç bırakmayız

2011-03-09 19:59:00

      Gazetecilerin peş peşe tutuklanması nedeniyle gelen eleştiriler üzerine, Savcı Zekeriya Öz'ün yaptığı açıklamaya yazarlar  yanıt verdi: Savcı değil, siyasetçi. Papuç bırakmayız.   Son Ergenekon operasyonunda Prof. Dr. Yalçın Küçük, Nedim Şener, Ahmet Şık ve Doğan Yurdakul'un da tutuklandığı Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ün, henüz soruşturma tamamlanmadan yaptığı "tehdit" gibi açıklama yazarların tepkisine yol açtı. Öz'ün açıklamada, "adı geçen terör örgütünün hedef ve amaçlarına katkı sağlayacak istikametteki yayınlar tarafımızca özenle izlenmekte, hassasiyetle değerlendirilmektedir" ifadesini gazeteciler, "basına tehdit" olarak yorumladı. Yazarlar, açıklamayı Aydınlık'a değerlendirdi: Cüneyt Ülsever: Savcı değil, siyasetçi Zekeriya Öz'ü artık savcı olarak takip etmekte güçlük çekiyorum.Yaptığı açıklamayla, 'gizli bir delil var' demeleriyle töhmet altında bırakıyor. Her hangi bir savcının böyle bir yaklaşım sergileme lüksü yok. Savcılığını da tehditlerini de ciddiye almıyorum. Zaten ya ciddiye alacaksınız ya da tehdit olarak kabul edeceksiniz. Zekeriya Öz'ü savcı olarak değil, siyasetçi olarak görüyorum. Melih Aşık: Sınırı olmayan yasa koymuş Savcı Zekeriya Öz, bu açıklamayla sınırları belli olmayan bir yasa koymuş oluyor. Bekir Coşkun: Tarikat istilası var Oyun bitti! Herkes ne olduğunu anladı. Savcı Zekeriya Öz'ün açıklaması artık bıçağın kemiğe dayandığını, zorda kaldıklarını gösteriyor. Kör gözüm parmağına be mübarek! Ama tepkim... Devamı

HABER ATLATTILAR FARKINDA DEĞİLLER

2011-03-09 19:50:00

  “Ucube” heykel tartışması devam ediyor. Mahkeme yıkım için yürütmeyi durdurdu. Bu haberin ayrıntıları medyada yer aldı. CNN TÜRK de,  07.03.2011 saat 22:15’te bunu son dakika olarak verdi. Tıpkı diğer haber kanalları gibi… Şimdi… Bu haber aslında CNN TÜRK’ün özel haberiydi. Heykeltıraş Mehmet Aksoy, saatler önce CNN TÜRK’ün canlı yayınına telefonla katılmış ve bu bilgiyi ilk kez sıcağı sıcağına vermişti. Ama kanalın haber merkezi refleks gösterip bunu dikkate almadı ve “flaş” diye vermedi. Peki, ne oldu? Ne zaman ki ajanslar saatler sonra haberi geçti, CNN TÜRK kendi haberini “son dakika” ibaresiyle verdi. Diyeceğimiz o ki; CNN TÜRK haber atlatmıştı, ama bunun farkında değildi. Odatv.com Devamı

Sevgili Deyvit

2011-03-09 13:14:00

Malumun üzre… Geçen hafta “Dear David” başlıklı mektup yazmıştım. Bizim ahali, padişahımız efendimizin dizi yapılmasına isyan ederken, sizin kekeme kral’a Oscar verildiğini, bu vahim duruma gıkınızın çıkmadığını, üstelik, mutlu olduğunuzu belirterek, başta büyükelçi olarak sen, ecdadına saygısı olmayan İngiliz milletini kınamıştım… Babasının filmini rütük mütük marifetiyle yasaklatacağına, tam tersi davranıp, pek beğendiğini söyleyen majestelerini de en güzel yerinden öpmüştüm. * Bana hep sorarlar “nerden buluyorsun bunları” filan diye, ben de “popomdan uyduruyorum, çünkü bizim ahalinin önemli bölümü lafı poposundan anlar” derim… * Aynen böyle oldu. Mesaj yağdı. * Kimisi “İngiliz milletinden derhal özür dilememi” isterken, kimisi “benim gibi kendini bilmez Türk gazeteciler yüzünden İngiliz milletinden özür diliyor”du… Bazısı “seviyesiz sözlerim nedeniyle diplomatik krize sebep olacağımı” öne sürerken, bazısı “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından kınanmam gerektiğini” iddia ediyordu. En az 100 kişi,İngiltere Büyükelçisi’ne sen’li ben’li hitap ettiğim için “terbiyesiz” ve “dangalak” olduğum kanaatine varmıştı. En az 200 kişi de, Buckhingham Sarayı’na Fuckhingham Sarayı benzetmesi yaptığım için, İngiltere tarafından mahkemeye verilmem gerektiğini söylüyordu. Ama en çok şunu beğendim: “Öpüyorum dediğin kişi, bir başbakandan öte,torun sahibi kadın… Okuyunca yerin dibine girdim, seninle aynı milletin ferdi olduğum için utandım!” * Hatta, ileri zekâlının biri makale döşenip, g... Devamı