BARIŞ VE DEMOKRASİ DİYEREK ŞİDDETE BAŞVURMAK

2011-03-25 12:51:00

        Abdullah Öcalan’ın 1999’da yakalanmasından sonra hızla siyasallaşan “ayrılıkçı” Kürt hareketi, 2000’lerde siyasi partiler kurarak Meclis’e girdi… “Etnik siyaset” yapan söz konusu partilere mensup milletvekilleri her fırsatta “Kürt” olduklarının altını çizmişler, Türkiye Cumhuriyeti’yle ve o Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’le kavga etmişler, her fırsatta “Demokratik özerklik” adı altında aslında “Özerk Kürdistan” talep etmişler; dahası, “barış” ve “demokrasi” diyerek “şiddete” başvurmaktan çekinmemişlerdir: Örneğin, son Nevruz kutlamalarında BDP’li Bengi Yıldız, elindeki bir taşla araçların önünü kesmiş, BDP’li Sebahat Tuncel ise Şırnak’ta tartıştığı başkomisere tokat atmıştır.[1] Bugünkü BDP’nin Meclis’teki Kürt milletvekilleri; Sabahat Tuncel ve Bengi Yıldız, bana 91 yıl önce Meclis’teki başka bir “Kürt milletvekilini”; Birinci Meclis’in Dersim Milletvekili Diyap Ağa’yı hatırlattı. Diyap Ağa’dan Sabahat Tuncel’e uzanan 91 yıllık dönüşüm, aslında Türkiye’nin nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir… İşte Diyap Ağa’nın, BDP’lilere örnek olmasını temenni ettiğim, ibretlik mücadelesi…. DERSİM MİLLETVEKİLİ DİYAP AĞA Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı fotoğraflarından birinde, üstü açık bir otomobilde Atatürk’ün yanında oturan beyaz uzun sakallı, sarıklı ve pardösülü yaşlı bir adam vardır. İşte o adam Dersim Milletvekili Diyap Ağa’dır. Diyap Ağa, sadece sıradan bir milletvekili değildir, o aynı zamanda Atatürk&rsq... Devamı

Gemiler yola çıktı tezkere arkadan geldi

2011-03-25 00:58:00

  Hükümet Libya’da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik uluslararası çabalara TSK’nın da katkıda bulunabilmesi için TBMM’den 1 yıllığına ‘sınırsız’ yetki aldı. Kapalı oturumda görüşülen tezkere BDP ve DSP’li vekillerin ‘ret’ oyuna karşılık Ak Parti, CHP ve MHP’nin desteğiyle kabul edildi ANKARA - TBMM, Hükümetin talebi doğrultusunda, BM kararları çerçevesinde Libya’da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik uluslararası çabalara TSK’nın da katkıda bulunmasına onay verdi. Meclis’te yaklaşık 3 saat süren kapalı oturumda görüşülen Libya tezkeresi, BDP ve DSP’lilerin “ret” oyuna karşılık, AK Parti, CHP ve MHP’lilerin desteğiyle kabul edildi. CHP’li ve MHP’li bazı milletvekillerinin oylamaya katılmadığı öğrenildi. Sabah saat 10.00’da Meclis’e sunulan tezkerede, yetki talebinin gerekçesi “Libya’da 15 Şubat’ta başlayan olaylar neticesinde ortaya çıkan şiddet ortamının sona erdirilebilmesi için BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı karar doğrultusunda, Libya’da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik uluslararası çabalara çok boyutlu katkıda bulunmak” olarak ifade edildi. BM Güvenlik Konseyi’nin “ateşkes sağlanması, uçuşa kapalı hava sahası oluşturulması ve insani yardım sağlanması” şeklinde hükümler içeren kararlarına dayandırılarak hazırlanan Başbakan Erdoğan’ın imzasını taşıyan ve konuya ilişkin Bakanlar Kurulu kararının da ekli olduğu tezkere metni şöyle: “Libya’da 15 Şubat 2011 tarihinde başlayan olaylar neticesinde ortaya çıkan şiddet ortamının sona erdirilebilmesini teminen BM Güvenlik Konseyi tarafından 26 Şubat 2011 tarihli v... Devamı

"Hitler, Mussolini döneminde bile olmadı"

2011-03-25 00:48:00

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Şık'ın kitabının dijital kopyalarının toplatılmasına ''Böyle şeyler Hitler, Mussolini döneminde bile olmadı'' dedi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Malatyalı İşadamları Derneğince (MİAD) düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Malatya'nın kendisi için önemli bir şehir olduğunu, ilin önemli devlet adamları yetiştirdiğini söyledi. MİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Naci Ekşi'nin, ''Bu ülkede çocuklar ölmesin, Türkü de Kürdü de bizim çocuğumuz'' mesajını anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Aynı havayı teneffüs eden, aynı dili konuşan, dilleri farklı olsa da uzlaşan, olağanüstü güzel bir coğrafyada zengin bir kültürümüz var ve bizim çocuklarımız ölüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bunun çözümü siyasette'' dedi. Yıllarca askere havale edilen konuya siyaset kurumunun el atması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Derinlikli bir konuyu sadece silahla çözmeye çalışamazsınız. Bir araya gelmemiz, konuşmamız lazım. Neden konuşmaktan korkuyoruz? Özgürlüklerin önünü açmamız lazım. Eğer bunları yapabilirsek çocuklarımız ölmez. Önemli olan siyaset kurumunun zoru başarması. Bir sorun varsa çözeceğiz. Sorunlar niye kangren olsun?'' Kılıçdaroğlu, aile sigortası projesine de değinerek, ''Eğer bir yerde tencere kaynamıyorsa, eve alın teriyle kazanılmış ekmek girmiyorsa, o toplumda barışı sağlayamazsınız. Bir ülkede 12 milyon 715 bin kişi yoksulluk sınırının altındaysa barışı ve özgürlüğü neyle sağlayacaksınız?'' diye konuştu. Bu konuda yoksulluk envanteri çıkaracaklarını belir... Devamı

Vatanımız tehlikede, Bu bir siyasi parti meselesi değil ,Vatan M

2011-03-25 00:39:00

            SUDA GEZEN BALIKLAR Erdal Sarızeybek: Vatanımız tehlikede! Bu bir siyasi parti meselesi değil! Vatan meselesi! Vatan olmazsa siyasi parti olmaz! Vatan olmazsa din olamaz! Din iman da olmaz! Erdal Sarızeybek dün gece (23 Mart )Ulusal Kanal’da üç saati aşkın bir süre canlı yayında konuştu. Konuşmasının önemli bölümlerini, bu izlenceyi izleyemeyenler, izlediği halde tekrar okumak isteyenler, ses kaydından dinlemeye vakti olmayanlar veya okuduğunu daha kolay anlayanlar için yazıya geçirdim. Bu değerli konuşma daha çok kişiye ulaşsın, daha çok kişi bu anlatılanları dinlesin…Dileğim emeğimin boşa gitmemesi…Bu çok önemli bilgileri ve uyarıları ulaştırmada aracı olabilmek… Devlet yönetimi ciddi iştir Devlet yönetimi ciddi iştir. Türkiye gözardı edilecek bir devlet değildir. Yedi bin yıllık devlet geleneğimiz vardır. 16 devlet kurmuş, yıkmış…17. devleti kurmuşuz… Devlet yönetecekseniz ağzınızdan çıkanları duymalısınız! (Burada, Başbakanın iki ayrı zamanda Libya ve NATO üzerine dedikleri kısa bir film olarak gösteriliyor) Başbakan konuşuyor: İki ay önce: NATO’nun Libya’da ne işi var? Şimdi: NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tesbit ve tescil edecek! Ergenekon Yaradılış Destanımız Sözünün nereye varacağını bilmezler! İki yıl önce Habertürk bir televizyon yayınına çağırdı. Orada söyledim: „Ergenekon, yaradılış destanımızın adı. Böyle destanları, Alman’ın var, Fransız’ın… var. Bir soruşturmaya bunu kod adı olarak veriyorsun. İki yıl önce, şimdi a... Devamı

Tuncay Özkan’ın Yeni Kitabı: Zorbalığın Pençesinde

2011-03-25 00:32:00

Yasaklar Ankara’nın İnisayatifinde… Zarfı kapalı mektup yasak. Zarfı kapalı mektup almak yasak. Üç kitap dışında kitap bulundurmak yasak. (Ben, Sözcü gazetesinde, bir fotoğrafımda üçten fazla kitap masamda görüldü için idari soruşturma geçirdim ve Ankara’dan “bu nedir böyle?” denildiği için ifade verdim.) İzinsiz fotoğraf çektirmek yasak. Müzik çalan tüm aletler yasak. Bilgisayar yasak. Dışarıdan kırtasiye malzemesi yasak. Dışarıdan yiyecek, içecek, kuruyemiş yasak. Koğuşta yemek yapmak yasak. (Sayfa 116) Bilgisayardaki savunmalar nasıl silindi? Bilgisayar odasına girdik. Bilgisayarı açtım ve şok yaşadım. Bilgisayarda hiçbir şey yok. Ne benim ne de diğer tutukluların dosyası var. Hepsi yok olmuş. Telaşla gardiyana, “yazılarım yok, dosya görünmüyor,” dedim. “Tuncay Bey biz onları sildik,” dedi. “Nasıl sildin, kopyasını aldın mı?” “Hayır!” “Neden sildin?” “Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü teftişe gelecekmiş. Silinmesi emredildi. Bütün bilgisayarları sildik. Temizledik,” dedi. (…) İki ay sonra gene silindi. Savunmam için yazdığım üç bin sayfa silinmişti. (…) Ben savunmamı ve kitaplarımın tamamını elle yazdım. Sağ el bileğimi bir süre sonra ağrıdan kullanamaz oldum. Revire çıktım, bileklik verdiler. Bir süre yazamadım. Adil Serdar Saçan’ın bilek güçlendiren bir egzersiz tarifini 15 gün uygulayıp bileklikle dolaşınca bileğim düzeldi. Yeniden yazmaya başladım. Adil’in egzersizi, ranzaya dayanan bileğin çalıştırılması ve ağırlıkla güçlendirilmesine dayanıyor. Bilek çalışıyor, sızısı daim kalıyor. (Sayfa 125-126) Klasik müzik tehlikesi nasıl ortada... Devamı

Devlete taş-tokat!

2011-03-25 00:26:00

  Altemur KILIÇ   Bölücü Kürtçüler, gittikçe azıyorlar... “Azanları teneşir paklar!” derler, ama ne zaman?.. Benim gibi düşünenlerin tahammül -sabır- sınırımızı zorluyorlar. Her şey gibi, “milli hassasiyetlerin” de- bir “kaynama-patlama” derecesi vardır, ama yoksa bu derece duyarlılık çıtası yükseltildi mi?.. “Nevroz” sinir krizi esnasında, galeyana gelen PKK Partisi BDP’nin, kadın milletvekili Sebahat Tuncel devletin polis komiserine tokat, sözde erkek vekili Bengi Yıldız da polislere taş atmış... Birkaç gün önce de Şırnak’ta bir polis linç ediliyordu. Uzun süredir devletin araçları taşlanıyor; kundaklanıyor ve Türk bayrakları yakılıyor. “Serhıldan” -ayaklanma- çoktan başladı; yabancıların “insani” müdahalesi bekleniyor! Bu, aslında, devlete atılan taşlar, molotof kokteylleri, ahvâl-i âdiyeden oldu âdeta; kanıksadık. PKK “vekillerinin” bu son tokat ve taşlarının TC devletimize atıldığını, idrak etmemizin zamanı geldi geçiyor! Devletin, herhangi bir -küçük büyük- memuruna, kolluk kuvvetleri mensuplarına atılan taş, tokat, “Devlete hakaret” sayılırdı. Osmanlı döneminde de dirayetli sadrazamlardan Mustafa Reşit Paşa, bir vilayette, bir devlet memuruna saldırıyı duyunca “Bu, Devlet-i âliye”ye hakarettir diye gereğinin hemen yapılmasını emretmişti. Devlet kavramı Devlet benim için kutsal, “Ebed müddettir”. Bazı “kutsal” ilkelerin, T.C. Devletinin temel ilkelerinin zamana ve zemine, modaya ve iş çıkarlarına göre değiştirilemeyeceğine inananlardanım. Bu kültür ve anlayışla yetiştirildim. Rahmetli babam, üzerinde “T.C. Hükümeti” yazılı kurşun kalem... Devamı

Değerli Dostlar,

2011-03-25 00:22:00

                                                     İstanbul, 21.03.2011   Kılıçdaroğlu Gönüllüleri çalışmasını yürütmüş olup,  durumdan etkin görev çıkaran bir grup yurtsever olarak yaptığımız SEÇMEN KÜTÜKLERİNDE YARATILAN SORUNLARA İLİŞKİN kollektif teknik çalışmayı ve yakın tehlikeyi bilgilerinize sunuyoruz.   Seçimleri kazanmada ilk adım olarak seçmen kütüklerininin onarılması olarak tanımladığımız  sorunun çözümü için,  parti örgütünün, üyelerinin, seçmenlerin ve gönüllülerin tümüne görev başına çağrısı yapılması ve çalışmaları etkin biçimde denetlenmesini bekliyoruz.   Durumu özetlersek; BİR HUKUK DARBESİ HER YÖNÜYLE HAZIRLANMIŞ OLUP AŞAMALARI VE YARATILAN KURUMLARIN DURUMUNU AÇIKLAMAK GEREKMİŞTİR   1)     2004 yılında uygulanmasına geçilen Yeni Türk Ceza Yasası hukuk alanında dikta rejimine geçiş hazırlıklarının başlangıcını oluşturmaktadır. 2005 ve 2006 değişiklikleri ile etkinleştirilen TCK 250. Madde çerçevesinde kurulu Özel  Yetkili Savcılıklar ve Ağır Ceza Mahkemeleri ile hazırlanan dikta rejiminin halkı yıldırmakta kullanılacak sopası oluşturulmuş buralarda kadrolaşmalar yapılmıştır. 2007  mitingleri nin sonuyla birlikte 12 Haziran 2007 de operasyon ve ilk tutuklamalar başlamıştır. 2008 de olay genişlemiş ve “gizli tanık” adı altında yapılan yenilik, dinlemeler, bilgi işlem alanında yapılanlar ve eklemeler ile takviye edilmiştir. ... Devamı

Havai fişekle başa çıkamadık, hangi nükleer

2011-03-16 16:49:00

ÇERNOBİL Nükleer Santralı çevresinde 60 kilometre çapındaki bölgeye serbest giriş yasak. 1986’da Çernobil kazasından sonra konulan bu yasak, herhalde 600 yıl, yanlış okumadınız altı yüz yıl devam edecek. Kansere yol açan radyasyonun etkisi bu kadar uzun sürüyor. Başkan Obama Nevada’da Yucca Dağı altında yapılan ve şimdilik on bir milyardolar harcanan nükleer atık deposunun yapımını durduruyor. Çünkü, o atıklar odağın altına konulsa bile, dışarıya etkisi olabiliyor. Amerika’da bile. Nükleer santral kazaları en gelişmiş ülkelerde bile önlenemiyor. Amerika’da ThreeMiles İsland, Kanada’da Point Lepreau, Rusya’da Çernobil, Fransa’da Chatel veson olarak Japonya’da Fukişima nükleer santralındaki sızıntı bize yol gösteriyor. Akkuyu nükleer santralından derhal vazgeçmek. Aslında, Akkuyu’dan vazgeçmek için pek çok neden var. ECEMİŞ FAYI Yukarda saydığım ülkeler nükleer santral üreticisi. Buna rağmen, onlar kendi ülkelerindeki nükleer santral faciasını önleyemiyor. Bunun için de, yavaş yavaşnükleer santralı terk ediyor. Ama, nükleer santralları bizim gibi ülkelereyutturmaya çalışıyor. Japonya’da teknoloji çok gelişmiş ve iyi kullanılıyor. Japonlar işini kılı kırk yararakyapıyor. Buna rağmen, onların işlettiği nükleer santral, deprem nedeniyle sızıntı yapıyorsa, Akkuyu’nun vay haline. Deprem mi? Orada duralım. Ecemiş Fayı Akkuyu’da yapılması öngörülen nükleersantrala sadece 25 kilometre uzak. Faydan 25 kilometre uzaklık nedir ki? Buna uzak demek yanlış. Deprem fayı ilenükleer santral kucak kucağa. DENEME TAHTASIYIZ Ayrıca, başka sakıncaları da var: - Santral üzerinden Rusya’dan teknoloji transferi yok. - Elektriği ç... Devamı

Aklan da gel....

2011-03-16 00:36:00

Son günlerde doruğa çıkan gazeteci tutuklamalarıyla ilgili olarak cemaat gazeteleri ve yandaş gazetelerde köşe tutan yazarların ortak dilleri şu; Bildiğiniz gibi değil, daha neler var neler. Hem niçin telaşlanıyorsunuz, rahat olun, aklansınlar gelsinler. İlk bakışta, yargının gerçekten bağımsız olduğu demokrat ülkelerde söylenebilecek gayet doğal bir tavsiye olarak görünüyor. Hakkında bir suçlama bulunan kişinin, yargının davetine uyup suçsuzsa aklanması gerekmektedir. Acaba bizde sistem böyle mi işliyor? Bakalım!.. Örnek olarak Profesör Mehmet Haberal'ı alalım. Haberal Hoca ne ile suçlandığını bilmeden iki koca yıla varan bir süredir tutuklu olarak yatıyor. İsyan ediyor, sesini sağır kulaklara, kör vicdanlara duyurmak için Suçum Ne diye kitap yazıyor. Haberal Hoca en son olarak şunu söylüyor; Ya bıraksınlar özgürlüğüme döneyim, ya da suçum neyse gereğini yapsınlar Bu haklı isteğe AKP yönetiminden başka hangi vicdan sahibi karşı çıkabilir? Aklan da gel Söylemesi ne kadar kolay. Ben iki yıldır her gün yazıyorum. Yazılarımdan rahatsız olan AKP İktidar mensuplar ve bazı Savcılar dava açıyorlar. Ben de işi gücü bıraktım, o mahkeme senin bu mahkeme benim koşturup duruyorum. Daha açıkçası aklanıp gelmeye çalışıyorum. Benim durumumda olan birinin şunu söylemeye hakkı olduğuna inanıyorum: Hey aşağıdakiler, esas sizler aklanıp da gelin. Sayın Cumhurbaşkanı; Sizin hakkınızda Kayıp Trilyon Davası ile ilgili olarak bir dava var. Niçin aklanıp da gelmiyorsunuz? T.C Cumhurbaşkanı olarak, üzerinizdeki şaibe ile, Atatürk'ün koltuğunda rahat rahat oturabiliyor musunuz? Haydi size yakışanı yapın, dokunulmazlığa sığınmayın, aklanın gelin. Sayın Başbakan; Sizin hakkınızda TBMM de Zimmet, Kamu taşıma biletlerind... Devamı

DEMOKRASİ MİDE MESELESİ DEĞİLDİR

2011-03-15 19:45:00

DEMOKRATİK DEVRİMİN KİLOMETRE TAŞLARI Yıl: 1919: Amasya Genelgesi’nde: “Milletin bağımsızlığını yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır” denildi. Yıl 1919: Erzurum Kongresi’nde, “Milli iradeyi etkin milli kuvvetleri hakim kılmak esastır” kararı alındı. Yıl 1919: Sivas Kongresi’nde, “Milletin temsilcilerinden oluşan bir meclis toplanmalıdır” kararı alındı. Yıl 1920: Ankara’da milletin temsilcilerinden oluşan TBMM toplandı. O meclisin ilk kararlarından biri, “Milletin üstünde hiçbir güç ve kuvvet yoktur” oldu. Yıl: 1921: TBMM’nin hazırladığı Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” maddesine yer verildi. Yıl 1922: Saltanat kaldırıldı. Yıl: 1923: Halk partisi kuruldu. Yıl: 1923: Cumhuriyet ilan edildi. Yıl 1924: Halifelik kaldırıldı. Yıl 1930: Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Yıl: 1934: Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. TÜRK DEMOKRATİK DEVRİMİ Yüzyılın başında Türkiye’de Atatürk’ün gerçekleştirdiği “devrim” Attila İlhan’ın da sıkça ifade ettiği gibi bir “DEMOKRATİK DEVRİM”dir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren bir taraftan “emperyalizmi” dize getirmenin hesaplarını yaparken, diğer taraftan Türkiye’yi halife-sultan diktasından kurtarıp “halk egemenliğine” hazırlamanın hesaplarını yapmıştır. Bu bakımdan Türk devrimi, dışarıda “Batı emperyalizme”, içerde “padişah diktasına” karşı gerçekleşmiştir. Atatürk, “ulusal bağımsızlık” ve “ulusal egemenlik” için savaşmıştır. En önemlisi, Atatürk önderliğindeki Türk Demokratik Devrimi, demokrasiye giden yolun “tam bağımsızlıktan” geçtiğini göstermiştir. Bugün, &ldqu... Devamı

SABREDİN YARGI ÇÖZER

2011-03-15 19:42:00

PERİNÇEK AYDINLIK’TA YAZDI: İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 21. yüzyılın saftasını yazdı. Yarın başlayacak Balyoz davasında, yalnızca sorguların 2019 yılında bitecebileceğini hatırlatan Perinçek, “Sabredin yargı çözer” ifadesinin nasıl bir masal olduğunu ortaya serdi. 196 “sanık” var. Bir hesap yapıyorum. Son sanık durumundaki komutana sorgu sırası 2019 yılında gelecek. Abartma yok! DEVLET BAHÇELİ’NİN SABIR ÇAĞRISI MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sağ olsun “Sabredin” çağrısı yaptı. Herkesin üstüne alınmasına gerek yok, sanıyorum bu çağrı E. Korg. Engin Alan’a! Sayın komutanımızın 3 ay dişini sıkması yetiyor. 13 Haziran 2011 günü hoop Silivri’den Meclis’e. EYÜP SULTAN’A ÇAPUT BAĞLAYIN Geriye kalıyor 195 sanık! Aileleri Eyüp Sultan Türbesi’ne çaput bağlar ve sabır duası okurlarsa, onların da sorunu çözülecektir. 21. YÜZYIL’N EN HAŞMETLİ SAFSATASI Bu “Sabredin” çağrıları, “adil yargılanma” çağrıları, 21. Yüzyıl’ın en haşmetli safsatasıdır. Bu davalar, “yargı çözemesin” ekseninde kurgulanmıştır. Ucu açık soruşturma, yüzlerce sanık, binlerce klasör ve Silivri’de bir çadır! Bu soruşturmaların; Polisi, Savcısı, Yargıcı, İnfaz memuru, Hepsi Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’dür, Silivri’deki yargılamaların Cumhuriyet yargısıyla bir ilgisi yoktur. Bu yargılamalar Cumhuriyet yargıçlarını da hedef almıştır. ‘ADİL YARGILAMA’ MASALI Adil yargılama, bugün Türkiye’de bir “suç teşebbüsü”dür; hatta taammüden adam öldürmekten daha ağır bir suçtur. En çarpıcı örneği, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Ba... Devamı

Küresel Çetenin Gardiyanları

2011-03-15 19:38:00

Eskiden çete ve şaki deyince, kervanları ve konakları basan silahlı kişiler anlaşılırdı. Diğer taraftan da, toprak ağasının köylünün mahsulüne el koyması için kullandığı “zor gücü” idi. Çetelik ve şakiliği iyi anlamak, bu günün mafyasının tarihi arka planını kavramak bakımından önemlidir. Çünkü zaman ilerleyip, ağaların adı sermayedar, ya da kapitalist olunca aslında ağalık düzeni başka ad ve araçlar ile devam etti. Kapitalistler, mevcut kanunlar çerçevesinde alamadığını almak için kanun dışı güçler oluşturdu. Eskiden çetelerin kullandığı yöntemleri kullanmayan, ancak çetelerin işlevini üslenen mafyalar oluştu. Özetlersek, mafya adı kapitalizm ile birlikte anılır oldu. Mafya kapitalizmin bir kurumu, bir parçası oldu. Modern ulus devletler oluşunca, sermaye sahiplerini kollayan kanunlar oldu. O kanunların kollayıcısı kolluk kuvvetleri ve silahlı zor güçleri oluştu. Halkalar “eşitsizlikte” bir uzlaşmaya varmış oldu. Kolluk kuvvetleri, bu eşitsizliklerin dengesini kollayan güç halini aldı. Dünya ölçeğinde düşünürsek, Avrupa ve Amerikan sermayesinin mafyası ABD ve Avrupa’nın gizli servisleri oldu. Küresel çete(mafya) ulusların ürettiklerine el koyabilmesi için ulus devletin yöneticilerini ele geçirmesi zorunluluğu çıktı. Aksi takdirde, kendi sermaye tekelleri ile ulus devlet içindeki işbirlikçileri bir araya getirmede zorluklar çıkıyordu. Ulus devletin yöneticilerinin ele geçirilmesi, ulus devletin mahsulüne el konulması sürecinde kullanılan tüm araçlar, gayri meşru araçlardı. Zaten mafya meşru yolları kullansa ona mafya denmezdi. Küresel mafya, gayri meşru yolları kullanabilmesi için, b... Devamı

Kılavuzu karga olanın…

2011-03-15 19:35:00

Galiba, artık benim de bir köşem var. İktidara karşı çıkabilen hemen herkesin bir şekilde susturulduğu, birer-ikişer içeri atıldığı günleri yaşıyoruz. Sıra şimdi muhalif gazetecilerde. İster misiniz ilk yazdığım yazıyla ben de kendimi Silivri’de bulayım? Düşünsenize, sabahın 05.00′inde kapıma yumruklamışlar. Aile efradının şaşkın bakışları arasında, iki ayağınız bir paçanızda adeta sürüklenircesine; komşuların perde aralıklarından dikizlerken, “Oh olsun! Yazar mısın o kitabı?” diye düşündüğünü? İşin kötüsü kitap bile yazmadım… - Ama yazmayı düşündün! Düşünmek yazmaktan daha büyük suç! - Ben sadece oynadım. - Tamam. Şimdi de biraz içeride oyna! Bir gazeteci arkadaşımızı yine böyle sabahın 05.00′inde götürürlerken, sahibi olduğu her zaman yeri göğü inleten Kangal köpeği pısmış kalmış. Bırakın havlamayı, nefes bile alamamış. Sivaslı ya ondan çekindi herhalde. Evet, hadi bakalım gelsin sorular; - Safra keseniz nerede? -Ne kesesi? - Safra, Safra! - Ha, evet. Yıllar önce taş vardı. Sağlığıma kavuşabilmek için aldılar safra kesemi. -Nasıl bir taş bu? -Eee,tektaş. - Sen bizimle dalga mı geçiyorsun? - Estağfurullah. Diyelim yuvarladılar taşı önünüze… - Bak bakalım! Bu taş, o taş mı? Uykulu gözlerle ben de taşı incelemeye çalışıyorum. Yumruk büyüklüğünde bir taş. Bu bendeki nasıl bir safra kesesi mi içinde böyle bir taş barındırsın?,. Sonra, aradan geçmiş 15 yıl. Bırakın taşı, o kadar süre sonra babamı görsem tanımam. Adam kendinden emin: - Bu taş, senin safra kesendeki taş! Peki diyelim, evet o. Nereye varacağız bununla?.. Ergenekon’ a… Eninde sonunda varacağız ya. Kestirmeden geldik işte. - Şimdi anl... Devamı

Türkiye kuşatıldı

2011-03-15 19:30:00

Gazeteci Avar, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal anlamda kuşatıldığını öne sürdü. Gazeteci-yazar Banu Avar, Türkiye’ye şekil vermeye çalışan bir güç bulunduğunu iddia ederek, ”Bizim bu güce karşı ayağa kalkmamız gerekir” dedi. Türk Eğitim-Sen Iğdır Şube Başkanlığı tarafından Iğdır Kültür Merkezi’nde düzenlenen ”Eğitim ve Dünya Düzeni” konulu konferansta, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal anlamda kuşatıldığını öne sürdü. Türk insanının, hangi görüşten olursa olsun, ülke için birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini ifade eden Avar, ”Filler birbiriyle tepişirken, altındaki çimenler eziliyor. Şu anda dünyada bu yaşanıyor. Küresel sermaye, Afrika ülkelerine el koymak istiyor. Oralarda, istedikleri gibi yönlendirdikleri Türkiye modelini uygulamak istiyor. Bu model tüketici, sorgulamayan, beyinler uyuşuk bir toplum modeli. Şu anda güneyde yaşanan çatışmaların esas sebebi bu. Libya da bunun en taze örneği. Libya’da düğmeye basıldı. Düğmeye basılacak daha çok ülke var. Artık Türk toplumunun uyanıp, bunun farkına varması lazım” diye konuştu. Bir ülkeyi ele geçirmenin en kolay modelinin televizyon programları olduğunu ifade eden Avar, şunları kaydetti: ”Buna psikolojik oyun diyebiliriz. Pembe diziler ve yarışma programlarına toplumu bağımlı kılarak onların beyinlerini uyuşturursun. Yugoslavya’da bunu uyguladılar ve parçaladılar. Türkiye’de Türk Kürt, Alevi Sünni gibi ayrımlar yaprak iç savaş çıkarmak istiyorlar. Şimdi birileri çıkmış ‘Çerkezce eğitim istiyoruz’ diyorlar. Bunu isteyenlerin gerçek yüzünü ortaya koyacağız. Bunlar, Alman ve İngiliz destekli. Şu anda T&u... Devamı

Rakının gamzesi

2011-03-15 19:23:00

Rakı kadehinize bir yaprak maydanoz koyun Vefa Zat söyleşi sırasında rakı kadehine bir yaprak maydanoz koydu. Nedenini sorduğumda “Bu Yahya Kemal’den kalma bir adettir. Bir yaprak maydanoz rakının gamzesidir, içerken gülümser bana” dedi. Onunla ve oğlu Erdir Zat ile, geçen günlerde çıkan Rakı Ansiklopedisi’ni konuşmak üzere buluşmuştuk. Baba, ansiklopedinin sponsoru Mey İçki’nin Rakı Proje Danışmanı oğlu ise yayın yönetmeni....  Bu çalışma, Türkiye tarihinde bir ilk olarak biliniyor. Danışma kurulunda Murat Belge, Ahmet Örs gibi önemli isimlerin de bulunduğu ansiklopedide rakıya ait A’dan Z’ye her şeyi bulmak mümkün. Arası içkiyle iyi olan yazarlar, ünlü “akşamcılar”,  edebiyatçılar, dansözler, gazinolar, semtler, balık cinsleri, eski içkiler, mezeler... Tomtom Sokak’taki Şahika meyhanesinde buluşmuşken birer kadeh “parlatmayı” da ihmal etmedik. Rakı şişesinde balık olmak Şiirlerinde rakının izine rastlanan Orhan Veli Kanık “Bir de rakı şişesinde balık olsam” dizesinin de yazarı. Erdil Yaşaroğlu’nun alttaki karikatürü de o dizeye bir gönderme. Rakının bilinmeyen diğer adları * Âb-ı âteş-pâre * Âb-ı hayat * Akcinli * Akcünlü * Antifiriz * Apeki * Anzarot * Barut * Carmakçur * Cin suyu * Dinamit * İmam suyu * İstim * Süt * Zıkkım Sarhoş demenin 25 yolu * Asorlu * İpi kopartmak * Jilet olmak * Jüt olmak * Küfelik * Kör kandil * Kozmonot * Koma * Leyla * Mestane * Nokta olmak * Nal gibi olmak * Patlamak * Pilot * Tayyare * Tıpa * Torba yoğurdu * Trip    * Turşu * Tütsülü * Uçak * Vayb * Yüklü * Zom * Zurna Rakı de... Devamı