DİKTATORYANIN EKONOMİ POLİTİKALARI

2011-03-07 19:48:00

 

 Kapitalizmin karanlık yüzünün ne kadar karanlık olduğunu tekrar tekrar söylemek anlamından hiçbir şey kaybetmiyor ve daha uzunca bir süre daha kaybetmeyeceğe benziyor. Sosyal refah devleti projelerinin tamamıyla rafa kaldırıldığı ve reel büyümenin yerini spekülatif büyümenin aldığı finans çağının başlamasıyla kapitalizm karanlığına karanlık ekledi. Bu süreçten Türkiye’nin payına düşeni almadığını söylemek imkansız, önümüzde, arkadaşlarımız hapisteyken dışarıda nasıl kalabildiğine akıl sır ermeyen Kenan Evren var. Ancak bu süreci Kenan Evren ile başlayıp onunla bittiğini söylemek de pek mümkün görünmüyor.

Çok uzunca bir süredir, odatv’den de başka yayın organlarından da AKP’nin, 1980 darbesinin devamı hatta doruk noktası olduğu yazılıp çizildi. Son tutuklamalardan sonra yeterince açık olmalı, siyasi olarak AKP darbenin basit bir devamı olmanın çok ötesinde bir role sahip. Çoğu yazar ve düşünür, özellikle AKP’nin özgür basını sindirme çalışmalarının ardından bu sürecin de bir darbe süreci olduğunu artık açıktan söylemekte. Siyasi düzlemde uzunca bir süredir, Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasi” sözlerinin hiçbir inandırıcılığının olmadığı görülüyor. Bu konuda sayfalarca yazılabilir ki yazılıyor. Benim ise bu yazıda dikkat çekmeye çalışacağım nokta, AKP’nin siyasi düzlemde yaptıklarının ekonomik düzlemde de çok benzer karşılıklarının bulunduğudur.
Finansman Bulmadaki Bu Rahatlık Nereden Geliyor?

Geçtiğimiz günlerde, Başbakan Yardımcısı ve Ali Babacan ile Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ekonomi yazarları ile bir araya geldi. Konuşmanın son derece yumuşak bir tonda geçtiği, Güngör Uras’ın köşesinde konuşmayı uzun uzun yazdığı yazıdan görülebiliyor.(1) Bir tarafta cari açığın 48 milyar doları geçtiği, diğer taraftan krize yüklenen işsizliğin kriz geçti denmesine rağmen kriz öncesi rakamlara bile dönmeyişi dururken, ekonomi yazarlarımız bu sorulara sadece değiniyorlar, aldıkları, merak etmeyin her şey iyi, cevaplarıyla yetiniyorlar. Ali Babacan kendisine yöneltilen, bu cari açıkla nereye kadar, sorusunu, finanse edebiliyoruz sorun yok diyerek savuşturuyor. Peki, AKP’nin iktidara geldiği yıllarda likidite bolluğu vardı, aşırı kârlar kendilerine yatırım alanları arıyorlardı; o zamanlar cari açığın finansmanı kolaydı. Ya şimdi? Artık kriz var. General Motors gibi devler bile devlet desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyorlar. Şimdi AKP bu finansmanı nereden buluyor? Yunanistan, İspanya gibi ülkeler büyük oranlı devlet tahvili satmaya çalıştıklarında yabancı basında, acaba satabilecekler mi, gibi sorular görüyoruz; Türkiye nasıl oluyor da bu kadar rahat finansman bulabiliyor? Her yıl nereden geldiği belli olmayan paralarla mı büyümeye devam edeceğiz? Daha geçen yıl, varlık barışı adı altında para aklama cennetine dönüşen Türkiye’ye, nasıl kazanıldığı muallâkta kalan 10 milyar dolar girmişti. Türkiye bu şekilde mi finansmanını buluyor? Tabii bu sorular, toplantıda bakana veya MB Başkanı’na sorulmuyor.

Büyüme İşsizliği Düşürmüyor

Güngör Uras’tan okuyoruz, bakan devam ediyor. “ 2011 Yılında yüzde 4 veya 5 büyürsek, AB’nin en fazla büyüyen ülkesi oluruz.” Sonra da ekliyor; yüzde 4-4,5 büyüme işsizlere iş yaratmayacak. Bu ikisini bir araya getirince AB’nin en fazla büyüyen ülkesi “onurunu” taşıyan Türkiye kendi işsizine iş bulamıyor. Böylece büyümemizin gerçek bir büyüme olmadığını rahatlıkla anlıyoruz. Parasını aklamak için Türkiye’ye getirenler sayesinde büyümeyi sürdürüyoruz, ama kesinlikle ve kesinlikle o paradan işsize yoksula pay vermiyoruz.

Şubat ayında Tayyip Erdoğan grup toplantısında yaptığı bir konuşmada bir önceki DSP-MHP-ANAP koalisyonunu IMF’den borç almakla suçlamış ve onların borcunu ödüyoruz, demişti. IMF’den borç almak sadece onlardan para almak olmadı hiçbir zaman, her zaman yoksulu ezen politikalarla geldi IMF. Doğru, AKP pek tercih etmedi IMF’den borç almayı. Ancak AKP’nin politikaları IMF’yi pek de aratmadı. Yüksek faiz-düşük kur, özelleştirmeler, ücret baskılamaları, bunların hepsi IMF’nin politikaları. Bunun dışında AKP de borç aldı. Zaten cari açık finansmanı da bu şekilde oluyor. AKP hükümetinde gördüğümüz, daha doğrusu göremediğimiz, bu paranın nereden geldiği ve ne karşılığı geldiği. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın, biz önceki hükümetlerin borcunu ödüyoruz, sözleri gerçeği ifade etmiyor; bir yerdeki borcu kapatırken başka bir yerden çok daha yüksek miktarlarda borçlanılıyor.

Devletin politikaları bu şekildeyken, sermaye sahiplerinin nasıl olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. “İşçi Bulamıyoruz, Afrika’dan Getirteceğiz” başlıklı haber(2) ve Mudurnu Tavukçuluk Yönetim Kurulu Başkanı Zuhal Daştan’ın açıklamaları tahminlerimizi doğru çıkarıyor. Daştan, çalışacak eleman ihtiyaçlarının olduğunu; ancak bulamadıklarını söylüyor ve Türk toplumunun çalışmaya sıcak bakmadığını belirtiyor. İnsan, işsizlik hesaplarının nasıl yapıldığını Zuhal Daştan’ın bilip bilmediğini düşünüyor; çünkü hesap çalışmak isteyip çalışamayanlar üzerinden yapılıyor. Yani Daştan’ın dediği gibi Türk toplumu çalışmak istemiyor, gibi bir şey söz konusu değil. Devamını okuduğumuzda Daştan’ın istediği koşullarda kimsenin çalışmadığını görüyoruz. Daştan, yeşil kartlı vatandaşlara yapılan desteklerden ve CHP’nin her aileye 600 lira demesinde rahatsız, bunun insanları çalışmamaya sevk ettiğini söylüyor. Doğrudan söylemese de Daştan’ın 600 liradan daha ucuza işçi çalıştırmak istediğini anlıyoruz. O halde Daştan’a soruyoruz, neden işçi kelimesini kullanıyorsunuz, bu nezaket niye, köle deyin. Siz de rahat edersiniz, biz de. Türkiye’de köle aradık, şansımızı bir de Afrika’da deneyelim, deyin.

AKP’nin ekonomi politikası, diktatoryasının birebir yansıması halindedir. Sermaye sahipleri, imam-cemaat ilişkisi türünden, bu diktatoryanın sürdürücüleri konumundalar. Böyle bir süreçte daha insani bir yaşam talebi AKP’den çok uzaktadır.


Doruk Cengiz
Odatv.com

 

(1) http://ekonomi.milliyet.com.tr/-cikan-10-milyar-dolarin-tamamina-yakini-geri-geldi-/ekonomi/ekonomiyazardetay/05.03.2011/1360204/default.htm
(2) http://finans.milliyet.com.tr/2011/Haber/3/4/isci-bulamiyoruz--afrikadan-getirtecegiz/743734/index.html

0
0
0
Yorum Yaz