Bunlar Nasıl Müslüman ?

2011-03-04 20:59:00

 

       
 
 

 

Kıymet Nadir BİNDEBİR

Ne kiliselere diktikleri istavrozlar arındırıyor içlerini, ne cemaatle kıldıkları cenaze namazları...

Haklarında kimin ne düşündüğü, ne dediği hiiiç önemli değil. Rezil olmaktan, yargılanmaktan falan asla korkmuyorlar. Tek korkuları servetlerini kaybetmek ve ölmek. Ciddiye alabildikleri tek insan türü, tabut içinde musalla taşında yatan. Toprakta börtü böceğe, ota çiçeğe dönüşmeye onlar 'kabir azabı' diyorlar. Alaturka keneflerde paçalarına sıçrattıkları bir damla idrarın, mezarlarında onları ters döndüreceğine inanmışlar bir kere. İdam cezası kaldırıldığından beri Türk Ordusu'na meydan okumayı ölüme meydan okumak bellediler.

Silivri-Hasdal tutsaklarına ana-babalarının cenazesine katılma iznini bir telefonla talimat buyurmaları ölüme olan korkularından, saygılarından.

Silivri-Hasdal tutsaklarını tek kişilik hücrelere kapatıp öldürülme korkusu yaşatmaları,

hasta tutsakların tedavilerini engelleyerek ölüme mahkum etmeleri aslında o tutsakların direnme gücüne duydukları saygıdan. Tutsaklara ölümü hatırlatırken aslında kendi ölümlerinden korkuyorlar. Zevkten (ve hipoglisemiden de) zangır zangır titriyorlar.

Anıtkabir'de ayaklarının geri geri gitmesi, deftere kendi elyazılarıyla mesaj yazmayıp, kaligraflara önceden yazdırılmış mesajlara imza atıverip oradan alelacele çıkıvermeleri hep korkularından. Orada yatanın ölü ama ölümsüz ve had safhada diri olması, ölüm korkusunu kanser gibi bütün hücrelerine yayıyor. Kendilerini kemoterapiye girmiş gibi, en güçsüz en bulantılı hissettikleri coğrafya Anıttepe.

Ne orada yatana "Aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz" mesajları yazmak rahatlatıyor korkak ruhlarını ve ne de Anıttepe'ye inat olsun diye diktikleri Kocatepe'den yayılan ezanlar...

'Kutsal'ları geçmiş değil!

6 bin yıllık tarihi esere 'çanak-çömlek' deyip üzerine asfalt dökebiliyorlar. Onların tapındığı geçmiş, Türk olmayan, saraya kerhane kurmuş, balkondan saçtığı altınlarla gücünün, servetinin önünde diz çöktüren 'biat/itaat geçmişi.'

Kutsalları şimdiki zaman da değil! 'Şimdi'ye, 'şu an'a konsantre olmak her türlü kutsalı öldürür çünkü... Şimdi'ye, şu an'a yönelmek insanı kendi özüne, bedenine döndürür. Oysa onlar, tatmin edilmemiş bedensel ihtiyaçlarının onları ne hale getirdiğinin ortaya dökülmesinden de korkuyorlar. "Hanımsız gezmeyiz" demeleri, ceplerine mesir macunu doldurup göstermeleri bu gizleme ihtiyacından.

Bu adamların kutsalı gelecek de değil. Geleceği düşünen suyu zehirlemez, tohumun soyunu bozmaz, toprağına siyanür döktürmez.

Kutsalları 'ahiret' bu adamların! 'Gelecek zaman'dan bir sonraki zaman... Var olmayan ve zaman olmayan bir zaman ahiret. El İlah'ın pardon Allah'ın bir senaryosu.

Ne Büyük Ortadoğu Projeleri'ne rahatça domalmak için aldıkları milyar dolarlık komisyon lavmanları rahatlatıyor onları, ne haremlerinin üstünden kaltıktan sonraki gusül abdestleri...

Ne imam nikahlı kumaları dindiriyor şimdi'ye, bugün'e, hayata düşmanlıklarını ve ne de dinledikleri ilahiler...

"İyi halli tecavüzcüler"in, "suça sürüklenmiş (!) testereli çocuk katiller"in kahraman olduğu ülkenin "hikmet ehli" yöneticileri, düğünlerde "En az üç çocuk yapın" derken aslında hayatla dalga geçiyorlar. Tekmeleyip üniversite öğrencisi anasının karnında öldürdükleri fetusle, öldürdükleri muhalif yaşı sıfırın altına indi.

Artık keyifler, kutlamalar, eğlenceler gizli ama, ibadetler, matemler, dövünmeler kitlesel.

Reklamlarda bile insanların keyif aldığı, eğlendiği anları, insanlara keyif veren objeleri göstermek yasak. Televizyonda gösterilen tüm insanlar mutsuz olmak, dizilerdeki tüm mutluluklar yarım kalmak zorunda. Dizilerde tüm düğünler hüzünlü, tüm cenazeler ağır, asil ve özlenen...

Öyle bir ölüme, mutsuzluğa tapınma demleri ki; bu demlerin mimarlarının, ne Yunan papazlara vatandaşlık satmak arındırıyor içlerini ve ne de Türk imamlara hakimlik, savcılık, büyükelçilik payesi dağıtmak.

İsyan etmiş halk haber altlarına yorum yazıyor: "Bunlar nasıl müslüman?"

"Bunlar aslında sapına kadar müslüman kardeşim" yazmak geliyor içimden. "İslamiyet köleliği kurumsallaştırmış, 1400 yıldır emperyalizmin, sömürgecinin hizmetinde bir dindir (ince ince anlatacağım sonraki yazılarda). İslamiyet ölüme, islamiyet ölümden sonrasına tapınır. Dolayısıyla siz bugününüzü, yarınınızı kurtarmak için islami söylemde bulunanların kuyruğuna takılmayın. Kutsalı ahiret olan adamdan bugün için birşey istersen kutsalına ihanet etmesini beklemen gerekir, çünkü o adamın kutsalı gelecekten bir sonraki, var olmayan bir zamandır." demek geliyor içimden...

Halktan koptukça göklerden yardım istiyorlar. Halktan alamadıkları iktidarı göklerden bekliyorlar. Koca İstanbul üzerine "Allah'ı yücelten" çılgın projeleri varmış. Deprem fay hattının üzerine, uydudan bakılınca Arapça 'allah' yazısı gibi görünen gökdelenler dikecekler. O yazıyla Allah'a mesaj verdiklerini, kendileri için ayrıcalık istemeye hakları olduğunu düşünecekler. Bekledikleri ayrıcalığın ne olduğunu Cüppeli Hoca denen adam söyledi: bakire, kocasız ölmüş kızların kendilerine cariye olarak verilmesi. Cennetin İç Hizmet Kanunu kendilerine yontar diye düşünüyorlar.

ABD destekliyor, AB iteliyor, diktatör olmaya özenen aşırı sağcı, aşırı liberal ruh hastaları Türk ulus-devletini sorguluyor, tahrip ediyor. Bir yapmadıkları adlarına para bastırmak kaldı. Allah sikkesi. Bir Allah sikkesi eşittir bir Amerikan senti.

Sikke sikke ülkedeki tüm değerli arazilerin, dağların, göllerin, köşklerin tapusunu üzerlerine geçirdiler.

Çevreden gelen tepkilere duyarsız, utanma duygusu kalmamış narsistik kişilikler bunlar.

Her eleştiriyi haset, her protestoyu provokasyon sanırlar. Tüm toplumsal birikimi, tüm kültürel değerleri, bireysel ve anlık mutlulukları için terketmeye hazırdırlar.

Demokraside öyle ileri gittiler ki; Meclis'i devredışı bırakıp muhalefeti kısıtlayıcı içtüzük değişiklikleri bile yaptılar. Meclis'te saat başına 5 vatana ihanet, sokakta kişibaşına 7 cehennem düştü.

Artık ne kiliselere diktikleri istavrozlar arındırıyor içlerini, ne cemaatle kıldıkları cenaze namazları...

Ölüm korkusundan etraflarına etten duvar örüyorlar. İman hırsızları, inandıkları dinin kitabını bile Amerika'nın talimatıyla değiştirdikten sonra ölüm korkuları kontrolden çıktı. Herkese meydan okurmuş numarası yapabiliyorlar ama ölüm karşısında çaresiz kalıyorlar.

Kalabalık cenazelerdeki asık suratları üzüntüden değil. Sıra kendilerine geldiğinde tabuta da yumurta atılmasından korkuyorlar. 'Giderken' nasıl uğurlanacaklarının farkındalar. Haziran seçimlerinin ölümle hayat arasında geçeceğini en iyi onlar biliyorlar.

"Kazanamazsam yollara düşerim" beyanı hangi kaçış planının ifadesidir sen bana söyle ey okur!

 

Kıymet Nadir BİNDEBİR


 

0
0
0
Yorum Yaz